<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mesut Özbilir</title>
	<atom:link href="https://mesutozbilir.com.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://mesutozbilir.com.tr</link>
	<description>Mesut Özbilir&#039;in ilmi ve fikri yazılarının yayınlandığı şahsi web sitesidir.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 13 Feb 2025 14:16:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://mesutozbilir.com.tr/wp-content/uploads/2023/01/cropped-Mesut-Ozbilir-Resim-1-32x32.jpg</url>
	<title>Mesut Özbilir</title>
	<link>https://mesutozbilir.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“ZİKİR TESBİHİ ELİNE ALIP “ALLAH ALLAH” DEMEK DEĞİLDİR” Mİ?</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/zikir-tesbihi-eline-alip-allah-allah-demek-degildir-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zikir-tesbihi-eline-alip-allah-allah-demek-degildir-mi</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/zikir-tesbihi-eline-alip-allah-allah-demek-degildir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Feb 2025 14:16:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[faziletli zikirler]]></category>
		<category><![CDATA[günlük zikirler]]></category>
		<category><![CDATA[tesbih]]></category>
		<category><![CDATA[tespih]]></category>
		<category><![CDATA[zikir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân ve sünnette sıkça vurgu yapılan “zikir”, ne yazık ki kasıtlı kasıtsız pek çok söylem ve eylemin tesiriyle mahrum olduğumuz ibadetlerden biri haline geldi. Oysa ki Allahu Teala Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de: “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. O&#8217;nu sabah akşam tesbih edin.” (el-Ahzâb, 41-42) buyurarak “çokça” yapmamız gereken bir iş olduğunu beyan etmiştir. Körlerin fili tarif ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/zikir-tesbihi-eline-alip-allah-allah-demek-degildir-mi/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "“ZİKİR TESBİHİ ELİNE ALIP “ALLAH ALLAH” DEMEK DEĞİLDİR” Mİ?"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/zikir-tesbihi-eline-alip-allah-allah-demek-degildir-mi/">“ZİKİR TESBİHİ ELİNE ALIP “ALLAH ALLAH” DEMEK DEĞİLDİR” Mİ?</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Kur&#8217;ân ve sünnette sıkça vurgu yapılan “zikir”, ne yazık ki kasıtlı kasıtsız pek çok söylem ve eylemin tesiriyle mahrum olduğumuz ibadetlerden biri haline geldi. Oysa ki Allahu Teala Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de: <strong>“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. O&#8217;nu sabah akşam tesbih edin.”</strong> (el-Ahzâb, 41-42) buyurarak “çokça” yapmamız gereken bir iş olduğunu beyan etmiştir. Körlerin fili tarif etmesi gibi herkesin bir yerinden tutup “Zikir budur!” demesi, zikri, hayatımızda “çokça” yapabileceğimiz bir zemine oturtmamıza mani olmuştur. Hatta atadan deden gördüğümüzü de terk etmemize sebebiyet vermiştir. Dolayısıyla Müslümanın hayatında son derece geniş bir alanı ihtiva eden “zikir” meselesini tahlil etmeyi bir zorunluluk gördüm. Zira her geçen gün buhran ve bunalımın daha da fazla arttığı günümüzde, zikre olan ihtiyacımız her zamankinden çok daha fazladır. Nitekim Allahu Teala Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle buyurmuştur: <strong>“Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.”</strong> (er-Ra’d, 28)</p>
<p style="text-align: justify">Çoğu kere zikri tarif edenlerin; <em>“zikir tesbihi alıp Allah Allah demek değildir; tartarken doğru tartmak zikirdir, imza atarken neye onay verdiğimizi düşünmek zikirdir, tabiata ibret nazarıyla bakmak zikirdir vb.”</em> şekillerde izahlar yaptıkları görülmektedir. Evet, bunlar da zikirdir/Allah&#8217;ı anmaktır; ancak sünnet-i seniyyeye baktığımız zaman zikrin sadece bunlardan ibaret olmadığını görmekteyiz. Zikir tesbihi eline alıp “Allah… Allah…” demektir de!</p>
<p style="text-align: justify">Maalesef dini meselelerin indirgemeci bir tavırla “yalnızca modern dünyaya izah edebildiğimiz kısmını” almak ve asıl kabul etmek şeklindeki arızalı yaklaşım burada da karışımıza çıkmaktadır. Ne var ki bu minvaldeki yaklaşımlar bir işe yaramadığı gibi toplumumuzdan “yaşanan din”in son kalıntılarını da söküp atmıştır. Binaenaleyh tesbih ile yapılan zikrin, tartarken yapılan zikre mani olmadığını izaha gayret edeceğiz. Tıpkı mezarlıkta okunan Kur&#8217;ân&#8217;ın, anlamaya ve amel etmeye mani olmadığı gibi!</p>
<p style="text-align: justify">Lügatte “anmak, hatırlamak” anlamına gelen zikir, dinî ıstılahta “Allah&#8217;ı anmak, hatırlamak veya her an hatırda tutmak gibi manaları ihtiva eder. Kalp ve dil ile olmak suretiyle iki şekilde yapılır; kısaca biri anmak, diğeri hatırda tutmaktır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify">Zikir, bu manalarının yanı sıra Kur&#8217;an-ı Kerim için de kullanılmıştır: <strong>“Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik! Onun koruyucusu da elbette biziz.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></strong> <strong>“İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?”</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Dolayısıyla Kur&#8217;an-ı Kerîm ile haşır neşir olmak; kıraat, tilavet, tefsir, mukabele vb. aynı zamanda bir zikirdir.</p>
<p style="text-align: justify">Namaz için kullanılmıştır: <strong>“Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak (zikretmek) için namaz kıl.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></strong></p>
<p style="text-align: justify">Âlimler ve bilginleri tavsif için kullanılmıştır: <strong>“(Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız zikir ehline sorun.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></strong> Ayeti kerimede geçen <strong><em>“zikir ehli”</em></strong> ile Tevrat ve İncil âlimleri, tarihçiler, ilim adamları ve araştırmacıların kastedildiği beyan edilmektedir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p style="text-align: justify">Zikir, aynı zamanda bir hücum nidası, manevi bir silahtır: <strong>“Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah&#8217;ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></strong> buyurulmaktadır. Tarih boyunca İslam ordularının “Allah… Allah…” nidalarıyla hücuma kalkmaları iş bu ayetin müjdesine nail olma gayesi taşımaktadır. Bugün de bunun bilincinde olan mücahitlerin Gazze&#8217;de bir elinde tüfek bir elinde tesbihle mücadele verdikleri, şehitlerin ceplerinden çıkan üç beş parça eşyadan birinin “günlük dua ve zikirler kitapçığı, tesbih ve zikirmatik” olduğu zaman zaman görsel medyaya yansımaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de anlatmak, hatırlamak, öğüt vermek, tefekkür etmek, ibret almak,  şükretmek, övgü ve senada bulunmak ve daha pek çok anlamda kullanılan “<em>zikir</em>”i biz burada ihmal edilen ve “sürekli hedef alınan” yönüyle ele alacağız. Yani bir köşeye çekilip tesbihi elimize alarak “Allah… Allah…” demenin öneminden bahsedeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify">Allahu Teala Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de: <strong>“Namazı bitirince de ayakta iken, otururken ve yatarken Allah’ı zikredin/anın.”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></strong> buyurmaktadır. Bu ayeti kerime namazın dışındaki bir zikirden bahsediyor ki o bizim yazımıza konu olan zikirdir. Âlimlerimizin bu nevi zikri dil ile ve kalp ile olmak üzere iki kısma ayırdıklarına işaret etmiştik:</p>
<p style="text-align: justify">Kalp ile zikir: Allah&#8217;ın azameti, yüceliği, kudreti, yarattığı ve meydana getirdiği şeylerdeki varlığının delilleri, mahlûkatı üzerindeki hükmünün ve sanatının güzelliği hakkında tefekkür etmek düşünmektir.</p>
<p style="text-align: justify">Dil ile zikir ise: Allah&#8217;ı dil ile tazim, takdis ve tesbih etmektir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p style="text-align: justify">Zikrin dil ile de yapılacağına delalet eden pek çok hadisi şerif vardır. Onlardan biri şöyledir: Adamın biri Rasûlullah&#8217;a (s.a.s.) gelerek: “Ya Rasûlallah, İslâm&#8217;ın nafile ibadetleri bana ağır geldi. Bana bir şey öğret ki ona sarılayım.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: <strong>“Dilin devamlı olarak Allah&#8217;ın zikriyle ıslak kalsın.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></strong> Allah Rasûlü (s.a.s.) <strong>“Hangi amel daha faziletlidir?”</strong> diye soran Muâz b. Cebel&#8217;e de aynı cevabı vermiştir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a></p>
<p style="text-align: justify"><strong>“TESBİH” KAVRAMI VE ZİKİRDE SAYI TAYİN EDİLMESİ</strong></p>
<p style="text-align: justify">“<em>Tesbih</em>” hem Kur&#8217;ân hem de hadislerde geçip “Allah&#8217;ı layık olmadığı şeylerden ve noksan sıfatlardan tenzih etmek”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> anlamına gelmektedir. Namazların içinde, akabinde veya dua makamında pek çok defa söylediğimiz “sübhânallah / sübhâneke /sübhâne…” zikri ve duası aynı kökten gelip bu tenzihi ifade eder. <strong>“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. O&#8217;nu sabah akşam tesbih edin.”</strong> (el-Ahzâb, 41-42) ayetindeki “<em>tesbih</em>”in tefsirinde de bu mana öne çıkmaktadır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Peygamberimizin (s.a.s.) de “sübhânallah” zikrinin faziletlerine dair pek çok beyanı vardır ki bir kısmına aşağıda yer vereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify">Belli sayıda boncukların ipe dizilmesi suretiyle “<em>tesbih</em>” halini alması da Peygamberimizin bazı zikirler için sayı tayin etmesi neticesinde olmuştur. Bunların en başında şu hadis gelmektedir:</p>
