<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kuran - Mesut Özbilir</title>
	<atom:link href="https://mesutozbilir.com.tr/tag/kuran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://mesutozbilir.com.tr</link>
	<description>Mesut Özbilir&#039;in ilmi ve fikri yazılarının yayınlandığı şahsi web sitesidir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Mar 2024 14:25:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://mesutozbilir.com.tr/wp-content/uploads/2023/01/cropped-Mesut-Ozbilir-Resim-1-32x32.jpg</url>
	<title>Kuran - Mesut Özbilir</title>
	<link>https://mesutozbilir.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;ANLAMADIKTAN SONRA KUR&#8217;AN OKUMANIN BİR MANASI YOK&#8221; SÖYLEMİNİN TAHLİLİ</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/anlamadiktan-sonra-kuran-okumanin-bir-manasi-yok-soyleminin-tahlili/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=anlamadiktan-sonra-kuran-okumanin-bir-manasi-yok-soyleminin-tahlili</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/anlamadiktan-sonra-kuran-okumanin-bir-manasi-yok-soyleminin-tahlili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2023 18:29:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamadan Kuran okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Hatim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıraat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mukabele]]></category>
		<category><![CDATA[Tilavet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=185</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim nazil olduğu günden itibaren hem dünyevi hem de uhrevi anlamda insanlığa rehberlik etmiştir. Tesis ettiği medeniyet sadece Müslümanları ihya etmekle kalmamış çoğu kere gayri Müslimleri de etkileyerek takdirlerini kazanmıştır. Allah kelamı olması hasebiyle Müslümanlar nazarında hem hayatlarını tanzim ettikleri bir nizam, hem ibadetlerini yerine getirdikleri kutsal bir metin ve hem de ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/anlamadiktan-sonra-kuran-okumanin-bir-manasi-yok-soyleminin-tahlili/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "&#8220;ANLAMADIKTAN SONRA KUR&#8217;AN OKUMANIN BİR MANASI YOK&#8221; SÖYLEMİNİN TAHLİLİ"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/anlamadiktan-sonra-kuran-okumanin-bir-manasi-yok-soyleminin-tahlili/">“ANLAMADIKTAN SONRA KUR’AN OKUMANIN BİR MANASI YOK” SÖYLEMİNİN TAHLİLİ</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim nazil olduğu günden itibaren hem dünyevi hem de uhrevi anlamda insanlığa rehberlik etmiştir. Tesis ettiği medeniyet sadece Müslümanları ihya etmekle kalmamış çoğu kere gayri Müslimleri de etkileyerek takdirlerini kazanmıştır. Allah kelamı olması hasebiyle Müslümanlar nazarında hem hayatlarını tanzim ettikleri bir nizam, hem ibadetlerini yerine getirdikleri kutsal bir metin ve hem de tilavetiyle, hatmiyle, hattıyla vs. meşgul olarak bereketlendikleri ilahi bir fazilet membaı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">Modern zamanlara gelinceye kadar Müslümanların dünyasında böylesine engin bir alanı kuşatan Kuran-ı Kerim ne yazık ki günümüzde dar bir alana hapsedilmiştir. Cumhuriyet dönemiyle birlikte hem Kuran&#8217;ın hükümleri yürürlükten kaldırılarak sosyal ve hukuki alandan soyutlanmış hem de Kuran alfabesi olan elif-bâ&#8217;nın yasaklanması ve medreselerin kapatılmasıyla ilmi anlamda tedavülden kaldırılmıştır. 1950&#8217;li yıllardan itibaren elif-bâ&#8217;nın kısmen de olsa serbestleşmesi halkımıza yüzünden de olsa Kuran-ı Kerimi öğrenip okuyabilme imkânı sağlamıştır. Ne var ki bu durum Kuran-ı Kerim&#8217;in sadece yüzünden okunan bir kitap hüviyetine bürünmesine sebep olmuş, hayatımızdaki fonksiyonu Ramazandan Ramazana hatmedilmekle ve mezarlıklarda okunmakla sınırlı kalmıştır. Bu durum yaygınlık kazanınca ister istemez ilim ve fikir adamları tarafından Kuran&#8217;ın asli görevine dikkat çekilmiş, manasının anlaşılmasına ve hayata aktarılmasına daha fazla ehemmiyet gösterilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Ne var ki bu haklı hassasiyet bir müddet sonra belirli çevreler tarafından amacının dışına çıkarılarak; tilavet, kıraat, hafızlık, hatim ve mukabele gibi halkımızın Allah&#8217;a yaklaşmak için rağbet gösterdiği değerlerimiz örselenmeye başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Mecellenin <em>&#8220;Bir şey bütünüyle elde edilmezse, tamamen de terk edilmez&#8221;</em> kaidesi gereğince halkımız maruz kaldıkları bütün olumsuzluklara rağmen imkânlar nispetinde Kuran-ı Kerim&#8217;le olan münasebetini sürdürmeye önem göstermiş; yüzünden de olsa okumasını öğrenmiş, tilavetiyle meşgul olmuş, hatimler indirerek Allah&#8217;ımızın kurbiyetine talip olmuşlardır. Zira Kuran&#8217;ın yüzüne bakmak ibadet,<a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> okumak ibadet, ezberlemek ibadettir.</p>
<p style="text-align: justify">Durum böyle iken Kuran&#8217;ın manasını anlamak üzerinden lafebeliği yapan meal furyasının yoğun propagandaları insanımızı menfi anlamda etkilemiş, tabiri caizse Dimyat&#8217;a pirince gideyim derken evdeki bulgurundan da etmiştir. Kuran-ı Kerim&#8217;i Cumadan Cumaya, Ramazandan Ramazana da olsa açıp okuyan, hatimler indiren insanlar artık bundan sarfı nazar etmeye, Kuran okumayı öğrenmek için can atan kitleler tarafına bakmamaya başlamışlardır. Asırlardır okumayı bilen bilmeyen herkesin evinin başköşesinde hürmetle muhafaza edilen Mushaf-ı Şerifler müslümanların evlerinden de tecrit edilmiş yerini dünyalık süslere bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Öncelikle şunu açıklıkla ifade edelim ki; Kuran-ı Kerim&#8217;i okuyarak Allah&#8217;a yaklaşmak ve bu okuyuşumuzdan sevap kazanmak için manasını anlamak şart değildir. Kuran-ı Kerim okumanın faziletleriyle alakalı rivayet edilen hadislerin hiç birinde böyle bir şart yer almamaktadır. Nitekim bu hususta yapılan ilmi bir çalışmanın neticesi de şu şekildedir:</p>
<p style="text-align: justify"><em>«Kur’ân’da okuma anlamını ihtiva eden özellikle &#8220;kıraat, tilâvet ve tertîl&#8221; kavramları hem cahiliye dönemi şiir örneklerinden hem de lügat ve tefsir kaynaklarından araştırılarak bu kavramlar kullanıldığında bizzat lafızlarının “okuma” anlamını ihtiva ettiği ancak “anlayarak okuma” gibi bir anlamı ihtiva etmedikleri sonucuna varılmıştır. Bir başka ifadeyle “okuma” denilen faaliyet için anlam ve amel son derece önemli ama bu “okuma”nın gerçekleşmiş olmasının şartı okunan metni anlamak değildir. Okumak mutlak bir faaliyettir, anlayarak yapılanı kuşattığı gibi anlamayarak yapılanı da ihtiva eder bir özelliktedir.»<a href="#_edn2" name="_ednref2"><strong>[2]</strong></a></em></p>
<p style="text-align: justify">Yani Kuran-ı Kerim okuyan kişi anlasın veya anlamasın mutlak olarak ecir ve sevaba nail olur.  Evet, Kuran-ı Kerim&#8217;in öncelikli gayesi anlaşılıp hayata tatbik edilmesidir; lakin biz şuanda bu konudaki bir saptırmayı gündemimize aldığımızdan evvela bu meseleyi vuzuha kavuşturduktan sonra Kuran-ı Kerim&#8217;in anlaşılarak okunması üzerinde de duracağız inşallah.</p>
<p style="text-align: justify">Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong><em>“Kim Kuran-ı Kerim’den bir harf okursa, onun için bir hasene vardır. Her bir hasenenin karşılığı da on sevaptır. (Dikkat edin) Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis &#8216;elif&#8217; bir harftir, &#8216;lâm&#8217; bir harftir, &#8216;mîm&#8217; de bir harftir.”</em></strong><a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Bu hadis-i şerifte Peygamberimizin (s.a.s.) “hurûf-ı mukattaa” olarak isimlendirilen ve manası kesin bir şekilde bilinmeyen (ألم) elif-lâm-mîm harflerini örnek vermesi son derece dikkat çekicidir. Çünkü bu harflerin ne manaya geldiği ne Kuran-ı Kerim&#8217;de ne de hadis-i şeriflerde izah edilmemiştir. Müteşâbihattan olmaları ve müteşâbihatın yorumlanmasının da dinen yasaklanması sebebiyle âlimlerin birçoğu da Hurûf-u mukattaaya mana vermekten kaçınmışlardır.<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Yani Peygamberimiz (s.a.s.) manası anlaşılmayan, ne anlama geldiği bilinmeyen bu üç harfi okuyan kimse için bile üç hasene verileceğini ve bu üç hasenenin de on katıyla mükâfatlandırılacağını müjdelemektedir. Buradan da ortaya çıkıyor ki Kuran-ı Kerim okumanın ibadet vasfı kazanması ve okuyan kimsenin ecre nail olması manasının anlaşılmasıyla kayıtlı değildir. Anlamayarak da olsa Kuran-ı Kerim&#8217;i okuyan kişi okuduğu her bir harf için en az on sevap kazanır. İhlas ve samimiyeti oranında bu mükâfat daha da katlanabilir. Nitekim Kuran-ı Kerim&#8217;de Allahu Telala şöyle buyurmaktadır: <strong><em>&#8220;Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat kat artırır. Ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.&#8221;</em></strong><a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="text-align: justify">Kuran-ı Kerim okumaya teşvik noktasında ecir kapıları o kadar açılmıştır ki okumakta zorlanan ve kekeleyerek okumaya çalışan kimsenin bile iki kat ecre nail olacağı bizzat Peygamberimiz (s.a.s) tarafından müjdelenmiştir. Hz. Aişe (r.anha) validemizin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Efendimiz (s.a.s.) bunu şöyle ifade buyurmuştur:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong><em>&#8220;Kuran&#8217;ı ezberleyip okuyan kişi, Allah katındaki seçkin meleklerle birlikte olacaktır. Kuran&#8217;ı zorlanarak/ kekeleyerek de olsa okumaya çalışan kişiye ise &#8216;iki kat&#8217; ecir vardır.&#8221;</em></strong><a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Bu hadis-i şerifte yine Kuran-ı Kerim okumanın faziletiyle alakalı çok önemli bir noktaya işaret ediyor. Yani anlamak şöyle dursun, okumakta bile yeterli olmayan, çat pat okumaya çalışan bir kimse bile ecir ve mükâfattan mahrum kalmıyor. Üstelik okumakta mahir olandan iki kat daha fazla ecir vaat ediliyor. Bu müjde &#8220;güzel okuyamıyorsan bile okumaya devam et, Kuran tilavetinden mahrum kalma&#8221; mesajı veriyor adeta.</p>
<p style="text-align: justify">Burada son derece önemli bir ayrıntı da şudur; Kuran-ı Kerim Peygamberimiz (s.a.s.)&#8217;e bizzat vahyolunduğu ve kalbine işlendiği halde<a href="#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> o da Kuran-ı Kerim&#8217;i hem tilavet eder hem de dinlemeyi severdi. Hz. Aişe annemizin anlattığına göre Peygamberimiz (s.a.s.) onun hanesinde kaldığı bir gecede el-Bakara, Âl-i İmran ve en-Nisa surelerini okumuş, tehdit bildiren ayetleri okuyunca dua edip Allah&#8217;a sığınmış, müjde bildiren ayetleri okuyunca da dua edip (bahsi geçen müjdeleri) istemiştir.<a href="#_edn8" name="_ednref8">[8]</a>  Hâlbuki Efendimiz (s.a.s.) Kuran-ı Kerim&#8217;de geçen müjdeleri de tehditleri de biliyor ama yine de baştan başlayarak tekrar tekrar okuyor.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify">Başka bir hadisi şerifte ise Kuran-ı Kerim dinlemeyi sevdiği şu şekilde rivayet edilmektedir: &#8220;<em>Rasulullah (s.a.s.) sahabeden Abdullah b. Mes&#8217;ûd (r.a.)&#8217;ın kendisine Kuran-ı Kerim okumasını istemişti. Bunun üzerine İbn Mes’ûd (r.a.): &#8216;Ya Rasûlallah! Kur&#8217;an sana indirildiği halde ben mi sana okuyacağım?&#8217; dedi. Peygamberimiz (s.a.s.) de: &#8216;Evet, onu başkasından dinlemeyi seviyorum!&#8217; buyurdular</em>.&#8221;<a href="#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Sahabe-i Kiram&#8217;ın Kuran&#8217;la olan münasebetlerini incelediğimizde de Kuran okumaya son derece yoğunluk verdiklerini, belirli aralıklarla Kuran-ı Kerim&#8217;i hatmettiklerini görüyoruz. Hatta gerek kendi aralarında gerekse Efendimiz (s.a.s.)&#8217;e hangi sıklıkla Kuran&#8217;ı hatmetmenin uygun olacağı sorusunu yönelttikleri hadis kaynaklarımızda yer almaktadır.<a href="#_edn10" name="_ednref10">[10]</a> Hz. Osman (r.a.)&#8217;ın bir gecede Kuran&#8217;ı hatmettiği vaki ise de bazı âlimler üç günden daha az sürede hatmedilmesini mekruh görmüşler.<a href="#_edn11" name="_ednref11">[11]</a> En fazla ne kadar zamanda bir hatmedilmeli noktasında ise kırk günden fazla arayı açmayı mekruh görenler olmuştur. Ancak Hasen b. Ziyad&#8217;ın (r.h.) naklettiğine göre Ebu Hanife (r.h.) Peygamberimizin (s.a.s.) vefat ettiği yıl Cebrail (a.s.)&#8217;a Kuran&#8217;ı iki defa okuduğunu delil getirerek senede iki defa hatmedenin Kuran&#8217;ın hakkını vermiş olacağını ifade etmektedir. <a href="#_edn12" name="_ednref12">[12]</a> Yani sahabe-i kiramın Kuran-ı Kerim&#8217;i belli süre zarfında baştan sona okuyup hatmetmek gibi bir hassasiyetleri olduğu kaynaklarımızda çok açık bir şekilde yer almaktadır. Bununla beraber Kuran-ı Kerim&#8217;i hatmettikleri vakit aile efradını toplayarak dua ettikleri de rivayet olunmuştur.<a href="#_edn13" name="_ednref13">[13]</a></p>
<p style="text-align: justify">Toparlayacak olursak Kuran-ı Kerim&#8217;in; tilavetiyle, mukabelesiyle, hatim dualarıyla vs. toplumumuzda kökleşmesi asr-ı saadete muvafıktır ve birebir ashabı kiramın hayatlarından bize intikal etmiştir. Hadis kaynaklarımızda Kuran okumanın faziletleriyle alakalı &#8220;Fezâilü’l-Kur’ân&#8221; başlığıyla hususi bahisler açılmış; Kuran&#8217;ı okumaya, anlamaya, öğrenmeye, öğretmeye ve onunla amel etmeye teşvik eden rivayetler bu başlık altında toplanmıştır. Ancak bu rivayetlerin hiç birinde Kuran tilavetinin ibadet vasfı kazanması ve okuyana ecir kazandırması manasının anlaşılmasıyla kayıtlanmamıştır. Tabi ki de asıl olan ve faziletli olan Kuran-ı Kerimi anlayarak, tefekkür ederek, sindirerek ve en önemlisi amele dökerek okumaktır. Ancak başta da ifade ettiğimiz gibi biz buraya kadar, süslü laflarla insanımızın Kuranı Kerim&#8217;le olan irtibatını koparmaktan öte bir mana taşımayan kısır bir anlayışa cevap vermeyi amaçladık. Kuran&#8217;ı anlamak üzerine mülahazalarımızı yeni bir başlık altında ifadeye gayret edelim.</p>
<h3 style="text-align: justify"><strong>Kuran&#8217;ın Manasını Anlamak Üzerine</strong></h3>
<p style="text-align: justify">Ülkemizde gerçekten çok suiistimal edilen meselelerden birisi de budur; Kuran&#8217;ın manasını anlamak. Son yıllarda meal yazmak adeta moda oldu. Önemli bir kısmı mezhepsiz ve de ilimsiz kimseler olan bu meal furyası, kendi pazarlarını oluşturmak adına bütün bir ulemayı insafsızca tenkit etmekte Kuran&#8217;ın bugüne kadar yanlış anlaşıldığını/ anlatıldığını kendilerinin doğrusunu anlayıp anlattığını ileri sürmektedirler. Dolayısıyla Kuran-ı Kerim&#8217;in anlaşılması mevzu bahis olduğunda bir numaralı alternatif olarak sunulan &#8220;meal&#8221; kavramı üzerinde duralım.</p>
<p style="text-align: justify">Meâl; «sözlükte &#8220;bir şeyin varacağı gaye, bir şeyi eksiltmek&#8221; demektir. Istılahta; Kuran ayetlerini her yönü ile aynen çevirme iddiası olmaksızın, başka bir dile aktarmak anlamında kullanılır. Kuran&#8217;ın kelime ve cümlelerini kelimesi kelimesine, hiçbir anlamını eksik bırakmadan başka bir dile çevirmek mümkün olmadığı için Kuran&#8217;ın başka dillere çevirisine meâl ismi verilmiştir. Bu kelime ile yapılan çevirilerde eksik olabilir, bu anlam, ayetin, kelimenin yaklaşık manasıdır demek istenir.»<a href="#_edn14" name="_ednref14">[14]</a></p>
<p style="text-align: justify">Meâlin, hem sözlük hem de ıstılah manasından da anlaşıldığı üzere Kuran-ı Kerim&#8217;in başka bir dile “mana ve mefhum” olarak aktarılmasına meal adı veriliyor. Kısacası meal, yazarının Kuran-ı Kerim&#8217;den kendi anladığı mana ve mefhumu Türkçe&#8217;ye veya herhangi bir dile aktarmasıdır, diyebiliriz. Burada sormamız gereken şöyle bir soru var; Kuran-ı Kerim&#8217;den herkes aynı manayı anlayabilir mi? Tabi ki hayır, herkes aynı manayı anlasa zaten mezhepler, meşrepler, farklı dini guruplar ortaya çıkmazdı. Bugün yazılmış Türkçe meallere baktığımızda da bu durumu rahatlıkla müşahede edebiliriz. Aynı ayet bir meale farklı başka meale daha farklı bir biçimde aktarılabiliyor. Mesela bir örnek zikredecek olursak Bakara Suresinde -surenin de ismini aldığı- İsrâiloğulları&#8217;na dair bir kıssa şöyle anlatılır:</p>
<p style="text-align: justify">وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْساً فَادّٰرَءْتُمْ ف۪يهَاۜ وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَۚ ﴿٧٢﴾ فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَاۜ كَذٰلِكَ يُحْـيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٧٣﴾</p>
<ul style="list-style-type: square">
<li style="text-align: justify"><strong>Diyanet İşleri Başkanlığı Kuran Yolu Meali:</strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify"><em>“Hani siz bir adam öldürmüştünüz de bu hususta birbirinize düşmüştünüz. Hâlbuki Allah sakladığınızı ortaya çıkaracaktı. Sonra “(kesilen ineğin) bir parçasıyla ölüye vurun” dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini gösterir.”</em><a href="#_edn15" name="_ednref15"><sup>[15]</sup></a></p>
<ul style="list-style-type: square">