<p style="text-align: justify">Sahabenin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.) gelerek: “Ya Rasûlallah! Varlıklı kimseler yüksek derecelere ve daimi nimetlere nail olmaktadırlar. Onlar da bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor (ama bizden fazla olarak) sadaka (zekât veriyor, infak, hayır hasenat yapıyor) ve köle azat ediyorlar. Biz ise bu faziletlerden mahrum kalıyoruz?”  dediler.</p>
<p style="text-align: justify">Rasûlullah (s.a.s.) onları dinledikten sonra şöyle buyurdu: “Size bir şey öğreteyim mi; onunla sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri geçersiniz; sizin bu amelinizi işleyenlerden başka hiç kimse de sizden daha faziletli olmaz?”</p>
<p style="text-align: justify">“Evet, Ya Rasûlallah.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:</p>
<p style="text-align: justify">“Her namazdan sonra otuz üç kere ‘sübhânallah’, otuz üç kere ‘elhamdülillah’, otuz üç kere ‘Allahu ekber’ derseniz, tamamı doksan dokuz eder. Yüzüncüde de, ‘Lâ ilahe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehu&#8217;l-mülkü ve lehu&#8217;l-hamdü ve hüve alâ külli şey&#8217;in kadîr’ derseniz, deniz köpüğü kadar günahınız da olsa affolunur.”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></p>
<p style="text-align: justify">İşte bugün elimizdeki tesbihleri doksan dokuz -imameyle birlikte yüz- boncuklu ve her otuz üç de bir durak olacak şekilde inşa eden iş bu nebevî müjdedir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> Rasûlullah (s.a.s.) pek çok zikir için bu gibi sayılar tayin edince, bu sayılara riayet etme noktasında parmak boğumları kullanılmakla birlikte; sahâbe arasında hurma çekirdekleri, çakıl taşları veya ipe belli sayılarda düğüm atmak suretiyle de sayılar muhafaza edilmeye çalışılmıştır. Bu sayıların yanı sıra kendisine günlük vird tayin edip bunu takip için kullananlar da olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">Bir defasında Rasûlullah&#8217;ın (s.a.s.), hanımı Safiyye&#8217;nin yanına girdiğinde önünde tesbih etmek için kullandığı dört bin kadar hurma çekirdeği bulunduğu rivayet edilmektedir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> Yine Sa‘d b. Ebî Vakkās&#8217;ın rivayet ettiğine göre Allah Rasûlü (s.a.s.) ile birlikte bir kadını ziyarete gittiklerinde, kadının çakıl taşı veya hurma çekirdekleriyle tesbih ettiğini görmüşlerdir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a> Sa‘d b. Ebî Vakkās&#8217;ın da aynı şekilde çakıl taşı ve hurma çekirdeklerini tesbih olarak kullandığı kaynaklarımızda yer almaktadır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a> Ebû Hureyre&#8217;nin ise bir kese içerisine koyduğu belli sayıda çakıl taşı ve hurma çekirdeklerini tesbih için kullandığı, her ‘sübhânallah’ dedikçe içinden bir taş atığı nakledilmektedir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a></p>
<p style="text-align: justify">Bu ve burada zikredemediğimiz pek çok rivayetten açıkça anlaşılıyor ki; tesbih kullanmak suretiyle belli sayılara riayet ederek zikir yapmak, günlük virdler edinmek sahabe arasında yaygın olup Rasulullah (s.a.s.) de pek çok defa buna şahit olduğu halde bundan men etmemiştir. Dolayısıyla da ümmet arasında bu uygulama yaygınlaşarak bize kadar gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify">Bugün bizler de mutlaka tesbih/zikir ehli olalım. Sünnet-i seniyyede varid olan zikirlerden kendimize virdler edinelim. Her gün namaz haricinde de seccade üzerinde geçirdiğimiz, zikirle meşgul olduğumuz vakitlerimiz olsun. Ekranlardan, ışıklardan, dünyalık hazlardan kopup; telefondan, televizyondan, bilgisayardan uzaklaşıp loş bir mekânın münzevi atmosferinde ruhumuza bir nefes aldıralım. Belki okuyunca kulağa hoş geliyor ama bir iki gün sonra görülecektir ki dünyanın en ağır işlerinden biri halini alacak seccade üzerinde geçirilen şu 30-45 dakikalık süre. İşte nefsimizi dizginlemenin, irademizi terbiye etmenin, ruhumuzu sükûnete erdirmenin en etkili yollarından biri budur. Bugüne kadar gerek Tasavvuf müktesebatımıza dair gerekse psikoloji alanında yaptığım okumalardan ve tecrübelerimden edindiğim intiba şu ki; bedeni ve nefsi sıkıştırmak, ruha ve gönle ferahlık verir. Bu çok açık. Bunun bir tezahürü olarak yoga ve meditasyon kültürü modern dünyanın bunalımlarına karşı bir reçete olarak günümüz insanına takdim edilmektedir. Oysaki itikâfıyla, orucuyla, tefekkürüyle, zikriyle, fikriyle İslâm&#8217;ın ortaya koyduğu ve tasavvuf ilmiyle daha sistematik hale getirilen bizim kendi reçetemiz en mükemmel haliyle önümüzde durmaktadır. Günümüzde tasavvufun yegâne temsilcileri olarak görülen bazı tarikat ve mensuplarının sığ yaklaşımları ve hurafelerle harmanladıkları ipe sapa gelmez tavırları bizi yanıltmasın. Keza tasavvufun kavram ve metotlarına vakıf olmayan çevrelerin yorum ve yaklaşımlarını da ciddiye almayalım. Tasavvuf kitaplarını mutlaka bu alana emek vermiş, kendi kavram ve metotlarını bilen hocalarımız riyasetinde/tavsiyesiyle okuyalım. Zira pek çoklarının yaptığı gibi bu kitaplarda yer alan metaforları hakikat, nefis terbiyesine yönelik metot ve eğitimleri ibadet olarak anlayıp hataya düşebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify">Son olarak Peygamberimizin tavsiye ettiği zikirlerden derlediğim ve her biri yüzer defa okunmak suretiyle yaklaşık 30-45 dakikaya tekabül eden bazı zikirlere yer vermek istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify"><strong>I. Zikir: “Estağfirullâhe ve etûbu ileyh”</strong> (Allah’tan beni bağışlamasını diler, günahlarıma tövbe ederim.)</p>
<p style="text-align: justify">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Benim de kalbime gaflet çöktüğü oluyor; ta ki günde yüz defa Allah’a istiğfar ediyorum.”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a></p>
<p style="text-align: justify"><strong>II. Zikir: “Allâhümme sallî ‘alâ Muhammed”</strong> (Allahım! Muhammed’e salât et.)</p>
<p style="text-align: justify">Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Kim bana bir kez salavât okursa; Allah da ona on kez salât eder, on günahını bağışlar ve on derece yükseltir.”<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a></p>
<p style="text-align: justify"><strong>III. Zikir: “Sübḥânallâhi ve bi-ḥamdihî”</strong> (Allah’a hamd ederek O’nu noksanlıklardan tenzih ederim)</p>
<p style="text-align: justify">Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse günde yüz defa &#8216;Sübḥânallâhi ve bi-ḥamdihî&#8217; derse, günahları deniz köpüğü kadar çok bile olsa hepsi bağışlanır.”<a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a></p>
<p style="text-align: justify"><strong>IV. Zikir: “Lâ ilâhe illâ ente sübḥâneke innî küntü mine’ẓ-ẓâlimîn”</strong> (Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum)</p>
<p style="text-align: justify">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Hz. Yûnus’un (a.s.) balığın karnında iken yaptığı dua bu idi. Bir müslüman herhangi bir ihtiyacı hakkında bu duayı okursa,  Allah mutlaka onun duasını kabul eder.”<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a></p>
<p style="text-align: justify"><strong>V. Zikir: “Lâ ḥavle ve lâ kuvvete illâ billâh”</strong> (Güç ve kuvvet, sadece Allahu Teâlâ’nın yardımıyladır.)</p>
<p style="text-align: justify">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Lâ ḥavle ve lâ kuvvete illâ billâh zikrini çokça söyleyin; çünkü o cennetin hazinelerinden bir hazinedir.”<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a></p>
<p style="text-align: justify"><strong>VI. Zikir: “Lâ ilâhe illallâhu vaḥdehû lâ-şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve ‘alâ külli şeyin kadîr.”</strong> (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir. O, her şeye gücü yetendir.)</p>
<p style="text-align: justify">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kim, bu zikri günde yüz kere söylerse; on köle azat etmiş gibi ecir kazanır, kendisine yüz hasene/sevap yazılır ve yüz günahı silinir. O gün akşama kadar da onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamdan daha faziletli bir amel elde etmiş olamaz.”<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a></p>
<p style="text-align: justify">Bu zikirleri Telegram kanalımdan ( https://t.me/mesutozbilir24 ) Arapça metinleriyle birlikte A4 boyutunda çıktı alabileceğiniz pdf formatıyla temin edebilirsiniz. Yine konuyla bağlantılı olarak ikinci bölümünde nafile itikâf, tefekkür vb. meselelere değindiğim yazımı da okumanızı tavsiye ederim: <a href="https://mesutozbilir.com.tr/islam-ve-ruhbanlik/">https://mesutozbilir.com.tr/islam-ve-ruhbanlik/</a></p>
<p style="text-align: justify"><strong>“Artık siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin!” </strong>(el-Bakara, 152)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Mesut Özbilir</strong></p>
<p style="text-align: justify">14 Şaban 1446 / 13 Şubat 2025</p>
<hr />
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ẕikr” md.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> el-Hicr, 9.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Enbiya, 50.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Tâhâ, 14.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> en-Nahl, 43.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Ebû&#8217;s-Suûd, İrşâdü’l-ʿaḳli’s-selîm ilâ mezâya’l-Kitâbi’l-Kerîm [İsam, İstanbul, 2021], V, 229.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> el-Enfâl, 75.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> en-Nisâ, 103.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> el-Cessâs, Ahkâmu&#8217;l-Kur&#8217;ân [Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, 2020] II, 332.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> et-Tirmizî, Deavât 4 [r: 3375]; İbn Mâce, Edeb 53 [r: 3793].</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> İbn Abdilber, et-Temhîd [Müessesetü&#8217;l-furkân li&#8217;t-turâsi&#8217;l-İslâmî, Londra, 2017] XVI, 235.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Şeyhulislâm Ebussuûd, İrşâdü’l-ʿaḳli’s-selîm [TDV İSAM, İstanbul, 2021], VII, 63.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> ez-Zemahşerî, el-Keşşâf [Dâru&#8217;l-Hadîs, Kâhire, 2012], III,502; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve&#8217;t-tenvîr [Dâru&#8217;t-Tûnusiyye li&#8217;n-neşr, Tunus, 1984], XXII, 47.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Müslim, Mesâcid 142-146.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Bunu camilerimizde müezzin riyasetinde cemaate talim ettirerek adet haline getiren ecdadımızdan Allah razı olsun. Aksi halde bugün bu da belli cemaatlere münhasır zait bir amel olarak görülecekti.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Tirmizî, Deavât 120 [r: 3554].</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Ebû Dâvûd, Salât 357 [r: 1500]; Tirmizî, Deavât 129 [r: 3568].</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳātü’l-kübrâ [Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-ilmiyye, Beyrut, 1990] III, 143; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef [Dâru künûz-i İşbilya, Riyad, 2015] V, 149.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> İbn Ebî Şeybe, el-Musannef [Dâru künûz-i İşbilya, Riyad, 2015] V, 149.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Müslim, Zikir 41 [r:2702]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned [thk: Şuayb Arnavud], XXIX, 393.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> en-Nesâî, Sehv 55 [r: 1297]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned [thk: Şuayb Arnavud], XIX, 57.</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Buhârî, Deavât 65 [r: 6042]; Müslim, Zikir 28 [r: 2691].</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> Tirmizî, Deavât 81 [r:3505]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned [thk: Şuayb Arnavud], III, 66.</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Tirmizî, Deavât 146 [r: 3601]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned [thk: Şuayb Arnavud], XIV, 132.</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Buhârî, Daavât 64 [r: 6040], Bed’ü’l-Halk 11 [r: 3119]; Müslim, Zikr 28, [r: 2691]).</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/zikir-tesbihi-eline-alip-allah-allah-demek-degildir-mi/">“ZİKİR TESBİHİ ELİNE ALIP “ALLAH ALLAH” DEMEK DEĞİLDİR” Mİ?</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/zikir-tesbihi-eline-alip-allah-allah-demek-degildir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KADININ YARATILIŞI VE &#8220;KABURGA KEMİĞİ&#8221; HADİSİNİN TAHLİLİ</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/kadinin-yaratilisi-ve-kaburga-kemigi-hadisinin-tahlili/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadinin-yaratilisi-ve-kaburga-kemigi-hadisinin-tahlili</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/kadinin-yaratilisi-ve-kaburga-kemigi-hadisinin-tahlili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jan 2025 11:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[havva]]></category>
		<category><![CDATA[havvanın yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[insanın yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kaburga kemiği]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadının yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[kuranda kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kuranda yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[tevratta kadın]]></category>
		<category><![CDATA[tevratta kadının yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sık sık tartışma konusu olan bir başka mesele de kadının ilk yaratılışı ve bu bağlamda varid olan “kaburga kemiğinden yaratıldığı”na dair hadislerdir. Bunun son zamanlarda tartışmaya mahal olmasının sebebi; ilgili hadislerden yola çıkılarak kadının erkeğe nazaran daha değersiz olduğu çıkarımı yapılması ve nasların zahiri terk edilerek bir takım yeni yorumlara gidilmesidir. Kimisi ilgili hadislerin İsrailiyat ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinin-yaratilisi-ve-kaburga-kemigi-hadisinin-tahlili/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "KADININ YARATILIŞI VE &#8220;KABURGA KEMİĞİ&#8221; HADİSİNİN TAHLİLİ"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinin-yaratilisi-ve-kaburga-kemigi-hadisinin-tahlili/">KADININ YARATILIŞI VE “KABURGA KEMİĞİ” HADİSİNİN TAHLİLİ</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Sık sık tartışma konusu olan bir başka mesele de kadının ilk yaratılışı ve bu bağlamda varid olan “kaburga kemiğinden yaratıldığı”na dair hadislerdir. Bunun son zamanlarda tartışmaya mahal olmasının sebebi; ilgili hadislerden yola çıkılarak kadının erkeğe nazaran daha değersiz olduğu çıkarımı yapılması ve nasların zahiri terk edilerek bir takım yeni yorumlara gidilmesidir. Kimisi ilgili hadislerin İsrailiyat menşeli, yani Yahudi Hristiyan literatüründen kaynaklarımıza dâhil olduğunu iddia ederken, kimisi hadislerin sıhhatini tartışmaya açarak deyim yerindeyse bu rivayetlerden kurtulmak istemektedirler. Her ne kadar “kaburga kemiğinden yaratılma” kısmı öne sürülse de esasında üzerinde ittifak edilen kısımlar da kimilerinde rahatsızlık husule getirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Mevzuyu izaha geçmeden önce önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum; bilindiği üzere İslam&#8217;da kul olmak haysiyetiyle üstünlük ancak ve ancak takva iledir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Hiçbir ırk, renk, cinsiyet, makam, mevki, şöhret, servet Allah indinde bir kıymeti haiz değildir. O, ne suretlere ne de şekillere bakar; yalnızca kalplere ve amellere bakar.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Kullarının değerini de ancak ve ancak buna göre takdir eder. Dolayısıyla izahı sadedinde bulunduğumuz hadislerin her ne şekilde anlaşılırsa anlaşılsın kadın erkek arasında bir üstünlük kıstası olamayacağını baştan belirtmiş olalım.</p>
<p style="text-align: justify">Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <strong>“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Zira kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. /Kaburga kemiği gibidir./ Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan yine eğri kalır. /Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle de faydalanabilirsin./ Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.”</strong></p>
<p style="text-align: justify">Bu hadisi şerifi sahabe tabakasından Hz. Âişe, Ebû Hureyre, Ebû Zer ve Semüre b. Cündeb (r. anhüm) Peygamberimizden rivayet etmiş olup sahih senetlerle bize ulaşmıştır. Ancak lafızlarında bir takım farklılıklar bulunmaktadır. Hadisin bazı vecihlerinde <strong><em>“kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır”</em></strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><em><strong>[3]</strong></em></a> ifadesi geçerken bazılarında <strong><em>“kadın kaburga kemiği gibidir”</em></strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> ifadesi geçmektedir. Her biri aynı kaynaklarda hatta aynı senetle dahi rivayet edildiği için birini diğerine tercih etmekte de çok belirgin bir karine saptanamamaktadır. Onun için öncelikle cumhur ulemanın görüşünü nakledip, daha sonra da günümüzde yapılan bazı yorumlara değineceğiz.</p>
<p style="text-align: justify">Allahu Teâlâ insanın yaratılışını Nisâ sûresinde şöyle anlatmaktadır: <strong>“Ey insanlar! Sizi &#8216;bir tek nefisten&#8217; yaratan ve &#8216;ondan da eşini&#8217; yaratan, &#8216;ikisinden&#8217; birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının.”</strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p style="text-align: justify">Ayeti kerimenin mealinde <strong><em>“bir tek nefis”</em></strong> şeklinde tercüme edilen kısmın Arapça aslı <strong>“<em>nefs-i vâhide</em>”</strong>dir. Lügat olarak “can, canlı, kendi, kişi, şahıs” gibi anlamlara gelen  “<em>nefs</em>” Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de yetmiş küsur defa geçmekte ve “mükellef bir can” kastedilmektedir. Ayet bağlamlarının neredeyse tamamında hesapla ve sorumlulukla alakalandırılan “<em>nefs</em>”, meallerde çoğu kere tercüme dahi edilmediği halde halk arasında rahatlıkla anlaşılmaktadır. Mesela: <strong>“Her nefis ölümü tadacaktır. /Allah hiçbir nefse gücünün yetmeyeceği yük yüklemez / Her nefis yarına ne hazırladığına baksın.”</strong> gibi.</p>