<li style="text-align: justify"><strong>Hayat Kitabı Kuran, Mustafa İslamoğlu:</strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify"><em>“Hani bir kişiyi öldürmüştünüz de, hemen ardından bu konuda birbirinizi suçlamıştınız. Oysaki Allah örtbas ettiğiniz gerçeği açığa çıkarırdı. Bu maksatla dedik ki: “Bu (prensib)i<a href="#_edn16" name="_ednref16"><strong>[16]</strong></a> bu türden (çözümlenmemiş cinayet olaylarından) bazılarına da uygulayın. Allah aklınızı kullanabilesiniz diye ölüyü işte böyle diriltir ve âyetlerini size bu şekilde gösterir.”</em><a href="#_edn17" name="_ednref17"><sup>[17]</sup></a></p>
<ul style="list-style-type: square">
<li style="text-align: justify"><strong>Süleymaniye Vakfı Meali:</strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify"><em>“Bir gün de bir kişiyi öldürüp suçu birbirinize atmıştınız. Hâlbuki Allah gizlemiş olduğunuz şeyi ortaya çıkaracaktır. Ölenin parçasını bedenine yerleştirin!” dedik. Allah ölülere, bu şekilde (parçaları tamamlayarak) can verir. Size ayetlerini gösteriyor ki aklınızı kullanasınız.”</em><a href="#_edn18" name="_ednref18"><sup>[18]</sup></a></p>
<p style="text-align: justify">Evet, aynı ayetin üç farklı mealini okuduk, aynı ayet ama çok farklı şekillerde meallendirilmiş. Aslında yorumlanmış demek daha doğru olur. Sadece Diyanet Meali olabildiğince metne sadık kalmış, zamirle ifade edilen kısmı parantez içinde zikretmiş; ancak diğer ikisine baktığımızda tamamen farklı şeyler anlatılıyor. Bu neden böyle? Çünkü Kuran yoruma müsait bir metindir. Dolayısıyla meal yazarlarının ilmi birikimleri, akli ve fikri derinlikleri ve en önemlisi itikadi görüşlerinin farklılığı oranında mealler de farklılaşıyor ve tabiri caizse ortaya böyle bir keşmekeş çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify">İşte insanları Kuran&#8217;ı anlamak sloganıyla meal furyasına sevk edenler aslında böyle bir kargaşanın içine sürüklemektedirler. &#8220;Kuran&#8217;ı Türkçesinden okudum, çelişkiler buldum vs.&#8221; diyerek deist ateist olan binlerce gencin sorumlusu işte bu arızalı kafadır. Kuran&#8217;da çelişki buldum diyorlar hâlbuki onlara &#8220;bu Kuran değildir, bizim Kuran&#8217;dan anladığımızdır&#8221; denilseydi tahribat belki bu boyutlara varmazdı. Ancak &#8220;Allahu âlem Allah&#8217;ın muradı böyledir&#8221; demek ihtiyatını bile göstermekten ictinab eden mütekebbir zevat vahyi bizzat Cebrail&#8217;den (a.s.) almış edasıyla ahkâm kesmeyi tercih ederek bir neslin inancına dinamit yerleştirdiler. <strong><em>&#8220;Artık vay o kimselerin hâline ki, kitabı elleriyle yazarlar da, sonra da onu az bir pahaya satabilmek için: &#8216;Bu, Allah katındandır!&#8217; derler. İşte ellerinin yazdıkları yüzünden onların vay hâline! Kazanmakta olduklarından dolayı da vay onlara!&#8221;</em></strong><a href="#_edn19" name="_ednref19">[19]</a></p>
<p style="text-align: justify">İkinci bir şey; meal yazarı itikaden sağlam ilmen yeterli olsa bile, yine de Kuran&#8217;ı tam olarak Türkçeye aktarması mümkün değildir. Çünkü hiçbir dil tam olarak diğer bir dilin duygu ve düşüncelerini yansıtamaz. Hal böyle olunca Arapça dilinin zenginliği, Kuran&#8217;ın belagat ve îcâzıyla da birleşince sair dillerin bunu ifade etmekte hepten aciz kalması kaçınılmaz bir durum olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Bu noktada bize güzel bir örnek tasvir edeceğini umduğum bir hadiseyi nakletmek istiyorum. Hepimizin bildiği Çağrı filmi 1970&#8217;li yıllarda Fas çöllerinde çok kısıtlı imkânlarla çekilebilmiştir. Buna rağmen filmin yönetmeni Mustafa Akkad filmi aynı platformda farklı oyuncularla iki defa çekmiştir. Bu çekimlerden biri başrolünü Hz. Hamza karakteriyle Anthony Quinn&#8217;in oynadığı ve Türkiye&#8217;de diğerine nazaran daha meşhur olan İngilizce versiyonu &#8220;The Message&#8221;dır. Diğeri ise bütün oyuncuları Arap olan ve Arapça olarak çekilen &#8220;er-Risâle&#8221;dir. Mustafa Akkad&#8217;a dublaj yapmak yerine neden bunca meşakkate ve masrafa katlanarak çölde kızgın güneşin altında, kum fırtınalarının arasında atlarla oklarla son derece zor savaş sahneleri olan bir filmi iki defa çektiği sorulunca şu manidar cevabı vermiştir: <em>&#8220;Bunun nedeni İslâm’ı Batı’ya &#8220;kendi dilleriyle&#8221;, kendi oyuncularıyla ve en önemlisi kendi mantıklarıyla anlatmaktı.&#8221;</em><a href="#_edn20" name="_ednref20">[20]</a> Aynı soru Mustafa Akkad&#8217;ın oğlu Malek Akkad&#8217;a sorulduğunda ise yine benzer bir şekilde şu cevabı veriyor: <em>&#8220;Birkaç nedenden dolayı iki dilde çekmeyi seçtiğini sanıyorum. Birincisi; Arapça versiyonu Kur’an-ı Kerim’in asıl metnine daha yakın olduğu için bunun dublajı yapılamaz. İkinci olarak da; filmin uluslararası pazarlarda erişimini genişletmek için İngilizce bir versiyon yapmak istediğini düşünüyorum.&#8221;</em><a href="#_edn21" name="_ednref21">[21]</a></p>
<p style="text-align: justify">Bu her iki beyandan da anlaşıldığı üzere İslam&#8217;ı beyaz perde vasıtasıyla Batı&#8217;ya tanıtmayı hedefleyen Mustafa Akkad Batı&#8217;nın duygu ve düşüncelerini ancak kendi dillerini kullanarak tam anlamıyla yansıtabileceğini düşünüyor. Yine bunu yaparken İslam dünyasını da göz ardı etmemek adına Kuran ayetlerini ve hadisi şerifleri orijinal diliyle yansıtmanın daha tesirli olacağını düşünüyor ki bize göre de bu çok isabetli bir düşüncedir.</p>
<p style="text-align: justify">Daha önce de ifade ettiğim gibi hiçbir dil başka bir dilin duygu ve düşüncelerini tam manasıyla yansıtamaz. Her dilin kendine has bir binası, kültürel normları, edebi derinlikleri vardır. Her ne kadar en güzel şekilde çevirmek isteseniz bile o mana derinliğini yansıtmanız mümkün değildir. Mustafa Akkad&#8217;ın bütün o meşakkati ikiye katlayarak filmi iki defa çekmesi işte o mana derinliğini ıskalamamak ve muhatap kitleye kâmil bir biçimde mesajını vermek gayesiyle olmuştur. Oyuncular tarafından temsil edildiği halde bile duygu ve düşünceler tam anlamıyla yansıtılamıyorsa kâğıt üzerindeki bir yazıyla ne kadar yansıtılabilir, takdirlerinize bırakıyorum.</p>
<p style="text-align: justify">Kaldığımız yere dönecek olursak; meal dediğimiz şey Kuran ayetinin olabildiğince yakın bir mana ile başka bir dile aktarılmasıdır. Tam olarak Allah&#8217;ın muradı budur diyebilmemiz mümkün değildir. Belki &#8220;yaklaşık olarak böyledir&#8221; denilebilir.</p>
<p style="text-align: justify">Üçüncü bir şey; tam olarak başka bir dile aktarıldığını varsaysak bile bu meal yine tek başına Allah&#8217;ın kelamını tam olarak anlamamızı temin etmeye yetmez. Çünkü Kuran-ı Kerim&#8217;i anlamak bir ayetin lafızlarını anlamaktan ibaret değildir. Eğer öyle olsaydı bütün Arapların âlim olması gerekirdi; zira Kuran-ı Kerim kendi konuştukları dil ile nazil olmuştur. Bilakis Kuran&#8217;ı anlamak; okuduğumuz bir ayetin &#8220;siyak sibak&#8221; dediğimiz bağlamını, &#8220;sebebi nüzul&#8221; dediğimiz iniş sebebini, &#8220;Mekkî Medenî&#8221; diye taksim ettiğimiz iniş zaman ve mekânını, &#8220;nâsih mensûh&#8221; dediğimiz hükmünün yürürlükten kaldırılıp kaldırılmadığını, &#8220;mutlak mukayyet&#8221; dediğimiz o ayette geçen hükmün başka bir ayetle veya hadisle kayıtlanıp kayıtlanmadığını, &#8220;umum husus&#8221; dediğimiz o ayetin genel ifadesinin başka bir ayetle veya hadisle özelleştirilip özelleştirilmediğini vs. bilmekten geçer. (Hadisler için de aynı kıstaslar geçerlidir) Ve en önemlisi Allah Rasulü&#8217;nün dergâhında yetişmiş sahabe-i kiram başta olmak üzere selef-i salihin (Efendimizden sonraki üç nesil) o ayetleri nasıl anlamış, hayata nasıl tatbik etmiş bunlara da vakıf olmak durumundayız. Sahabe-i kiramın ve selef-i salihinin referans olmadığı hiçbir yoruma bizim din dememiz mümkün değildir. Düşünebiliyor musunuz şu ahir zamanda birileri çıkıyor ve diyor ki &#8220;ben; kendisi veya babaları veya dedeleri Peygamber (s.a.s) ile birlikte namaz kılan, onun hutbelerini vaazlarını dinleyen, onunla savaşlara giden insanlardan daha doğru anlıyorum bu dini.&#8221; Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Bu adamları kelli felli zatlar dinliyor da biri çıkıp demiyor ki vahyin ilk muhatapları, Peygamberin talebeleri Kuran-ı Kerim&#8217;i doğru anlayamadıysa, sen nasıl doğru anlıyorsun?</p>