<p style="text-align: justify">Allahu Teâlâ evvel emirde bütün insanları yaratmaya <strong><em>“tek bir nefis”</em></strong>ten başlamıştır, yani ilk olarak topraktan Âdem&#8217;i (a.s.) yaratmış, daha sonra <strong><em>“ondan da eşini yaratmış ve o ikisinden pek çok erkek ve kadın vücuda getirmiştir.”</em></strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Şimdi burada Âdem&#8217;in (a.s.) topraktan yaratıldığını kesin ve kati olarak biliyoruz. Havva&#8217;ya (a.s.) gelince; ya o da topraktan yaratılmıştır diyeceğiz (Fahreddin er-Râzî bu yorumu yapar)<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> ya da Havva (a.s.), Âdem&#8217;in (a.s.) cüzünden yaratılmıştır (ki o cüz de Âdem&#8217;in (a.s.) kaburga kemiğindendir) diyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify">Bazı istisnalar dışında müfessirler ayetin zahirine de muvafık olan bu yaklaşımı tercih etmişlerdir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Yani Âdem&#8217;in (a.s.) topraktan yaratıldığı, Havva&#8217;nın (a.s.) da onun kaburga kemiğinden yaratıldığı ve o ikisinden insan neslinin çoğaldığı genel kabulü oluşturmaktadır. Bizim kanaatimiz de bu yöndedir. Zira Havva&#8217;nın (a.s.) da topraktan yaratıldığına dair herhangi bir haber varid olmadığı gibi (naslarda sadece Âdem&#8217;in (a.s.) topraktan yaratıldığına vurgu yapılır) bunu kabul etmemiz halinde ise bütün insanların “iki nefis”ten yaratılması söz konusu olacağından ayet-i kerimede geçen “<strong><em>tek bir nefis</em></strong>” vurgusu ile tenakuz oluşmuş olacaktır. Dolayısıyla bu yorum kabule şayan görülmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Burada konuyla alakalı çok önemli bir noktaya temas etmek istiyorum. Tevrat ve İncil&#8217;de de insanın ve dahi kadının yaratılışı yaklaşık olarak bu şekilde anlatılmaktadır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> Bu bilgilerin önemli bir kısmı -ilk insanın Âdem olması, topraktan yaratılması vb.- Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de de geçtiği halde İslâm&#8217;a, Tevrat ve İncil&#8217;den girdiği bir takım batılı yazarlar tarafından dile getirilmektedir. Ne yazık ki bu gibi iddiaları batı akademisinin üçüncü sınıf kaynaklarından alarak ilgili hadislerin de İsrailiyat kaynaklı olduğunu savunanlar görmekteyiz. Şunu açıklıkla söyleyelim ki –ister benzetme ister yaratma bağlamında olsun- <strong><em>“kaburga kemiği”</em></strong> ifadesini dört sahâbî Peygamberimizden işittiğini söylemiş ve bu bize sahih olarak ulaşmıştır. Kadının yaratılışı bağlamında Tevrat&#8217;ta da zikredilen <strong><em>“kaburga kemiği”</em></strong> bütün rivayetlerde ortaktır ve bu ifadeyi Allah Rasûlü&#8217;nün kullanması her halükârda bu bilginin doğru olduğunu ifade eder. Şayet hadislerde geçen <strong><em>“kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır”</em></strong> lafzı -sahâbînin manen rivayeti kaynaklı olmayıp- Peygamberimize aitse Tevrat&#8217;taki ifadenin de vahiy mahsulü olduğu ortaya çıkar. Yok <strong><em>“kadın kaburga kemiği gibidir”</em></strong> lafzı doğru ise Rasûlullah&#8217;ın (s.a.s.) bu benzetmeyi yapmasının tek bir izahı olabilir; o da Medine&#8217;de Yahudi nüfusu kaynaklı olarak Tevrat&#8217;taki yaratılış hikâyesinin biliniyor ve konuşuluyor oluşudur. Bir Peygamberin Tevrat&#8217;ta ki <strong><em>“kaburga kemiği”</em></strong> anlatısına atıf yaparak benzetme yapması ancak ve ancak buna işaret eder.</p>
<p style="text-align: justify">Batılı yazarların bu gibi hezeyanlar savurması anlaşılabilir; ancak Peygamberin Tevrat ve İncil&#8217;den intihal yaptığını ihsas eden bu gibi yaklaşımları Müslümanların dillendirmesi son derece talihsizdir. Zira batılılar “ilk insanın Âdem olması, topraktan yaratılması, vb.” bilgileri de Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.s.) bu kaynaklardan aldığı iddiasındadırlar. (Haşa) Oysaki Tevrat ve İncil tahrif edilmekle birlikte aslı vahye dayanmaktadır ve Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;le pek çok ortak yönü vardır. En azından İslam geldiğinde böyle olduğunu kesin olarak biliyoruz. <strong>“Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline/ilim sahiplerine sorun.”</strong><a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> ayetinde kastedilen Yahudi ve Hristiyan alimlerdir. Kuran inerken bile bu kaynaklara atıf yapıyorsa olur olmaz her bilginin bu kaynaklardan İslam&#8217;a girdiğini söylemek ancak bilgisizlikle izah edilebilir. Bu konuyu <em><strong>Dini Hayatımızı Manipüle Eden Sloganlar</strong></em> (s.71-82) kitabımızda genişçe kaleme aldığımız için tafsilatı oraya havale ediyoruz. Kısacası dört sahâbî tarafından nakledilen ve Peygamberimize aidiyetinde hiçbir şüphe bulunmayan <strong><em>“kaburga kemiği”</em></strong> ifadesinin İsrailiyattan kaynaklarımıza geçtiğini söylemek mümkün değildir. Belki “yaratılış bağlamı özelinde” söylenebilir ki bizce bu da isabetli değildir. Efendimizin “<em>eğri hurma dalı</em>”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> yerine “<em>kaburga kemiği</em>”ne benzetmesi açık bir biçimde Tevrat&#8217;taki bu ifadelere atıftır ve zımnen bu bilgiyi teyid etmektedir. Tabi kaburga kemiğinden yaratılmış olmak, kaburga kemiğinden alınan bir hücre, bir gen veya bir ilik vasıtasıyla olabilir; keyfiyetini ve en doğrusunu Allah bilir.</p>
<p style="text-align: justify">Öyle görülüyor ki bu meselenin ülkemizde tartışmaya açılması da batıda Tevrat&#8217;a yönelik yapılan tenkitlerin Türkçe&#8217;ye tercüme edilmesinden ibaret taklit mahsulü bir yaklaşımdır. Zira bizim kaynaklarımızda ve toplumumuzda bunun kadın erkek arasında bir üstünlük kıstası olarak görülmediği, ilgili hadisler vaazlarda ancak “kadınlara nezaket ve hoşgörüyle davranılması gerektiği” bağlamında anlatıldığı hepimizin malumudur. Nitekim İmam Buhârî de <em>es-Sahîh</em>&#8216;inde bu hadisi bu başlık altında (Bâbu&#8217;l-müdârâti meâ&#8217;n-nisâ) ele almıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Cumhur ulemanın görüşünü beyan ettikten sonra, son zamanlarda daha çok dillendirilen yaklaşıma gelince; ilgili hadisin <strong><em>“kadın kaburga kemiği gibidir”</em></strong><a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> lafzıyla varid olan varyantı tercih edilmekte ve Havva&#8217;nın (a.s.) da Âdem (a.s.) ile aynı şeyden -yani topraktan- yaratıldığı kabul edilmektedir. Bazıları ise ayeti kerimede geçen “<em>nefs</em>” ifadesine hücre, atom, çekirdek gibi “<em>madde</em>”yi çağrıştıran manalar vermektedir ki Kur&#8217;ân ve sünnette bunun herhangi bir dayanağı yoktur. Geride de ifade ettiğimiz gibi “<em>nefs</em>” Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de yetmiş küsur defa geçmekte ve “mükellef bir can” kastedilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Bunun dışında bir de son zamanlarda yaygınlaşan “<em>ikisini aynı özden yarattı</em>” söylemi dikkatimizi çekmektedir ki açıkçası bunun naslarda neye tekabül ettiğini bilmiyoruz. Âdem&#8217;in (a.s.) topraktan yaratıldığını kesin olarak bildiğimize göre “<em>Her ikisini de topraktan yarattı</em>” demekten sarfı nazar ederek böyle muğlak bir ifade tercih edilmesini anlamış değiliz. Muhtemelen toprağa atfen her ikisi de özünde topraktır denilmek isteniyordur.</p>
<p style="text-align: justify">Bu konuda nasların zahirinin ve genel kabulün dışına çıkılarak farklı yorumlara müracaat edilmesinin sebebi, kadının bu şekilde yaratılmış olmasında, kadın-erkek eşitliğine halel getirecek bir manzara telakki edilmesidir. Sözüm ona Havva&#8217;nın (a.s.), Âdem&#8217;in (a.s.) cüzünden yaratılmış olması bir eksiklik ve değersizlik ifadesi olarak görülmektedir. Hâlbuki Kur&#8217;an-ı Kerîm böyle bir yaklaşımın İblis&#8217;in düştüğü büyük bir hata olduğuna dikkat çekmektedir. Kendisine, Âdem&#8217;e secde etmesi emredildiğinde <strong>“Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></strong> diyerek secde etmemiş ve huzurdan kovulmuştur. Üstünlüğü yaratılış madde ve şekline indirgemek İblis&#8217;i böyle bir sona sevk etmiştir. Zira bunlar Allah indinde bir üstünlük sebebi değildir. İşte benzer bir hata burada da karşımıza çıkmaktadır. Kadının/Havva&#8217;nın, Âdem&#8217;in kemiğinden, iliğinden yahut müstakil olarak topraktan yaratılması arasında bir fark yoktur. Allah bunları bir üstünlük sebebi olarak kabul etmiyor ki. Kaldı ki her insan birey olarak meniden vücuda gelmiyor mu? Ana rahmine düşüş şekli de, daha sonra oradan dünyaya doğuş şekli de üzerine çok büyük hikâyeler yazılacak şeyler olmasa gerek! Öyleyse buradan bir meziyet telakki etmenin nasıl bir mantıklı izahı olabilir?</p>
<p style="text-align: justify">İkinci bir şey hadisin <strong><em>“kadının kaburga kemiğinden yaratıldığını”</em></strong> beyan eden vecihlerinin üstünü çizsek ve teşbih ifade eden <strong><em>“kadın kaburga kemiği gibidir”</em></strong> vecihlerini esas alsak dahi (<em>kadın kaburga kemiği gibi eğridir, düzeltmeye zorlarsanız kırarsınız. Öyleyse eğri olarak kabul edin) </em>bu haliyle belli çevreler razı olacaklar mıdır? Zira bu kısmı bütün vecihlerde sabit olup Rasûlullah&#8217;a (s.a.s.) aidiyetinde de hiçbir şüphe yoktur. Şu halde günümüz normlarına teslim olup alınganlık göstermek yerine bu hadis-i şerifin asıl vermek istediği mesaja dikkat kesilelim;</p>
<p style="text-align: justify">Hepimiz bizzat kendimizden bileceğimiz üzere aslında eğrilik insana mahsustur. Her insanda kronik veya genetik diyebileceğimiz düzelmesi pek de mümkün olmayan kusur ve noksanlıklar vardır. Yani eğrilikler vardır. Buna itiraz edecek kimse de yoktur. Lakin bu hadiste mahza “kadının eğriliğine” dikkat çekilmesinin sebebini -Allahu &#8216;âlem- iki şekilde anlamak mümkündür:</p>
<p>I) Resûlullah&#8217;ın (s.a.s.) o esnada erkeklere hitap ediyor olması.</p>
<p>II) Erkeklerin bedenen düzeltme “gücüne”, aile reisi olarak de yetkisine sahip olmaları.</p>
<p style="text-align: justify">Şimdi bu öncülleri dikkate alarak hadisi tekrar hatırlayalım: <strong>“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Zira kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır /Kaburga kemiği gibidir. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. /Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle de faydalanabilirsin./ Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.”</strong> Yani güç ve yetkiniz var diye her eğriliği düzelteceğiniz, her şeyi yoluna koyacağınız zannına kapılmayınız! Evet, gücünüz eğri bir kemiği düzeltmeye yeter lakin kemik güç ile düzelecek bir şey değildir, kırılıverir.</p>
<p style="text-align: justify">Efendimizin bu noktada erkeklere hitaben başka bir ikazları da vardır: <strong>“Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.”</strong><a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></p>
<p style="text-align: justify">Yine başka bir hadisi şerif ise şöyledir: Bir sefer esnasında Rasûlullah&#8217;ın (s.a.s.) hanımlarının bindiği develeri süren Enceşe ismindeki hizmetçi bir ara develeri hızlandırınca Efendimiz hanımları kastederek: <strong>“Yavaş ol Ey Enceşe! Camları kırmayasın!” </strong>buyurdu.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a></p>
<p style="text-align: justify">Görüldüğü üzere Peygamberimiz (s.a.s.) kadınların hassas ve narin yaratılışlarını her zaman gözetmiş ve çeşitli benzetmeler yaparak onlara karşı kaba ve sert davranılmamasını öğütlemiştir. Mevzuu bahis olan hadiste de yine doğrudan erkeklere hitap etmekte ve kadınların üzerine varmamaları, bazı kusur ve noksanlıklarını hoş görmeleri hususunda ikaz etmektedir. Zira geride de belirttiğimiz gibi güç ve yetki sahibi olarak bu ikazın muhatabı erkekler olmalıdır. Çünkü kadın ne güç bakımından ne de yetki bakımından kocasını düzeltmeye muktedir değildir. Dolayısıyla buradan erkekler doğru da kadınlar eğri veya erkekler kusursuz da kadınlar kusurlu anlamında bir mana çıkarmak doğru değildir. Zira anne babalar da her zaman yaşları birbirine yakın iki kardeşten büyük olana ikaz ve nasihatte bulunurlar. Bu tavır, aralarında bir ayrım yaptıklarından değildir; büyüğün güçlü olmasından ve kardeşine karşı güç kullanmaya meyilli olmasındandır.</p>
<p style="text-align: justify">Hâsılı kelam günümüz normlarını esas alarak dini nasları anlamaya çalışmak tutarsız ve çarpık bir din anlayışından başka bir şey sunmaz bize. Unutmamak gerekir ki ne bazı hadisleri inkâr etmenin, ne de ayetleri (mahza günümüz normlarını merkeze alarak) tevil etmenin sonu yoktur. Herhangi bir sorunu da çözmekten uzaktır. Mevzumuz üzerinden örnek verirsek; her halükarda ilk insan erkektir, ilk peygamber erkektir, bütün peygamberler erkektir, halife ve imamlar erkektir, birkaç istisna dışında tarih boyunca idare ve komuta makamında bulunanlar da hep erkekler olmuştur. Dolayısıyla küresel hegemonyanın türedi eşitlik anlayışını esas alan bir insanın neredeyse dini toptan reddetmedikten sonra inkârla teville bir yere varması mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify">Onun için insan inancında tutarlı olmalıdır, anlamayabildiği kadar anlamaya çalışmalı, anlayamadığı yerde tevakkuf etmelidir. Yani yorumsuz kalıp, doğrusunu Allah bilir demelidir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify">Mesut Özbilir</p>
<p style="text-align: justify">14 Recep 1446 / 14 Ocak 2025 /Salı</p>
<hr />
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> el-Hucurât, 13.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Müslim, Birr 34.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> el-Müsned, XXXIII/283; ed-Dârimî, Nikâh 35 [r: 2250]; el-Buhârî, Enbiyâ 1 [r: 3331]; Müslim, Radâ&#8217; 61,62.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> el-Müsned, XV/361;366; XXXV/359; XLIII/395; ed-Dârimî, Nikâh 35 [r: 2251]; el-Buhârî, Nikâh 79 [r: 5184]; Müslim, Radâ&#8217; 60 [r: 1468].</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> en-Nisâ 1.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> en-Nisâ, 1.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Fahreddin er-Râzî, et-Tefsîru&#8217;l-Kebîr [Dâru İhyâi&#8217;t-Turasi&#8217;l-Arabî, Beyrut, H.1420] IX/478.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> et-Taberî, Câmiʿu’l-beyân [Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-ilmiyye, Beyrut, 2005] III/565; ez-Zemahşerî, el-Keşşâf [Dâru&#8217;l-Hadîs, Kâhire, 2012] I/439; el-Âlûsî, Rûhu&#8217;l-Meânî [Dâru&#8217;l-Hadîs, Kâhire, 2005] IV/541.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Doç. Dr. Asife ÜNAL, Yahudi Geleneğinde Kadının Yaratılışı ve Lilit Efsanesi, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017, cilt: XVII, sayı: 2, s. 103-115.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Enbiyâ, 7.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Yasin, 39.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> el-Müsned, XV/361;366; XXXV/359; XLIII/395; ed-Dârimî, Nikâh 35 [r: 2251]; el-Buhârî, Nikâh 79 [r: 5184]; Müslim, Radâ&#8217; 60 [r: 1468].</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> el-A&#8217;râf, 12.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Müslim, Radâ 61 [r: 1469].</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Buhârî, Edeb, 90 [r:6149]; 95 [r: 6161]; Müslim, Fedâil 70 [r:2323].</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinin-yaratilisi-ve-kaburga-kemigi-hadisinin-tahlili/">KADININ YARATILIŞI VE “KABURGA KEMİĞİ” HADİSİNİN TAHLİLİ</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/kadinin-yaratilisi-ve-kaburga-kemigi-hadisinin-tahlili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;SARHOŞ OLMAYACAK KADAR İÇKİ İÇMEK HARAM DEĞİLDİR&#8221; İDDİASININ TAHLİLİ&#8230;</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/sarhos-olmayacak-kadar-icki-icmek-haram-degildir-iddiasinin-tahlili/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sarhos-olmayacak-kadar-icki-icmek-haram-degildir-iddiasinin-tahlili</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/sarhos-olmayacak-kadar-icki-icmek-haram-degildir-iddiasinin-tahlili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Oct 2024 18:12:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[alkol]]></category>
		<category><![CDATA[bira içmek]]></category>
		<category><![CDATA[ebu hanife]]></category>
		<category><![CDATA[içki içmek]]></category>
		<category><![CDATA[imamı azam]]></category>
		<category><![CDATA[nebiz]]></category>
		<category><![CDATA[şarap]]></category>
		<category><![CDATA[sarhoş etmeyecek kadar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=576</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlahiyatçı sıfatıyla ekranlara çıkarılan bazı isimlerin zaman zaman dillendirdiği ve belli çevrelerde alıcı bulan aykırı fetvalardan biri de “Şarap dışındaki alkollü içkilerin sarhoş olmayacak kadar içilmesinin haram olmadığı” iddiasıdır. Ebû Hanîfe&#8217;ye nispet edilen ve pek çok klasik kaynağa dayandırılan bu fetvayla alakalı zaman zaman çeşitli sorulara muhatap olmamız sebebiyle gündemimize alarak izah etme ihtiyacı hissettik. ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/sarhos-olmayacak-kadar-icki-icmek-haram-degildir-iddiasinin-tahlili/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "&#8220;SARHOŞ OLMAYACAK KADAR İÇKİ İÇMEK HARAM DEĞİLDİR&#8221; İDDİASININ TAHLİLİ&#8230;"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/sarhos-olmayacak-kadar-icki-icmek-haram-degildir-iddiasinin-tahlili/">“SARHOŞ OLMAYACAK KADAR İÇKİ İÇMEK HARAM DEĞİLDİR” İDDİASININ TAHLİLİ…</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İlahiyatçı sıfatıyla ekranlara çıkarılan bazı isimlerin zaman zaman dillendirdiği ve belli çevrelerde alıcı bulan aykırı fetvalardan biri de <strong><span class="r-b88u0q">“Şarap dışındaki alkollü içkilerin sarhoş olmayacak kadar içilmesinin haram olmadığı”</span></strong> iddiasıdır. Ebû Hanîfe&#8217;ye nispet edilen ve pek çok klasik kaynağa dayandırılan bu fetvayla alakalı zaman zaman çeşitli sorulara muhatap olmamız sebebiyle gündemimize alarak izah etme ihtiyacı hissettik. Belki İslam Hukuku&#8217;nun en karmaşık ve çetrefilli konularından birini izah sadedinde olduğumu belirterek evvela Allah&#8217;tan muvaffakiyet sonra da siz okurlarımdan muhtemel hatalarımı mazur görmelerini dilerim.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakiki anlamda şarap, Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de “<em><span class="r-36ujnk">hamr</span></em>” kelimesiyle ifade edilmiş olup Hanefîlere göre pişmemiş üzüm suyundan yapılan şaraba denilmektedir. <span class="r-b88u0q">Bunun “</span><em><span class="r-36ujnk r-b88u0q">hamr/şarap</span></em><span class="r-b88u0q">” olduğunda, içilmesinin ve satılmasının haramlığında, helal görenin kâfir olacağında ve içenin had cezasına çarptırılacağında âlimlerimiz müttefiktir.