<p style="text-align: justify">Hâsılı kelam Kuran&#8217;ı anlamak için evvela dilini bilmek, sonra da o dil ile usul, tefsir, hadis, fıkıh, akaid gibi ilimleri ehil üstatlardan tahsil etmek gerekir. Zira günümüze kadar da bu böyle gelmiştir. Dikkat ederseniz son bir asır öncesine kadar Türkler Kuran-ı Kerim&#8217;i Türkçeye tercüme etmemiştir. Çünkü böyle bir şeye ihtiyaç duyulmamıştır. Bunun yerine Kuran ilimleri okunup okutularak Allah&#8217;ın kitabına kendi usul ve menheciyle vakıf olma yolunu benimsemişlerdir. Nitekim Kuran-ı Kerim&#8217;i sağlıklı bir biçimde anlamak ancak bu ilimleri tahsil etmekle mümkün olur.</p>
<h3 style="text-align: justify"><strong>Meallere bakışımızda doğru tavır ne şekilde olmalıdır?</strong></h3>
<p style="text-align: justify">Meallerle alakalı çekincelerimizi dile getirdikten sonra şunun da altını çizmek gerekir ki; bir müslüman kendisine gönderilen kitapla hemhal olup sürekli okuması gerektiği gibi imkânlar dâhilinde manasını da öğrenmeye gayret göstermelidir. Özellikle namazlarda okuduğumuz surelerin anlamlarını bilmemiz önem arz etmektedir. Halkımız açısından bu noktada meallerden istifade olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Her ne kadar Kuran&#8217;ın mana derinliğini tam anlamıyla yansıtamasa da; bizi tefekküre sevk edecek kıssalar, açık seçik bazı ikaz ve uyarılar, dünyevi ve uhrevi anlamda verilen müjde ve tehditler önemli ölçüde anlaşılabilir pasajlardır. Ancak bizim ısrarla dikkat çektiğimiz ve kaçınılmasını tavsiye ettiğimiz şey; meal yazarının Kuran&#8217;dan anlayabildiği kadar Türkçeye naklettiği metni, mutlak olarak Allah&#8217;ın kelamı ve muradı olarak görme ve bunun üzerine bir takım hükümler bina etme anlayışıdır. Kesin olarak ifade edelim ki meal Kuran değildir; Kuran&#8217;ın kısmen ve yaklaşık olarak Türkçeye aktarılmış halidir. Kısmen dememizin sebebi; çoğunlukla ayetlerin birkaç manaya ihtimalli olmasından ve meal yazarının bu ihtimallerden biri üzerine ayetin mealini bina etmesinden dolayıdır.</p>
<p style="text-align: justify">Bunu böylece ifade ettikten sonra üzerinde durmamız gereken bir mesele de şudur; meal seçimi noktasında titiz davranmalı, özellikle son yıllarda ilmi ehliyet ve halis niyetten yoksun olan bir takım kişilerin/çevrelerin piyasaya sürdüğü meallerden uzak durulmalıdır. Mümkün mertebe ilmi geleneğimize bağlı, yeni şeyler ihdas etmenin şehvetine kapılmayan, modern ve seküler çevrelerden alkış alma gayreti içerisinde olmayan, ilmi ehliyete sahip âlimlerin (veya ilmi heyetlerin) telif ettiği &#8220;açıklamalı ve izahlı&#8221; mealler tercih edilmelidir.<a href="#_edn22" name="_ednref22">[22]</a> Ancak her hâlükârda ayet meallerinden kendimizce hüküm çıkarmaktan ve fetva vermekten son derece sakınmalı, hikmetini ve inceliğini anlayamadığımız noktaları ehil kimselere sormalıyız. Elimizdeki mealin de kul yazısı olduğunu ve hatadan kusurdan hali olamayacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.</p>
<h3 style="text-align: justify"><strong>Sonuç</strong></h3>
<p style="text-align: justify">Tafsilatı geride geçtiği üzere Kuran-ı Kerim&#8217;i okumak, ezberlemek hatta yüzüne bakmak bile ibadettir. Bizi Rabbimize yaklaştıracak salih ameller zümresindendir. Bu hususta asla gevşek davranmamalı her gün mutlaka zaman ve imkân dâhilinde Kuran-ı Kerim okumaya özen göstermeliyiz. Ne kadar yoğun olursak olalım hiç olmazsa en az 1 hizb (5 sayfa) okumayı adet haline getirelim. Bununla beraber Kuran-ı Kerim&#8217;i anlamak için de gayret sarf edelim; ancak bunun için ayrı bir vakit tahsis edelim. Yani Kuran-ı Kerim&#8217;i okumayı, kıraat ve tilavet etmeyi ayrı bir ibadet; onu anlamaya çalışmayı, tefekkür ve tedebbür etmeyi de ayrı bir ibadet olarak günlük hayatımıza konumlandırmalıyız. Her ikisi için farklı vakitler tayin ederek az da olsa düzenli bir şekilde Kuran-ı Kerim&#8217;le olan münasebetimizi diri tutmalıyız. Allah Rasulü&#8217;nün (s.a.s.) öğrettiği ve sahabe-i kiram efendilerimizin hayatlarına tatbik ettikleri tavrın bu şekilde olduğu -bir kısmını geride zikrettiğimiz- nakillerle bize kadar ulaşmıştır. Dolayısıyla git gide kaybetmeye başladığımız bu hassasiyetimizi yeniden ihya etmek ve diri tutmak öncelikli vazifelerimizden biri olmalıdır. Kuran-ı Kerim okumayı bilmiyorsak öğrenmeliyiz, az biliyorsak bu bilgimizi daha iyi bir noktaya taşımaya gayret etmeli talimiyle tecvidiyle kıraatımızı süslemeliyiz. Okumayı biliyor da bu kesif propagandaların tesirinde kalarak Kuran okumayı ihmal etmişsek hemen toparlanmalı, bu rahmet ve bereket membaından kana kana içmeliyiz.  İyi bir şekilde okuyabiliyorsak Arapça öğrenmenin ve Kuran ilimlerini tahsil etmenin yollarını aramalıyız. Ama ne yapıp edip bir şekilde Kuran&#8217;ı hayatımızın merkezine koymalıyız.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify">Peygamberimiz (s.a.s.) buyurdular ki: <em>“Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek. Yine Kuran-ı Kerim: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zata elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kuran: ‘Rabbim! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyaz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm: ‘Ya Rabbi! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi manevi mertebelerin en yükseğine ulaştıracak.&#8221;</em><a href="#_edn23" name="_ednref23">[23]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong><em>&#8220;Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.&#8221;</em></strong><a href="#_edn24" name="_ednref24">[24]</a></p>
<p style="text-align: center">***</p>
<hr />
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Suyutî, <em>el-Camiû&#8217;s-Sağir</em> (Daru&#8217;l-Kütübi&#8217;l-İlmiyye, Beyrut, 2017): I-II/242 (3966).</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> AĞIRKAYA, G. “Kur’ân’ı Anlamadan Okumanın Bir Sevabı Yok mudur?” DİYANET İLMÎ DERGİ · CİLT: 56 · SAYI: 3 · TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2020: S. 712.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> <em>Et-Tirmizî</em>, Fezâilü’l-Kur’ân 16 (2910); <em>ed-Dârimî</em>, Fezâilü&#8217;l-Kur&#8217;ân 1 (3342).</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> &#8220;O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.&#8221; 3/Âl-i İmran, 7.</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> 4/en-Nisa, 40.</p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> <em>El-Buhârî</em>, Tefsir 80 (4937); <em>Müslim</em>, Salatû&#8217;l-Müsafirin 244 (1862); vd.</p>
<p><a href="#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Peygamberimiz (s.a.s) Kuran kendisine vahyedilirken ezberlemeye çalıyordu ki bu ayeti kerime nazil oldu: &#8220;(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kıpırdatma. Şüphesiz ki onu (senin kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak bize aittir.&#8221; 75/el-Kıyame, 16-17.</p>
<p><a href="#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Ahmed b. Hanbel, <em>el-Müsned</em>: XXXXI/155 (24609); Beyhakî, <em>Şuabu&#8217;l-iman</em>: (Mektebetü&#8217;r-Rüşd, 2003): III/437 (1925).</p>
<p><a href="#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> El-Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 32 (5049).</p>
<p><a href="#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> <em>Et-Tirmizî</em>, Kıraat 13 (2946); <em>ed-Dârimî</em>, Fezâilü&#8217;l-Kur&#8217;ân 33 (3513).</p>
<p><a href="#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> es-Suyutî, <em>el-İtkan fi ûlumu&#8217;l-Kur&#8217;an</em> (Müessesetü&#8217;r-Risale, Thk: Şuayb el-Arnavud): s. 221.</p>
<p><a href="#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> es-Suyutî, <em>el-İtkan fi ûlumu&#8217;l-Kur&#8217;an</em>: s. 221-222.</p>
<p><a href="#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> <em>ed-Dârimî</em>, Fezâilü&#8217;l-Kur&#8217;ân 33 (3501).</p>
<p><a href="#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Dini Kavramlar Sözlüğü, s. 412.</p>
<p><a href="#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> Diyanet İşleri Başkanlığı, <em>Kuran Yolu Meali</em>, 2/Bakara, 72-73.</p>
<p><a href="#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> &#8220;Prensib&#8221; dediği Tevrat&#8217;tan yaptığı şu nakildir: «Ve o şehrin bütün ihtiyarları, öldürülmüş adama en yakın olanlar, vadide kurban edilmiş olan ineğin üzerinde ellerini yıkayacaklar ve cevap verip diyecekler: Ellerimiz bu kanı dökmedi ve gözlerimiz onu görmedi. Kurtardığın kavmin İsrâil’e bağışla ya Rab ve kavmin İsrâil arasında suçsuz kan bırakma! Ve kan onlara bağışlanacaktır” (Tesniye 21: 6-8)» (<em>Hayat Kitabı Kuran</em>, s.27, 10. Numaralı not) …bu olay faili meçhul cinayetleri çözümlemek için uygulanan bir yöntemdir. Buna göre, bir cinayet suçu işlendiğinde kâtil tesbit edilemez ve maktul de yerleşim birimine yakın bir yerde bulunursa, oranın halkından kim onların şeriatlarında tanımlandığı gibi (2:67, not 10) gelir de kurban edilen ineğin üzerinde elini yıkarsa o cinayeti işlememiştir. Bunu yapmayan kimsenin kâtil olduğu ortaya çıkar.” (<em>Hayat Kitabı Kuran</em>, s.28, not 3)</p>