</span> <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(el-Cessâs, Ahkâmu&#8217;l-Kur&#8217;ân [Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-îlmiyye, Beyrut, 2020], II/578)</span></em></span> Diğer mezheplere göre hurmadan da bu anlamda şarap yapılmaktadır. Bu noktadaki ihtilafın ve konumuzla doğrudan ilgisi olmayan sair ihtilafların üzerinde durmadan hükmî şarabın izahına geçmek istiyoruz. Zira yazımızın gündemini oluşturan söz konusu fetva, şarap dışındaki bir kısım içeceklerin “<em><span class="r-36ujnk">hükmen şarap</span></em>” kapsamına girmesindeki kıstaslar etrafında şekillenmektedir. Dolayısıyla yazımızın hacmini fazlaca büyütmemek adına sadece bu ihtilaf üzerinden değerlendirmemizi sürdüreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şarap (hamr) dışında bir de kuru üzüm, kuru hurma, arpa, darı ve bal gibi maddelerden elde edilen “<em><span class="r-36ujnk">nebîz/şıra</span></em>” türleri vardır ki; bunlar da “sarhoş etme” söz konusu olması halinde “<em><span class="r-36ujnk">hükmen şarap</span></em>” sayılırlar. Rasûlullah&#8217;ın (s.a.s.) <strong><span class="r-b88u0q">“Üzümden de şarap olur, hurmadan da şarap olur, baldan da şarap olur, buğdaydan da şarap olur, arpadan da şarap olur.”</span></strong> <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Ebû Dâvûd, Eşribe 4 [r: 3676]) </span></em></span>hadisinde bu isimleri ayrıca sayması, bunların hakiki anlamda şaraptan farklı olduğuna delalet eder. Şayet hakiki anlamda şarap kapsamına girseydi ayrıca zikretmeye ihtiyaç duyulmazdı. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(es-Sehârenfûrî, Bezlü&#8217;l-mechûd, XVI/8.)</span></em></span> Tıpkı <strong><span class="r-b88u0q">“Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir.” </span></strong><span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Buhârî, İsti&#8217;zân 12 [r: 6243], Kader 9 [r: 6612]; Müslim, Kader 20,21)</span></em></span> hadisinde nâmahreme bakmayı, dinlemeyi, konuşmayı zina olarak isimlendirmesi gibi. Nasıl ki bu fiiller hakiki manada zina gibi muamele görmüyorsa hükmen şarap kapsamına giren nebîz türleri de aynı muameleyi görmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span class="r-36ujnk">Nebîz</span>in “<em><span class="r-36ujnk">hükmen şarap</span></em>” kapsamına girmesiyle alakalı cumhur ulema (Hanefîlerden İmam Muhammed ve diğer üç mezhep imamı r.h.) <strong><span class="r-b88u0q">“nebîz, sarhoş etme vasfı kazandığı zaman artık hükmen şaraptır ve içmek haramdır” </span></strong>görüşündedir. Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf ise sarhoş etme vasfı kazanmasını dikkate almaksızın <strong><span class="r-b88u0q">“sarhoş olmayacak kadar içmek mubahtır”</span></strong> görüşündedir. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(el-Merğinânî, el-Hidâye [Dârü&#8217;d-dekâk-Dâru&#8217;l-feyhâ, Beyrut-Dimaşk, 2019], IV/316; İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr [Dâru’l-ma‘rife, Beyrut, 2018] X/42)</span></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Buradaki ihtilafı anlamak adına öncelikle konuyla alakalı bize fikir verecek rivayetleri zikrederek o dönemi resmetmeye çalışacağız. Daha sonra her iki tarafın da görüşlerini şekillendiren delillere yer verecek ve nihayetinde meseleyi günümüz açısından değerlendirmeye gayret edeceğiz. Bilindiği üzere Arap toplumunda şarap çok yaygındı ve tedricî olarak üç aşama neticesinde bütünüyle haram kılındı. Nebîz türleri ise hem içecek olarak kullanılmak, hem yiyeceklere katık yapılmak hem de sirkeye dönüştürülmek suretiyle <span class="r-b88u0q">pek çok alanda kullanılan bir yaşam malzemesi olduğundan ve mutlak olarak da sarhoş etmediğinden hakikî şarap gibi muamele görmemiştir. </span>Hatta (teyemmüm ayeti nazil olana kadar) su bulunmadığı zamanlarda nebîz ile abdest dahi alınmaktaydı.<span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk"> (Ebû Dâvûd, Tahâret 41 [r: 84];İbn Mâce, Tahâret 37 [r:384]; eş-Şeybânî, Kitâbu&#8217;l-asl [Dârû İbn Hazm, Beyrut, 2012], I/58)</span> </em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki nebîz; hava sıcaklığına, saklandığı kaplara ve beklediği süreye bağlı olarak sertleşir, sarhoş edici bir vasıf kazanırdı. Bundan mütevellit Peygamberimiz (s.a.s.) ilk zamanlar bazı kaplarda nebîz saklamayı yasaklamış: <strong>“Hurma kütüğünden oyulmuş kabı, ziftli kabı, kabaktan yapılmış kabı, ağzı kesik küpü (şıra saklamak için) kullanmayı yasaklıyorum. Deri kırbadan için ve (içtikten sonra) ağzını bağlayın.”</strong> buyurmuştur. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Ebû Dâvûd, Eşribe 48 [r: 3693])</span></em></span> Ancak daha sonra Ensâr&#8217;ın: “Bu kapları kullanmak bizim için kaçınılmazdır.” demesi üzerine “(Mademki sizin için bu kapları kullanmakta zaruret vardır), o halde kullanabilirsiniz.” buyurmuştur. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Buhârî, Eşribe 8 [r: 5589])</span></em></span> Bu kaplarda nebîz saklamayı yasaklaması hem sarhoş edici vasfın oluşmasında etkili olmalarından hem de tatmadıkça veya koklamadıkça sarhoş edici vasıfta olup olmadığı anlaşılamamasındandır. Deri kırbanın ise şişmesi halinde sarhoş edici vasıf kazandığı anlaşılmaktaydı. Bundan dolayı Rasûlullah (s.a.s.) kırbanın ağzının bağlanmasını emretmiştir.<span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk"> (es-Sehârenfûrî, Bezlü&#8217;l-mechûd fî halli Ebî Dâvûd [Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-îlmiyye, Beyrut, 2007], XV/18.) </span></em></span>Ancak bu tedbir de ifade ettiğimiz gibi mevcut şartlar itibariyle uygulanamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nebîzin sarhoş edici vasıf kazanması, Rasûlullah (s.a.s.) tarafından bu gibi tedbirlerle aşılmaya çalışıldığı gibi günümüz tabiriyle “son tüketim tarihi” koymak suretiyle de bir önlem alınmıştır. “Bizim üzümlerimiz var onları nasıl değerlendirelim?” diye soran sahâbîye: <strong>“Onları kurutun; sabah kahvaltıda şırasını çıkarıp akşam yemeğinde için, akşam şırasını çıkarınız sabah kahvaltıda için. Şırayı büyük küplere değil, (ince deriden imal edilmiş) su kırbalarına koyarak saklayınız. Zira vakti biraz geciktiği takdirde sirke olur.”</strong> buyurmuştur. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Ebû Dâvûd, Eşribe 48 [r: 3710])</span></em></span> Yani deri kırbada ağzı bağlı olduğu halde biraz vakti geçecek olursa sirkeye dönüşür; ancak büyük küplerde vakti geçecek olsa şarap halini alacaktır. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(es-Sehârenfûrî, Bezlü&#8217;l-mechûd fî halli Ebî Dâvûd [Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-îlmiyye, Beyrut, 2007], XVI/26.)</span></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Tabi bu tedbirlerin ancak günlük hayatta -o da kısmen- uygulanabilirliği vardı. Seferde, misafirlikte veya başka bir vesileyle ikram edilmesi halinde ancak tatmak veya koklamak suretiyle sarhoş ediciliği tespit edilebiliyordu. Veda haccı sırasında bir adam Rükn&#8217;ün yanında bulunan Rasûlullah&#8217;a (s.a.s.) bir bardak nebîz ikram etti. Rasûlullah (s.a.s.) bardağı ağzına götürünce sertleştiğini anlayıp geri verdi. Bunun üzerine orada bulunanlardan biri “Ey Allah&#8217;ın Rasûlü! Bu haram mıdır?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.) hemen adamı geri çağırtıp bardağı aldı ve su getirilmesini istedi. Nebîzin içerisine sertliği kırılıncaya kadar su karıştırıp (içti ve) şöyle buyurdu: <strong>“Bu kaplarınızda şerbetleriniz gereğinden fazla bekleyip (sarhoş olmaya sebebiyet verecek kadar) sertleşirse; onu su ile kırın/hafifletin!”</strong> <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Nesâî, Eşribe 48 [r: 5694]; et-Tahâvî, Şerhu Meʿâni&#8217;l-âs̱âr, [Dârû İbn Hazm, Beyrut, 2021], VIII/393.)</span></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu tablodan anlaşılacağı üzere henüz Efendimiz (s.a.s.) hayattayken dahi nebîzin, hükmî şarap kapsamına girip girmemesinde çok belirgin bir kıstas mevcut değildi. Uygulamaların zamanla değişip tutarsızlık arz etmesi; bu bağlamda varid olan rivayetleri farklılaştırmış, bu da pratikte farklı anlayışların vukuuna sebebiyet vermiştir. Bir defasında Hz. Ömer (r.a.) ile birlikte yolculuk eden oruçlu bir adam iftar ettikten sonra Hz. Ömer&#8217;in içinde nebîz bulunan kırbasından içip sarhoş olmuştu. Hz. Ömer kendisine had cezası uygulayınca: “Ben yalnızca senin kırbandan içtim” diye kendisini savunmuş, bunun üzerine Hz. Ömer: <strong>“Ben sana içtiğin için değil, sarhoş olduğun için ceza verdim.”</strong> demiştir. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(İbn Ebî Şeybe, el-Musannef [Dâru künûz-i İşbilya, Riyad, 2015] XV/402; et-Tahâvî, Şerhu Meʿâni&#8217;l-âs̱âr, [Dârû İbn Hazm, Beyrut, 2021], VIII/390; ez-Zeylaî, Nasbu&#8217;r-Râye [Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-ilmiyye, Beyrut, 2010] III/534.)</span></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yine bir defasında ise Hz. Ömer (r.a.) namazı kıldırdıktan sonra cemaate dönerek: <strong>“Oğlum Ubeydullah&#8217;tan şarap kokusu aldım, kendisine sordum (kaynatılarak üçte ikisi giderilmiş) <span class="r-36ujnk">tılâ&#8217; </span>içtiğini söyledi, bunu soruşturacağım eğer içmiş olduğu şey sarhoş edici ise ona celde vuracağım.”