<p>Bunu yapmayanın katil olduğu ortaya çıkmaz çünkü katil de gelip aynısını yapar, hem de ilk önce o yapar. Sözüm ona &#8220;prensib&#8221;in tutarsızlığı bir yana; sahih senetle nakledilen ve ümmetin genel kabulüne mazhar olan hadis-i şerifleri delil olarak kabul etmeyen meal yazarının, tahrif edildiği Kuran ayetiyle sabit olan muharref Tevrat&#8217;ı referans göstermesi de ayrıca manidardır.</p>
<p><a href="#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> Mustafa İslamoğlu, <em>Hayat Kitabı Kuran</em>, Düşün Yayıncılık, İstanbul, 2008, s.28.</p>
<p><a href="#_ednref18" name="_edn18">[18]</a> <em>Süleymaniye Vakfı Meali</em>, 2/Bakara, 72-73.</p>
<p><a href="#_ednref19" name="_edn19">[19]</a> 2/el-Bakara, 79.</p>
<p><a href="#_ednref20" name="_edn20">[20]</a> Mustafa Akkad ile yapılan bir röportaj: https://www.gzt.com/mecra/cagri-filmi-nasil-cekildi-mustafa-akkad-anlatiyor-3594004</p>
<p><a href="#_ednref21" name="_edn21">[21]</a> Yeni Şafak Pazar&#8217;ın Malek Akkad ile yaptığı röportaj: https://www.yenisafak.com/hayat/cagri-gibi-daha-fazla-filmler-olmali-3806592</p>
<p><a href="#_ednref22" name="_edn22">[22]</a> Mahmud Ustaosmanoğlu <em>&#8220;Kuran-ı Mecid ve Tefsirli Meâl-i Âlisi&#8221;;</em> Ali Küçüker <em>&#8220;Fıkhi Hükümler ve İlmi Çözümler Açısından Kuran-ı Kerim&#8217;in İzahlı Meali&#8221;</em><strong>; </strong>Mahmut Kısa <em>&#8220;Kısa Açıklamalı Kur&#8217;an-ı Kerim Meali&#8221;</em> bu ölçülere mümkün mertebe riayet eden istifade edilebilecek meallerden bazılarıdır.</p>
<p><a href="#_ednref23" name="_edn23">[23]</a> <em>Et-Tirmizî</em>, Fezâilü’l-Kur’an 18; <em>ed-Dârimî</em>, Fezâilü’l-Kur’an 1</p>
<p><a href="#_ednref24" name="_edn24">[24]</a> 10/Yunus; 57.</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/anlamadiktan-sonra-kuran-okumanin-bir-manasi-yok-soyleminin-tahlili/">“ANLAMADIKTAN SONRA KUR’AN OKUMANIN BİR MANASI YOK” SÖYLEMİNİN TAHLİLİ</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/anlamadiktan-sonra-kuran-okumanin-bir-manasi-yok-soyleminin-tahlili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;KURAN ÖLÜLERE OKUNMAK İÇİN GELMEDİ&#8221; SÖYLEMİNİN TAHLİLİ</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/kuran-olulere-okunmak-icin-gelmedi-soylemi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kuran-olulere-okunmak-icin-gelmedi-soylemi</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/kuran-olulere-okunmak-icin-gelmedi-soylemi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2023 12:15:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Ziyareti]]></category>
		<category><![CDATA[Kabirlere]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Mezarlıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[Ölülere]]></category>
		<category><![CDATA[Ölünün ruhuna]]></category>
		<category><![CDATA[ölüye Kuran okunur mu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=174</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuran-ı Kerim&#8217;in harf inkılabı akabindeki çalkantılı serencamı hepimizin malumu. O sancılı sürecin ardından Yüce Kitabımızın aktif olarak yer aldığı en etkin mahallerden biri maalesef mezarlıklar oldu. Dirilerin ilgi alanından çıkıp ölülere hitap eden bir kitap haline geldi; öyle ki mezarlıklara ve ölülere özel Yasin cüzleri basılmaya başlandı. Aslında bu zımnen şu manaya geliyordu: &#8220;Ölülere ve ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kuran-olulere-okunmak-icin-gelmedi-soylemi/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "&#8220;KURAN ÖLÜLERE OKUNMAK İÇİN GELMEDİ&#8221; SÖYLEMİNİN TAHLİLİ"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kuran-olulere-okunmak-icin-gelmedi-soylemi/">“KURAN ÖLÜLERE OKUNMAK İÇİN GELMEDİ” SÖYLEMİNİN TAHLİLİ</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Kuran-ı Kerim&#8217;in harf inkılabı akabindeki çalkantılı serencamı hepimizin malumu. O sancılı sürecin ardından Yüce Kitabımızın aktif olarak yer aldığı en etkin mahallerden biri maalesef mezarlıklar oldu. Dirilerin ilgi alanından çıkıp ölülere hitap eden bir kitap haline geldi; öyle ki mezarlıklara ve ölülere özel Yasin cüzleri basılmaya başlandı. Aslında bu zımnen şu manaya geliyordu: &#8220;Ölülere ve mezarlıklara hitap eden kısmını basalım kâfi, kalın kitabı boşa ağırlık etmesinler!&#8221; (Haşa)</p>
<p style="text-align: justify">Hiç şüphesiz insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, adil ve müreffeh bir dünya tesis etmek ve ebedi saadetlerini temin etmek için gönderilen Yüce Kitabımızın böyle dar bir alana hapsedilmiş olması son derece üzücü ve asla kabul edilemez bir durumdur. Nitekim karşı karşıya kalınan bu nahoş manzara karşısında hoca efendiler haklı olarak serzenişte bulunmaya ve Kuran&#8217;ın ölülere değil dirilere gönderildiğini yoğun bir biçimde gündemlerine almaya başladılar. Ne var ki hiçbir alanda yakamızı bırakmayan ifrat ve tefrit burada da devreye girdi ve bu önemli ikazların maksadını aşarak bazı çevrelerin sloganlardan biri haline gelmesine yol açtı. <em>&#8220;Ölülere Kuran okunmaz, ölülere Kuran okunması onlara bir fayda vermez&#8221;</em> gibi iddialar öne sürülerek bu uygulama hepten tedavülden kaldırılmaya çalışıldı. Öyle ki; <em>&#8220;Ölüye Kuran okumak, trafik kazasında ölen birine trafik kurallarını anlatmaktan farksızdır&#8221;</em> şeklinde absürt yorumlar yaparak meseleyi alakasız mecralara taşıyanlar bile oldu. Sanki insanlar ölü anlasın diye Kuran okuyormuş gibi…</p>
<p style="text-align: justify">Dolayısıyla da Âlimlerimizin beyanları doğrultusunda inceleyip olabildiğince doğru bir zemine oturtmak gayesiyle seçtiğim başlıklardan biri de bu oldu. Burada karşımıza çıkan ve ayrı ayrı incelememiz gereken birkaç soru var. Birincisi; dirilerin ettiği dualar ve yaptıkları salih ameller ölüye fayda verir mi? İkincisi; Kuran da bu kapsamda ölüler için okunabilir mi, sevabı ölülere ulaşır mı? Üçüncüsü ise bu konuda mutedil tavır nasıl olmalıdır?</p>
<blockquote><p><strong>Dirilerin ettiği dualar ve yaptıkları salih ameller ölüye fayda verir mi?</strong></p></blockquote>
<p style="text-align: justify">Konuya buradan başlamamızın sebebi Kuran-ı Kerim okumanın salih ameller zümresinden ecri ve sevabı bol bir amel olmasıdır. Bundan dolayıdır ki biz ölülerimize dualarımızda da ifade ettiğimiz gibi &#8220;okuduğumuz Kuran-ı Kerim&#8217;den hâsıl olan sevabı&#8221; hediye edip, bu salih amelimizin sevabına onları da hissedar ederiz.</p>
<p style="text-align: justify">Dirilerin ölüler için dua ve istiğfar etmesiyle alakalı Kuran-ı Kerim&#8217;de şöyle buyurulmaktadır: <span style="color: #000000"><em>&#8220;<strong>Onlardan sonra (kıyamete kadar gelecek olan mümin)ler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla.&#8221;</strong></em></span><a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify">Eğer dua ve istiğfarın ölüler için bir faydası olmasaydı elbette Allah Teala tarafından bu kimseler methedilmezdi. Ve yine ölüler için cenaze namazı kılınması müslümanlar üzerine farz-ı kifâye olmazdı. Zira cenaze namazının muhtevası da; dua, sena ve istiğfardan ibarettir.<a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) ölüler üzerine cenaze namazı kılarak Fatiha okumuş,<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> kendisi dua ettiği gibi <strong><em>&#8220;Ölü için cenaze namazı kıldığınız zaman ona samimiyetle dua edin&#8221;</em></strong><a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> buyurarak ashabını da buna teşvik etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify">Başka bir hadisi şerifte ise cenaze için şu şekilde dua ettiği nakledilmiştir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım, filan oğlu filan senin zimmetinde ve senin güvencendedir. Onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru. Sen hamd ve vefa sahibisin. Allah&#8217;ım onu bağışla, ona rahmet et! Muhakkak ki sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.”</em></strong><a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Yine Efendimizin (s.a.s.) cenazeyi defnettikten sonra kabri başında durduğu ve ashabına şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong><em>&#8220;Kardeşiniz için bağışlanma dileyin ve Allah’ın onun ayaklarını sabit kılması için niyazda bulunun!&#8221;</em></strong><a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Hz. Aişe (r.anha) annemiz de Peygamberimizin (s.a.s.) bir gece vakti Bakî kabristanına gittiğini ve kabirlere hitaben şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong><em>&#8220;es-Selamu aleykum Mümin ve Müslüman diyarının sakinleri. İnşallah yakında biz de size katılacağız. Allah&#8217;tan bize ve size afiyet niyaz ediyorum./ Allah&#8217;ım Baki&#8217;de metfun bulunanları bağışla!&#8221;</em></strong><a href="#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Sadaka ve salih amellerin de ölülere fayda vereceğine dair Efendimiz (s.a.s.)&#8217;in hayatından pek çok örnek, muteber kitaplarımızda yer almaktadır. Onlardan bir kısmı şu şekildedir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong><em>&#8220;İnsan öldüğü zaman, ameli kesilir (yani artık sevap yazılmaz); ancak şu üç şey müstesna: Sadaka-i câriye, kendisinden istifade edilen ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.&#8221;</em></strong><a href="#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Yine bir adam Peygamberimiz (s.a.s.)‘e gelerek &#8216;Ey Allah’ın Rasulü, anne ve babamın vefatlarından sonra onlara iyilik yapma imkânı var mıdır, onlara nasıl bir iyilik yapabilirim?’ diye sordu. Rasulullah (s.a.s.): &#8220;Evet, vardır&#8221; buyurdu ve şöyle beyan etti: <strong><em>&#8220;Onlara dua etmek, onlar için Allah’tan günahlarının affedilmesini talep etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne babanın akrabalarına karşı sıla-i rahmi ifa etmek ve dostlarına ikramda bulunmak.&#8221;</em></strong><a href="#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p style="text-align: justify">Hâsılı kelam, bu ve burada zikredemediğimiz pek çok hadisi şerif açıkça ortaya koyuyor ki Peygamberimiz (s.a.s.) hem kendisi bizzat ölüler için dua etmiş hem de ashabını buna teşvik etmiştir. Şayet yapılan duaların ölüye bir faydası olmasaydı dua etmesinin ve ettirmesinin de bir manası olmazdı. Bu mesele, söz konusu hadisi şeriflerin de delaletiyle ehlisünnetin itikat metinlerine girmiş ve sübutu vurgulanarak <em>&#8220;dirilerin yaptığı dualar ve verdikleri sadakalar ölülere fayda verir&#8221;</em><a href="#_edn10" name="_ednref10">[10]</a> denilmiştir.</p>
<blockquote><p><strong>Okunan Kuran-ı Kerim Ölüye Fayda Verir mi?</strong></p></blockquote>
<p style="text-align: justify">Ölüler için dua edilmesinin, istiğfar edilmesinin, sadaka verilmesinin onlara fayda sağlayacağı hadisi şeriflerde açıkça yer aldığı için bunun cevazına ve ölülere fayda vereceğine dair Ehlisünnet âlimleri arasında söz birliği vardır. Ölüler için Kuran-ı Kerim okunması da buna dâhil midir sorusuna gelince, bu hususta kaynaklarımızda farklı görüşler kaydedilmiştir. Belli kesimlerin çok fazla fırtınalar kopardığı meselelerden biri olması sebebiyle biraz daha fazlaca nakiller yaparak önceki bahislere nazaran daha detaylı bir incelemeye tabi tutacağız inşallah.</p>
<p style="text-align: justify">en-Nevevî, el-Ezkâr isimli eserinde konuyla alakalı şöyle demektedir: <em>«Okunan Kur&#8217;an-ı Kerîm’in sevabının ölüye ulaşıp ulaşmadığı konusunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Şafii ulemasının meşhur kanaatine ve bazı âlimlere göre, okunan Kur&#8217;an-ı Kerîm’in sevabı ölüye ulaşmaz. Ancak Ahmed b. Hanbel, bir kısmı Şafii mezhebinden olmak üzere diğer bazı âlimler de okunan Kur&#8217;an-ı Kerîm’in sevabının ölüye ulaşacağı görüşünü benimsemişlerdir. Bu (niyetle Kur’an okuyan kimsenin) okumayı bitirdikten sonra: Allah&#8217;ım! Okuduğum Kur’an’ın sevabını falancanın ruhuna ulaştır” demesi uygun olur. Doğrusunu Allah bilir.»</em><a href="#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p style="text-align: justify">Es-Suyûtî de <em>el-İtkân</em> isimli eserinde: «<em>Mezhep (imamız İmam eş-Şafii) hariç diğer üç mezhep imamı okunan Kuran’ın sevabının ölülere ulaşacağı görüşünü benimsemiştir. İmam eş-Şafii görüşüne delil olarak da: &#8220;İnsan için ancak çalıştığı vardır&#8221;<a href="#_edn12" name="_ednref12"><strong>[12]</strong></a> ayetini delil getirmiştir</em>.»<a href="#_edn13" name="_ednref13">[13]</a></p>
<p style="text-align: justify">Ancak İmam Gazali ve İmam Nevevî gibi Şafii mezhebinin bazı önde gelen âlimleri ölülere Kuran-ı Kerim okumanın caiz olduğunu ifade etmişlerdir. Şafii fakihi ve muhaddis İmam en-Nevevî <em>el-Mecmû</em> isimli eserinde İmam eş-Şafii&#8217;nin ve mezhebin genel görüşünü şu sözlerle beyan etmiştir:</p>
<p style="text-align: justify">«Allah onlardan razı olsun ashabımız (Şafii fakihleri) dediler ki: “Kabir ziyareti yapan kişinin öncelikle kabirdekilere selam vermesi, daha sonra hem ziyaret ettiği kimselere hem de kabristandaki bütün ölülere dua etmesi müstehaptır. En faziletli olan selam ve duanın hadisi şerifte nakledildiği şekliyle olmasıdır.&#8221;<a href="#_edn14" name="_ednref14"><strong>[14]</strong></a> Ve yine Kur’an’dan kolayına gelen ayetleri/sureleri okuması ve akabinde ölülere dua etmesi de müstehaptır. İmam Şafii bu görüştedir ve Şafii fukahası bunun üzerine ittifak etmiştir.»<a href="#_edn15" name="_ednref15"><strong>[15]</strong></a></p>
<p style="text-align: justify">İmam Gazalî de, <em>İhyau Ulumi&#8217;d-din</em> isimli meşhur eserinde kabirlere Kuran-ı Kerim okumanın bir sakıncası olmadığını beyan ettikten sonra Ali b. Musa el-Haddâd&#8217;dan şu nakli yapmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify">«Ben, Ahmed b. Hanbel ve Muhammed b. Kudame birlikte bir cenazeye katılmıştık. Ölünün defin işlemi bitince âmâ bir adam geldi ve kabrin başında Kuran-ı Kerim okumaya başladı. Ahmed b. Hanbel bunu görünce adama hitaben &#8220;Kabrin başında Kuran okumak bidattir&#8221; dedi. Daha sonra biz kabristandan çıkınca Muhammed b. Kudame, Ahmed b. Hanbel&#8217;e şöyle dedi: &#8220;Ya Ebâ Abdillah! Mübeşşir b. İsmail el-Halebî hakkında ne dersin?&#8221; Ahmed b. Hanbel: &#8220;Sika/güvenilir biridir&#8221; dedi. &#8220;Peki, ondan hiç hadis rivayet ettin mi?&#8221; diye sordu: &#8220;Evet&#8221; dedi. Bunun üzerine İbn Kudame, Mübeşşir b. İsmail&#8217;den, o da el-Leccâc&#8217;dan babasının defnedildiği zaman kabrinin başında Bakara suresinin başının ve sonunun okunmasını vasiyet ettiğini ve bunu İbn Ömer&#8217;in (r.a.) de bu şekilde vasiyet ettiğini işittim, dediğini rivayet etti. Ahmed b. Hanbel bunu işitince &#8220;(Biraz önce kabrin başında Kuran okumaktan men ettiğim) adama dön ve Kuran okumaya devam etmesini söyle&#8221; dedi. Yine Muhammed b. Ahmed el-Mervezî, Ahmed b. Hanbel&#8217;in: &#8220;Kabristana girdiğiniz vakit Fatiha, Felak, Nas ve İhlas surelerini okuyup sevabını kabristanda metfun bulunanlara bağışlayın, çünkü bu onlara ulaşır&#8221; dediğini işittim, demiştir.»<a href="#_edn16" name="_ednref16">[16]</a></p>
<p style="text-align: justify">Buradan anlaşıldığına göre Ahmed b. Hanbel önceleri ölüler için Kuran-ı Kerim okunmasına cevaz vermiyordu; ancak kendisine güvenilir ravilerden gelen hadis rivayetlerini işitince bu görüşünden rücu ederek cevaz vermiştir. Müfessir el-Kurtubî de, Ahmed b. Hanbel&#8217;den nakledilen bu rivayeti zikrettikten sonra şöyle demiştir: Âlimlerimizden bazısı kabirlere Kuran okumanın caiz olduğuna delil olarak şu rivayeti zikretmişlerdir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify">Peygamberimiz (s.a.s.) bir defasında kabristandan geçerken, iki ölünün kabirlerinde azap çekmekte olduklarını gördü ve şöyle buyurdu: <em>Bu ikisi kabirlerinde azap görmektedirler; ancak (adam öldürmek, zina etmek gibi) çok büyük bir günah sebebiyle değil. Bunlardan biri hayattayken insanlar arasında laf taşıyordu, diğeri ise idrardan sakınmıyor (üzerine sıçratıyor)du.&#8217; Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) yaş bir dal alarak, ortadan ikiye böldü ve her iki kabre dikti. Bunu gören sahabe-i kiram, niçin böyle yaptığını sorduklarında: &#8216;Umulur ki bu iki dal kuruyuncaya kadar, o ikisinin çekmekte oldukları azap hafifletilir&#8217; buyurmuşlardır.&#8221;</em><a href="#_edn17" name="_ednref17">[17]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Bu hadisi şerifle istidlal eden âlimlerimiz, o yaş ağacın kuruyuncaya kadar tesbih etmesinden dolayı azabının hafifletildiğini dolayısıyla en büyük zikir olan Kuran-ı Kerim&#8217;in okunmasından dolayı hayli hayli azabın hafifletileceğini, ifade etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify">Geride geçen nakillerden anlaşılıyor ki dört mezhep fukahasının ağırlıklı görüşü ölülere Kuran-ı Kerim okunmasının caiz olduğu yönündedir. Nitekim İslam ümmeti arasında bunun kökleşip bir gelenek halini alması da fukaha nezdindeki bu kabulünün bir tezahürü olsa gerekir.</p>