</strong> dedi. Râvî diyor ki: “(Yaptığı tahkikat neticesinde) Ömer&#8217;i oğluna seksen celde had cezası vurduğunu gördüm.”<span style="font-size: 8pt;"><em> <span class="r-36ujnk">(eş-Şeybânî, el-Muvatta [Dâru&#8217;l-Kalem, Dımeşk, 2020] s.474; Buhârî, Eşribe 10)</span></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Buradan şunu da anlıyoruz ki; Hz. Ömer <span class="r-36ujnk">tılâ&#8217;</span>ı hakiki manada şarap olarak görseydi; oğlunun <span class="r-36ujnk">tılâ&#8217;</span> içtim demesiyle yetinip doğrudan had vurması gerekirdi. Çünkü hakiki şarap sarhoş etsin etmesin her halükârda haramdır ve had gerektirir. Ancak tılâ&#8217;ın hakiki manada şarap değil de sarhoşluk veren bir nebîz türü olduğu kanaatinde olacak ki<span style="font-size: 8pt;"><em> (bkz: <span class="r-36ujnk">eş-Şeybânî, el-Muvatta&#8217; [Dâru&#8217;l-Kalem, Dımeşk, 2020], s. 483</span>)</em></span> sarhoş eden bir kıvamda olup olmadığını tetkik ettikten sonra hükmen şarap kapsamında telakki edip had cezası uygulamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buraya kadar yazdıklarımızı kısaca hatırlayacak olursak; iki türlü şarap vardır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span class="r-b88u0q">I) Kur&#8217;an nassı ile haramlığı sabit olmuş hakiki şarap</span>:</strong> Bir kimse bunu bir yudum da içse, sarhoş olmasa da haramdır, had cezası vurulur, helal gören kâfir olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span class="r-b88u0q"><strong>II) Cumhûra göre “sarhoş edici vasıf kazanan” Ebû Hanîfe&#8217;ye göre “sarhoş edici miktarda içilen” nebîz türleri:</strong> </span>Bunlar da hükmen şaraptır, içilmesi haramdır, had cezası gerektirir lakin ihtilafa medar olduğu için helal gören kâfir olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu uzunca girizgâhtan sonra Ebû Hanîfe&#8217;nin, Hanefî mezhebinin genel kabulü ve diğer üç mezhebin görüşüyle ihtilaf teşkil eden söz konusu fetvasını değerlendirmeye geçebiliriz. Geride de belirttiğimiz üzere Cumhûr ulema iş bu ikinci grupta yer alan nebîz türlerini de “sarhoş etme vasfı kazandıklarında bir yudum dahi olsa içmek haramdır” görüşündedir. <strong><span class="r-b88u0q">“Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.” </span></strong><span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Ebû Dâvûd, Eşribe 5 [r: 3679]; Tirmizî, Eşribe 3 [r: 1865]) </span></em></span><strong><span class="r-b88u0q">“Sarhoş eden her şey haramdır.”</span></strong> <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Müslim, Eşribe 73-75 [r:2003]; Tirmizî, Eşribe 1 [r: 1861]; 2 [r: 1863])</span> </em></span>hadisleri birer külli kaide olarak merkeze alınmış ve İslam ümmeti bu görüş üzere icma etmiştir. Bugün dahi Hanefî mezhebi dâhil dört mezhebin fetvası bu görüş üzeredir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ebû Hanîfe (r.h.) ise:<span style="font-size: 12pt;"><strong> <span class="r-b88u0q">“sarhoş olacak miktarda içmek haramdır”</span></strong></span> demektedir. Yani; sertleşseler (sarhoş etme vasfı kazansalar) dahi sarhoş olmayacak kadar içmek mubahtır, görüşündedir. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(et-Tahâvî, Şerhu Meʿâni&#8217;l-âs̱âr, [Dârû İbn Hazm, Beyrut, 2021], VIII/403.)</span></em></span> İmam et-Tahâvî Ebû Hanîfe&#8217;nin bu görüşüne itiraz sadedinde delil getirilen bazı hadisleri zikrederek şu değerlendirmeyi yapar:</p>
<p style="text-align: justify;">Ebu Bürde babasından, şöyle dediğini rivayet etti: Rasûlullah (s.a.s.) beni ve Muaz’ı Yemen’e gönderdi. Ben: “Sen bizleri halkının şarabı çok olan bir yere gönderiyorsun”, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): <strong>“İçin fakat sarhoşluk veren bir şey içmeyin, çünkü sarhoşluk veren her şey haramdır.”</strong> buyurdu. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(Dârimî, Eşribe 8 [r: 2125]; Nesâî, Eşribe 23 [r: 5596])</span></em></span> Rasûlullah&#8217;ın (s.a.s.), “İçin fakat sarhoşluk veren bir şey içmeyin” buyurması şuna delalet eder; bu nevi içkilerden sarhoşluk verecek kadarın hükmü, sarhoşluk vermeyecek kadarın hükmünden farklıdır. Bu da <strong>“Sarhoşluk veren her şey haramdır”</strong> sözünün “sarhoşluk verecek miktarı”nın hakkında olduğunun, o türün aynı/bizzat kendisi hakkında olmadığının delilidir.<span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk"> (et-Tahâvî, Şerhu Meʿâni&#8217;l-âs̱âr, [Dârû İbn Hazm, Beyrut, 2021], VIII/396.)</span> </em></span></p>
<p style="text-align: justify;">İmam et-Tahâvî&#8217;nin buradaki yaklaşımı şudur; şayet sarhoş etme vasfı kazanan nebîzin “ayn”ı haram olsaydı, su ile kırarak da içmek mubah olmazdı, oysaki Rasûlullah (s.a.s.) “sarhoş etme vasfı kazanmış” sert nebîzi su ile kırarak içmiş, içilebileceğini de beyan etmiştir. Öyleyse burada haram olan, vasıf/ayn değil kişinin onu “sarhoş olacak miktarda” içmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hanefî fakihlerinden Ebû Bekir el-Cessâs ise şu yorumu yapıyor: <strong>“Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.”</strong> gibi rivayetlerin manası; (hakiki) şarap dışındaki içeceklerin sarhoşluk vermeleri halinde haram olduğu şeklindedir. Çünkü diğer içeceklerin (hakiki) şarap olmadığını bildiren rivayetler olup bu konuda icma vardır. Nitekim aralarında Hz. Ömer, Abdullah b. Mesud, Ebu Derda, Büreyde ve başkalarının da (Allah hepsinden razı olsun) bulunduğu seleften bir topluluğun sertleşmiş (sarhoş etme vasfı kazanmış) hurma nebîzi içtiklerine dair mütevatir haberler varittir. <span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(el-Cessâs, Ahkâmu&#8217;l-Kur&#8217;ân [Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-îlmiyye, Beyrut, 2020], II/580)</span></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ebû Hanîfe&#8217;nin vardığı neticedeki temel perspektif Hz. Ömer&#8217;den İbn Mes&#8217;ûd&#8217;a (Allah hepsinden razı olsun) ashabın önde gelenlerinin dahi sertleşmiş/sarhoş edici vasıf kazanmış nebîz türlerini içtiklerinin sabit olmasıdır. Zira onun şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Bana dünyayı da verseler bunların haram olduklarına dair fetva vermem; çünkü bunun zımnında sahabenin bir kısmını fasıklık ile itham etmek vardır. Ama bana dünyayı da verseler bunları içmem; zira bunları içmekte bir zaruret yoktur.”<span style="font-size: 8pt;"><em> <span class="r-36ujnk">(İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr [Dâru’l-ma‘rife, Beyrut, 2018] X/39; el-Kandehlevî, Evcezü&#8217;l-Mesâlik [el-Mektebetü&#8217;l-vahîdiyye, Peşâver-Pakistan, t.y.] XV/490)</span></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısıyla -aşağıda açıklayacağımız üzere- son tahlilde Ebû Hanîfe&#8217;nin görüşü de bizim açımızdan diğerlerinden farklı değildir. O sadece, süreci dikkate almak ve sahabenin amelini merkeze koymak suretiyle vakıayı yorumlamıştır. Zira nebîzi hükmen şarap kapsamında değerlendirmek için “<span class="r-b88u0q">sarhoş etme vasfı</span>”nın mı yoksa “<span class="r-b88u0q">sarhoş edecek miktar</span>”ın mı belirleyici olduğu çok açık olmayıp sahabenin bir kısmının da meseleye Ebû Hanîfe gibi baktığı aşikârdır. Diğer imamlarımız ise gelişen süreçten bağımsız olarak varit olan külli kaide niteliğindeki ölçütleri (çoğu sarhoş edenin azı da haramdır) merkeze alarak hüküm vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada gözden kaçırılmaması gereken çok ince bir nokta vardır ki o da şudur: eğlence ve sefahat maksadıyla üretilmiş hakiki anlamda şarabın dahi haram kılınması tedricen üç aşamada gerçekleştiyse, <span style="text-decoration: underline;">o dönem için yaşam malzemesi niteliği taşıyan</span> nebîz türlerinin biraz daha geniş bir zaman dilimine yayılarak esnek bir zeminde değerlendirilmesinde şaşılacak bir vaziyet yoktur. İşte geride resmetmeye çalıştığımız bu sürecin zorunlu bir neticesi olarak sahabenin farklı yaklaşımları, nebîz türlerinin hükmen şarap kapsamına sokulmasında tek bir kıstas ortaya koymaya imkân vermemiş ve iki farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Ebû Hanîfe&#8217;nin bu fetvasını henüz taşların yerine oturmadığı sahabe devrine has kılmak, bu içeceklerin bir yaşam malzemesi hüviyeti taşımadığı sonraki dönemler için ise cumhurun görüşünü merkeze almak bizim açımızdan meseleyi fevkalade bir surette çözmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada bir şeyin altını kalın çizgilerle çizmek istiyoruz. Ebû Hanîfe&#8217;nin bu görüşü; bugün bizim simit-poğaça veya peynir-ekmeğe katık ettiğimiz çay gibi, yemeği hazmetmek için içtiğimiz soda gibi o toplumun yaşam malzemesi olan; gıda, tedavi vb. saiklerle kullanılan şıra/nebîz türleri hakkındadır.