<p style="text-align: justify">Ülkemizde ölülere Kuran okunması noktasında en agresif tavrı, bir takım modernist çevrelerin takındığını görmekteyiz. Yakın zamanda Mısır Pakistan ikliminde yeşeren ve Ali Şeriati, Abduh, Reşid Rıza gibi isimlerin öncülüğünde neşvünema bulan &#8220;gelenek muarızlığının&#8221; Türkiye&#8217;ye sirayetinde 1970-80&#8217;lerde Türkçeye tercüme edilen Mısır menşeli kitapların rolü su götürmez bir gerçektir. Osmanlı&#8217;nın tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte İslam âlemindeki yenilmişlik psikolojisi bir takım düşünürleri suçlu aramaya sevk etmiş ve günah keçisi olarak dini/ilmi geleneğimiz hedef tahtasına konulmuştur. Bu teşhisin hatalı olmasının yanı sıra karşı karşıya kalınan buhrandan çıkış amacıyla ortaya konan reçeteler de tepkisel reflekslerle yazıldığından tedavi mümkün olmamış aksine ilave hastalıkların nüksetmesine sebebiyet vermiştir. Mısır ikliminin toz bulutlarını coğrafyamıza taşımakta etkin rol oynayan isimlerden Mehmet Akif&#8217;in, <em>“İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için”</em> dizeleri bu iklimin ülkemizde oluşturduğu bitki örtüsünü tasvir eder niteliktedir. Şöyle ki; şayet bu serzeniş bugün yapılmış olsa Seriyye&#8217;den Süreyya&#8217;ya kadar haklı bir isyandır. Çünkü hakikaten bugün Kuran&#8217;ın hüküm sürdüğü yegâne mekânlar mezarlıklardır, desek mübalağa etmiş olmayız; mahkemede, nikâhta, talakta, çarşıda, pazarda Kuran yoktur. Ne var ki söz konusu sitem İslam hukukunun hâkim, halifenin kaim olduğu bir devirde ortaya konulmuştur. Yani burada Kuran&#8217;ın yürürlükte olan mevcut ahkâmına bir itiraz vardır. Zira Kuran&#8217;ın ahkâmının kökünden sökülüp atıldığı günlerde hafif tonla da olsa benzer bir sitem göremiyoruz. Çünkü mesele ilmi/dini geleneği derdest edip yeni bir Kuran yorumu ortaya koymak; eskiler artık günümüz dünyasının meselelerini çözemez, dolayısıyla onlardan kurtulmamız lazım anlayışıdır. Nitekim şu dizelerde de bunu açık bir biçimde görmekteyiz:</p>
<p><em>En büyük fâzılınız: Bunların âsârından,</em></p>
<p><em>Belki on şerhe bakıp, bir kuru mana çıkaran</em></p>
<p><em>Yedi yüz yıllık eserlerle bu dinin hâlâ,</em></p>
<p><em>İhtiyâcâtını kâbil mi telafi? Asla.</em></p>
<p><em>Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,</em></p>
<p><em>Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.</em></p>
<p style="text-align: justify">Özetle diyor ki; en faziletli âliminiz bile eski eserlerin on tane şerhine bakarak kuru bir mana çıkarmaktan öte gidemiyor. Yedi asırlık eserlerle bugün bu dinin ihtiyaçları asla cevap bulamaz. (Eskilerin yazdıklarını bir kenara bırakıp) &#8220;doğrudan&#8221; Kuran&#8217;dan(!) ilham alarak yeniden günümüze göre bir İslam anlayışı ortaya koymalıyız.</p>
<p style="text-align: justify">İşte bugünkü Kuran Müslümanlığı, mealcilik, dinde reform/güncelleme gibi anlayışlar bir asır önce ekilen iş bu tohumların bir semeresidir. Dolayısıyla Kuran&#8217;ın ölülere okunmasını bayraklaştıran ve sürekli ön planda tutan çevrelerin &#8220;Kuran&#8217;a dönelim&#8221; şeklindeki mesajı bizim anladığımız kadar masum değildir. Arka planında çağın/Batı&#8217;nın telakkilerine uygun, modern seküler çevrelere rahatsızlık vermeyen yeni bir din anlayışının sözüm ona &#8220;Kuran&#8217;dan ilham alarak&#8221; yeniden tesis edilme arzusu vardır. Onun için bugün bu düşüncede olanların &#8220;doğrudan doğruya batıdan alarak ilhamı, Modernizmin idrakine söyletmeliyiz Kuran&#8217;ı&#8221; şeklinde ifade etmesi daha dürüstçe bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify">Tekrar bahsimize dönecek olursak; öte yandan özellikle Arap ülkelerinde Vehhabilerin ve bir kısım Selefîlerin, ölülere Kuran-ı Kerim okunmasına şiddetle karşı çıkan diğer bir ana akım olduğu açıktır. Ancak bu çizginin en önemli referanslarından biri olan İbn Teymiyye&#8217;nin konuyla alakalı bazı beyanları onların alışık olduğumuz söylemlerinden biraz farklıdır. O, Fetava&#8217;sında meseleye şu sözlerle yer vermiştir:</p>
<p style="text-align: justify"><em>&#8220;Kuran-ı Kerim okumak, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi bedeni ibadetlerin sevabının ölülere ulaşması hakkında âlimler farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Doğru olan (mali olsun bedeni olsun) bütün ibadetlerin sevabının ölüye ulaşmasıdır.&#8221;</em><a href="#_edn18" name="_ednref18">[18]</a> İbn Teymiyye hemen ardından: &#8220;<em>İnsan için ancak çalıştığı vardır</em>&#8220;<a href="#_edn19" name="_ednref19">[19]</a> ayetinin aleyhte delil olarak getirilmesinin isabetli olmadığını özetle şöyle izah eder: <em>«Bazılarının bu ayeti kerimeyi delil getirmesine gelince, onlara denilir ki; mütevatir sünnet ve icma-i ümmet ile sabit olmuştur ki ölüler için dua edilir, istiğfar edilir ve sadaka verilir. Bunlar da bir başkasının çalışmasının ölüye fayda vermesi anlamına gelir. Aynı şekilde kişi çalışmasını (salih amelini) ölüye bağışlarsa; Allah duasıyla ve sadakasıyla faydalandırdığı gibi bununla da ölüyü faydalandırır. Tıpkı kabri başında cenaze namazı kılanların namaz ve dualarından fayda gördüğü gibi (diğer salih amellerin bağışlanmasından da) ölü fayda görür.»</em><a href="#_edn20" name="_ednref20">[20]</a></p>
<p style="text-align: justify">İbn Teymiyye’nin talebesi İbn Kayyim el-Cevziyye de <em>er-Ruh</em> isimli eserinde “Dirilerin amellerinden ölülerin ruhları istifade eder mi, etmez mi?” şeklinde bir başlık açarak özetle şunları söylemiştir: <em>«Zikir yapmak, kuran okumak, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi bedenî amellerin sevabının ölüye ulaşıp ulaşmayacağı konusu âlimler arasında tartışmalıdır. Selef âlimlerinin çoğunluğu ve Ahmed b. Hanbel’e göre bu amellerin sevabı ölüye ulaşır. İmam Ebû Hanife&#8217;nin ashabı da bu görüştedir.»</em><a href="#_edn21" name="_ednref21">[21]</a></p>
<p style="text-align: justify">İbn Kayyim, Ahmed b. Hanbel&#8217;in görüşüne delil sadedinde Muhammed b. Yahya el- Kehhâl&#8217;den şunu rivayet etmiştir:</p>
<p style="text-align: justify"><em>&#8220;Ahmed b. Hanbel’e: &#8216;Bir kimse namaz kılmak, sadaka vermek kabilinden hayırlı ameller işlese ve bu amellerinin yarısını babasına veya annesine bağışlasa (onların ruhuna ulaşır mı?&#8217; diye sorulduğunda, &#8216;(Ulaşacağını) ümit ediyorum, sadaka olsun başka salih ameller olsun bunların hepsi ölüye ulaşır&#8217; demiştir. Ardından da soran kişiye; üç kez Ayete’l-Kürsî ve İhlas suresini okumasını ve şöyle dua etmesini tavsiye etmiştir: &#8216;Allahım sevabını kabirdekilere bağışlıyorum.&#8221;</em><a href="#_edn22" name="_ednref22">[22]</a></p>
<p style="text-align: justify">Eş-Şevkânî de <em>Neylü&#8217;l-Evtar</em> isimli eserinde söz konusu muhtelif görüşleri zikrettikten sonra şöyle demektedir: <em>«Tercihe şayan olan görüş okunan Kuran-ı Kerim&#8217;den hâsıl olan sevabın ölünün ruhuna ulaşması için dua edildiği ve bunda kararlılık gösterildiği vakit sevabının ölüye ulaşmasıdır. Çünkü bu da bir duadır. Dua edenin kendinde mevcut bulunmayan bir şeyle ölüye dua etmesi câiz iken (okuduğu Kuran-ı Kerim&#8217;in sevabı gibi) kendisinde mevcut bulunan bir şeyle dua edebilmesi hayli hayli câiz olur.»</em><a href="#_edn23" name="_ednref23">[23]</a></p>
<p style="text-align: justify">İbn Ebi&#8217;l-Îz de <em>Şerhu&#8217;l-Akîdeti&#8217;t-Tahaviyye</em> isimli eserinde meseleyi uzun uzadıya irdeledikten sonra: <em>«Bir ücrete mukabil olmaksızın nafile olarak Kuran-ı Kerim okunup sevabının (ölülere) hediye edilmesine gelince; oruç ve hac ibadetinin sevabı nasıl ulaşıyorsa Kuran tilavetinin sevabı da ölüye ulaşır.»</em><a href="#_edn24" name="_ednref24">[24]</a> demektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Hâsılı kelam buraya kadar naklettiklerimizden ortaya çıkan Kuran-ı Kerim&#8217;in ölülere okunması ve sevabının bağışlanması dört mezhep ulemasının çoğunluğu tarafından caiz görülmüştür. Bu İslam&#8217;ın temel ilkelerine aykırı bir durum teşkil etmediği gibi, karşı çıkanların öne sürdükleri delillerde sarih olmadığı gibi tutarlı da görülmemektedir.</p>
<blockquote><p><strong>Bu konuda mutedil tavır nasıl olmalıdır?</strong></p></blockquote>
<p style="text-align: justify">Bitirirken bu noktada birkaç meseleye dikkat çekmek istiyorum. Kuran-ı Kerim&#8217;in gönderiliş amacı geride de ifade ettiğimiz gibi bizi yaratan Allah&#8217;ın muradına uygun olarak hayatımızı tanzim etmektir. Dolayısıyla müslümanın Kuran&#8217;a öncelikli olarak bakış açısı bu şekilde olmalı; Kuran-ı Kerim&#8217;i tılsımlı bir kitap olarak değil bir hayat rehberi olarak telakki etmeli, insanlığın yeniden Kuran ahkâmına dönmekle felah bulacağına inanması gerekmektedir. Bununla beraber hem Kuran tilavetiyle, hatmiyle, mukabelesiyle hemhal olup onunla bereketlenmeli, Allah&#8217;ımızın kurbiyyetine vesile edilmelidir, hem de ulemamızın beyanları istikametinde meal ve tefsiriyle de meşgul olarak olabildiğince manasına vakıf olunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify">Bu iki meseleyi teslim ettikten sonra; Kuran-ı Kerim hastalara da okunur,<a href="#_edn25" name="_ednref25">[25]</a> ölülere de okunur. Asli vazifesi ve gönderiliş amacı bu değildir; evet, ama okunmasında bir sakınca olmadığı gibi ölüye de diriye de fayda sağlayacağı ulemamızın beyanlarıyla sabittir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify">Ancak şunun altını çizmek gerekir ki; ücret karşılığında Kuran okumak ve okutmak ne ölüye ne de diriye bir fayda sağlamaz. Ücret mukabilinde Kuran okumak haramdır, haramda da bir hayır yoktur. Bir evladın anne babasının ruhu için Fatiha okuması, ihlas okuması veya da hastası için Ayete&#8217;l-Kürsi, Felak, Nas okuması parayla okutacağı onlarca hatimden üstündür, tesirlidir. Çünkü burada belirleyici olan samimiyettir, ihlastır. Kimsenin de sizin anne babanız için, sizin evladınız için sizden daha samimi ve daha ihlaslı Kuran okumayacağı/okuyamayacağı tartışmasız bir gerçektir.</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Son olarak başta da ifade ettiğimiz gibi biz Kuran-ı Kerim&#8217;den hâsıl olan sevabı ölülerimize bağışlıyoruz. Çünkü Efendimizin ifadesiyle her harfi için on sevap hâsıl olmaktadır. (ألم) Elif Lâm Mîm deyince üç harf okumuş oluyoruz, bu da en az otuz sevaba tekabül ediyor ve bunu ölülerimizin ruhuna hediye ediyoruz. Fakat &#8220;İndiler gökten melekler saf saf…&#8221; diye mevlit okuduğumuz zaman bunun her harfine bir sevap verileceği dinen sabit olmamıştır. Çünkü bu Kuran değildir; Efendimizin (s.a.s.) doğumunu anlatan bir kasidedir. Güzel bir kasidedir; ancak Kuran-ı Kerim&#8217;in yerine ikame edilmesi ve ölülere okunması asla doğru değildir. Düğünlerde, sünnetlerde, bir takım merasimlerde vs. bir kaside olarak okunabilir; ancak cenazeyle taziyeyle ölüyle uzaktan yakından bir ilgi ve alakası yoktur.</p>
<p style="text-align: justify">Yine üç, beş, yedi, on, kırk ve elli iki gibi gün tayinlerinin de dini bir dayanağı yoktur. İlla ölünün vefatından sonra bu günlerde mevlit okutmak, lokma dağıtmak vs. şart değildir. Fakat defin ve taziyeyi ihtiva eden ilk üç gün hariç daha sonra herhangi bir gün eş dost akrabaların davet edilip ikramda bulunulması, Yasin-i Şerif vb. sureler okunup dualar edilmesi ve bundan hâsıl olan sevabın da ölülere hediye edilmesi uygun olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mesut Özbilir / Eylül 2022</p>
<hr />
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> 59/Haşr, 10.</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> El-Bâbertî, <em>Şerhu&#8217;l-Akîdeti&#8217;t-Tahaviyye</em> (Daru&#8217;s-Sirac, İstanbul, 2021): s.226.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> <em>El-Buhârî</em>, Cenaiz 65 (1335).</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> <em>Ebu Davud</em>, Cenaiz 60 (3199).</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> <em>Ebu Davud</em>, Cenaiz 60 (3202).</p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> <em>Ebu Davud</em>, Cenaiz 73 (3221).</p>
<p><a href="#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> <em>Müslim</em>, Cenaiz 104 (2257).</p>
<p><a href="#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> <em>Müslim</em>, Vasiyye 14 (4223).</p>
<p><a href="#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> <em>Ebu Davud</em>, Edeb 128 (5142); <em>İbn Mace</em>, Edeb 2 (3664).</p>
<p><a href="#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> El-Bâbertî, <em>Şerhu&#8217;l-Akîdeti&#8217;t-Tahaviyye</em> (Daru&#8217;s-Sirac, İstanbul, 2021): s.226; et-Teftazanî, <em>Şerhu&#8217;l-Akaidi&#8217;n-Nesefiyye</em> (Daru&#8217;s-Sirac, İstanbul, 2020) s.344.</p>
<p><a href="#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> En-Nevevî, <em>el-Ezkâr</em> (Daru&#8217;l-Beşairi&#8217;l-İslamiyye, Beyrut, 2013): s.221.</p>
<p><a href="#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> 53/en-Necm, 39.</p>
<p><a href="#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> Es-Suyutî, <em>el-İtkan fi ûlumu&#8217;l-Kur&#8217;an</em>: s. 235.</p>
<p><a href="#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> &#8220;es-Selamu aleykum Mümin ve Müslüman diyarının sakinleri. İnşallah yakında biz de size katılacağız. Allah&#8217;ım kabristanda metfun bulunanları bağışla!&#8221;</p>
<p><a href="#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> En-Nevevi, <em>el-Mecmuû</em> (Mektebetü&#8217;l-İrşad, Thk: Muhammed Necib el-Mutıî, 2008): V/286.</p>
<p><a href="#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> El-Gazali, <em>İhyau Ulumi&#8217;d-din</em> (Mektebetü&#8217;l-Asriyye, Beyrut, 2013): V/95.</p>
<p><a href="#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> El-Kurtubî, <em>Kitabu&#8217;t-Tezkira</em> (Mektebetü Daru&#8217;l-Minhac, Riyad, H.1425) s.274; <em>Buhârî</em>, Cenâiz, 82 (1361); <em>Müslim</em>, Tahâret 111 (677); <em>Ebû Dâvud</em>, Tahâret 11 (20).</p>
<p><a href="#_ednref18" name="_edn18">[18]</a> İbn Teymiyye, <em>Mecmûu&#8217;l-Fetâvâ</em> (Mücemmaü&#8217;l-Melik Fehd, Medine, 2005): XXIV/366.</p>
<p><a href="#_ednref19" name="_edn19">[19]</a> 53/en-Necm, 39.</p>
<p><a href="#_ednref20" name="_edn20">[20]</a> İbn Teymiyye, <em>Mecmûu&#8217;l-Fetâvâ</em>: XXIV/367.</p>
<p><a href="#_ednref21" name="_edn21">[21]</a> İbn Kayyim el-Cevziyye, <em>Kitabu&#8217;r-Ruh</em> (Darû Âlemi&#8217;l-Fevaid, Thk: Muhammed Ecmel Eyyûb el-Islâhî) s.353.</p>
<p><a href="#_ednref22" name="_edn22">[22]</a> İbn Kayyim el-Cevziyye, <em>Kitabu&#8217;r-Ruh</em>: s.353; İbn Ebi&#8217;l-Îz, <em>Şerhu&#8217;l-Akîdeti&#8217;t-Tahaviyye</em> (Müessesetü&#8217;r-Risale, Thk: Şuayb el-Arnavud): s.664.</p>
<p><a href="#_ednref23" name="_edn23">[23]</a> Eş-Şevkânî, <em>Neylü&#8217;l-Evtar</em> (Darü&#8217;bni&#8217;l-Cevzi, Thk: Muhammed Subhi b. Hasen Hallak, H.1427) VII/457.</p>
<p><a href="#_ednref24" name="_edn24">[24]</a> İbn Ebi&#8217;l-Îz, <em>Şerhu&#8217;l-Akîdeti&#8217;t-Tahaviyye</em>: s.673.</p>
<p><a href="#_ednref25" name="_edn25">[25]</a> Ebû Sa’îd el-Hudrî (r.a) şöyle anlatıyor:  “Biz, seferdeyken bir yerde konakladık. Yanımıza bir cariye gelip: “Kabilemizin reisini (yılan veya akrep) soktu, aranızda rukye yapan biri var mıdır?” diye sordu. Bunun üzerine bizden bir adam kalkıp onunla gitti ve adama okudu. Adam iyileşti. Bunun için kendisine otuz koyun verdiler. Ona: “Sen rukye yapmayı bilir miydin?” dedik. “Hayır, ben sadece Fatiha okudum” dedi. Medine’ye gelip, durumu Rasulullah’a (s.a.s.) söyleyince gülümsedi ve (rukye yapan arkadaşımıza) “Fatiha’nın rukye olduğunu (tedavi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi? Verdikleri koyunları paylaşın, bana da bir hisse ayırın” buyurdu.” (el-Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 9 nr.5007; İcâre, 16 nr.2276; Tıp, 33 nr.5736; Müslim, Selâm, 65; 66) Efendimiz (s.a.s)’in, o sahabiye yaptığının yanlış olduğuna dair bir şey söylememesi ve koyunlardan kendisine de bir pay ayrılmasını söylemesi bunu tasdik ettiğini göstermektedir. Aksi halde ashabını bundan men ederdi.</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kuran-olulere-okunmak-icin-gelmedi-soylemi/">“KURAN ÖLÜLERE OKUNMAK İÇİN GELMEDİ” SÖYLEMİNİN TAHLİLİ</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/kuran-olulere-okunmak-icin-gelmedi-soylemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