<span class="r-b88u0q"> Lehv/eğlence ve tarab/ hüznü hafifletmek veya neşelenmek </span><span style="font-size: 8pt;"><em>(<span class="r-36ujnk">Muhtâru&#8217;s-Sıhâh</span>, t-r-b)</em></span> <span class="r-b88u0q">maksadıyla içilmeleri halinde az da olsa Ebû Hanîfe&#8217;ye göre de içilmeleri helal olmayıp azı da çoğu da ittifakla haramdır. </span><span style="font-size: 8pt;"><em><span class="r-36ujnk">(el-Merğinânî, el-Hidâye [Dârü&#8217;d-dekâk-Dâru&#8217;l-feyhâ, Beyrut-Dimaşk, 2019], IV/316; İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr [Dâru’l-ma‘rife, Beyrut, 2018] X/39)</span></em></span> Bugün Ebû Hanîfe&#8217;ye nispet edilen fetvayı temel alsak bile günümüzde “alkollü içkiler” adı altında üretilen; bira, rakı, votka vb. içkileri sarhoş olmayacak kadar içmeyi mubah kılacak bir zemin oluşmamaktadır. Zira bunlar lehv ve tarab maksadıyla üretilmiş olup/içiliyor olup zaten bu fetvanın kapsamı dışındadır. Ve dahi insan için bunları içmekte de ne gıda ne tedavi anlamında herhangi bir zaruret söz konusu olmadığı gibi “bütün kötülüklerin anası” olma misyonunu açık bir biçimde ifa etmekte; her türlü fısk, fücur, cinayet vb. menfur fiillerin baş aktörü olmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ebû Hanîfe&#8217;nin söz konusu fetvası bugüne taşınacaksa sanayi ve zanaat alanında tinerle, tıp alanında alkolle muhatap olunan durumlar için gündeme getirilebilir. Kapalı alanda uzun süre tabancayla selülozik vernik uygulayan bir boyacı için “sarhoş etme vasfı” değil “sarhoş olmayacak miktarı” dikkate alınır. Zira selülozik vernikte sarhoş etme vasfı bulunduğu ve o havayı teneffüs etmenin sarhoş edeceği açıktır. Dolaysıyla bunda insanlar için bir zaruret var ise zemine uygularken sarhoş olmayacak miktarda teneffüs edilmesinde bir beis yoktur. (Ben 16-17 yaşlarımda iken bu işte çalıştım; kapalı alanda uzun süre çalıştığımız zamanlar tam anlamıyla sarhoş olurduk) Keza tıbbî anlamda kullanılan herhangi bir ilaç, alkollü olması hasebiyle sarhoş etme vasfı taşıyabilir ancak bunu kullanmakta zaruret var ise sarhoş etmeyecek kadarını içmekte beis olmaz denilebilir. Zaten ilaçtaki miktar da (anestezi değilse) sarhoş etmeyecek kadardır. Hayat, önümüzdeki süreçte bunun benzer örneklerini de karşımıza çıkarabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak örneklerini verdiğimiz üzere insanlar için yaşam malzemesi niteliği taşıyan veya zaruret ifade eden alkollü maddelerin kullanımında (boya, ilaç vb.) Ebû Hanîfe&#8217;nin fetvası esastır; ancak “<em>lehv</em>” ve “<em>tarab</em>” yani eğlenme ve hüznü giderme maksadıyla içilen/üretilen içki ve maddelerin kullanımında cumhurun görüşü esastır. Yani <strong>çoğu sarhoş edenin azı da haramdır.</strong> Öyleyse boyacının teneffüs ettiği tinerin sarhoş etmeyecek kadarı mubah iken, köprü altında tiner çekenin teneffüs ettiği bir nefes dahi haramdır.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span class="r-b88u0q">Mesele neden bu kadar karışık?</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Dini hükümlerin bir kısmı 23 senelik vahiy sürecinde sonuca bağlanmışken, bazısı külli kaideler konularak çok daha uzun bir sürece yayılmıştır. Kölelik/cariyelik ahkâmı bunun tipik bir misalidir. İslam hürriyeti esas alan külli kaideyi koymuş, köle azadını her anlamda teşvik etmiş ama getirdiği hukuki düzenlemelerle birlikte insanlığın ihtiyaç duyduğu müddetçe köle ve cariyelik müessesesine müsaade etmiştir. Neticede kölelik misyonunu yitirince de ortadan kalkmıştır. Dönem insanı için yaşam malzemesi anlamı taşıyan nebîz türleri için müsamahalı davranılmış ama vaz edilen külli kaideler zamanla sarhoş eden her şeye karşı tavır alınmasını, çok zaruri değilse yaşam malzemesi olarak kullanılmamasını temin etmiş ve neticede İslam toplumundan tamamen soyutlanması mümkün olmuştur. Nitekim bu metotla hareket etmeyen Amerika Birleşik Devletleri 1920-1933 yılları arasında uyguladığı alkollü içki yasağını sürdüremediği gibi ağır faturalar ödeyerek geri adım atmak durumunda kalmıştır.</p>
<p>Mesut Özbilir</p>
<p>23 Rebîülâhir 1446 / 26 Ekim 2024 / Cumartesi</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/sarhos-olmayacak-kadar-icki-icmek-haram-degildir-iddiasinin-tahlili/">“SARHOŞ OLMAYACAK KADAR İÇKİ İÇMEK HARAM DEĞİLDİR” İDDİASININ TAHLİLİ…</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/sarhos-olmayacak-kadar-icki-icmek-haram-degildir-iddiasinin-tahlili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM VE RUHBANLIK</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/islam-ve-ruhbanlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=islam-ve-ruhbanlik</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/islam-ve-ruhbanlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 17:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[çile]]></category>
		<category><![CDATA[çilehane]]></category>
		<category><![CDATA[halvet]]></category>
		<category><![CDATA[inziva]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda ruhbanlık]]></category>
		<category><![CDATA[itikaf]]></category>
		<category><![CDATA[ruhbanlık]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=560</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tasavvufa son derece sığ ve sathi düzeyde yaklaşan belli çevrelerin temcit pilavı gibi önümüze koyduğu bir slogan da: “İslâm&#8217;da ruhbanlık yoktur!” söylemidir. Sûfîlere hücum etmek maksadıyla elverişli bir argüman olarak görülen bu söylemin altının ne kadar dolu olduğunu görmek üzere bir tahlil yapma ihtiyacı hissettim. Zira bu gibi sloganlarla bütün meseleleri üstün körü çözmek gibi ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/islam-ve-ruhbanlik/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "İSLAM VE RUHBANLIK"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/islam-ve-ruhbanlik/">İSLAM VE RUHBANLIK</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="css-175oi2r">
<div class="css-175oi2r r-a1ub67">
<div id="id__qyg3qv5k63" class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3"> Tasavvufa son derece sığ ve sathi düzeyde yaklaşan belli çevrelerin temcit pilavı gibi önümüze koyduğu bir slogan da: <em><strong><span class="r-b88u0q r-36ujnk">“İslâm&#8217;da ruhbanlık yoktur!”</span></strong></em> söylemidir. Sûfîlere hücum etmek maksadıyla elverişli bir argüman olarak görülen bu söylemin altının ne kadar dolu olduğunu görmek üzere bir tahlil yapma ihtiyacı hissettim. Zira bu gibi sloganlarla bütün meseleleri üstün körü çözmek gibi bir konfor alanı var ve ben bundan rahatsızlık duyuyorum. </span></div>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Öncelikle “<em><span class="r-36ujnk r-b88u0q">ruhbanlık</span></em>” kavramını ele alarak incelememize başlayalım. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de konuyla ilgili şöyle buyurulmaktadır: <strong><span class="r-b88u0q">“(Hristiyanların) Kendilerinin icat ettikleri &#8216;</span><em><span class="r-b88u0q r-36ujnk">ruhbanlık</span></em><span class="r-b88u0q"><em>&#8216;a</em> gelince, biz onlara bunu emretmemiştik; sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapmışlardı, ama buna hakkıyla riayet etmediler. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik, ama çokları yoldan çıkmışlardır.” </span></strong>(el-Hadîd, 27) </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Ayet-i kerîme&#8217;de geçen “<em><span class="r-b88u0q r-36ujnk">ruhbanlık</span></em>” ifadesi, Hz. İsa&#8217;nın vefatından sonra zalim kralların baskı ve zulmüne maruz kalan bazı Hristiyanların dinlerini muhafaza etmek maksadıyla dağlara çekilip yeme içme ve evlenmeyi terk etmek, kaba elbiseler giymek ve mağaralarda bütünüyle ibadete yönelmek suretiyle sürdürdükleri meşakkatli yaşam tarzını ifade eder. <em>(<span class="r-36ujnk">ez-Zemahşerî, el-Keşşâf [Dâru&#8217;l-hadîs, Kâhire, 2012], IV/337; el-Kurtubî, el-Câmî li-ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân [Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-mısriyye, Kâhire, 1964], XVII/263.</span>) </em></span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Ayetten anlaşıldığına göre Allahu Teâlâ ihdas ettikleri bu yaşam tarzını zemmetmeyip riayet edenlerin de mükâfatlarını vermiştir; ancak İslam ümmeti için “bu haliyle” bir ruhban hayatı yasaklanmış, bu gibi tavırlar sergileyen bazı sahâbîler Rasûlullah (s.a.s.) tarafından şu sözlerle ikaz edilmiştir: <strong><span class="r-b88u0q">“Ben bazı günler oruç tutuyorum bazı günler ise tutmuyorum, gecenin bir kısmında ibadet ediyorum, bir kısmında ise uyuyorum, et yiyorum, kadınlarla da evleniyorum; şu halde kim benim sünnetime aykırı davranırsa benden değildir!”</span></strong> (<em><span class="r-36ujnk">Buhârî, Nikâḥ 1 [r: 5063]; Müslim, Nikâḥ 5 [r: 1401]</span></em>) </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">İslam ümmeti içerisinde bu konu hakkında bir ihtilaf vaki olmadığı gibi <span class="r-36ujnk">ruhbanlık</span>la maruf bir fırka da bilmiyoruz. <span class="r-b88u0q">Tasavvuf ehlinin ruhbanlıkla itham edilmesi ise tam anlamıyla bühtandır.</span> Sûfîler arasında evlenmemek gibi bir yaklaşım asla bulunmadığı gibi pek çoğu ticaret ve zanaat erbabı olup meslekleriyle maruftur; Somuncu Baba, Terzi Baba, Ali Rıza Bezzâz (kumaş tüccarı) vs&#8230; Keza sûfiler arasında medrese faaliyetleri yürütenler olduğu gibi Ahî Evrân gibi iktisadî hayatı düzenleyen Ahîlik Teşkilatının Anadolu’da kurulup gelişmesine öncülük eden içtimâî örnekleri de mevcuttur. </span><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3"> Dolayısıyla tasavvufun ruhbanlıkla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Bilakis tasavvufta asıl ve esas olan <em><strong><span class="r-36ujnk r-b88u0q">“Halk içinde Hakk ile beraber olabilmek”</span></strong></em>tir. Yani sosyal hayatın içinde bulunmakla birlikte Allah&#8217;tan gafil olmama hali kazanabilmektir. İşte bu hali elde edebilmek maksadıyla belli bir eğitim süreci geliştirilmiştir ki bunun bir halkası da -Musa (a.s)&#8217;ın kavminden ayrılarak Tur dağına çıkmasından mülhem- 40 günlük halvettir. Halk arasında bu eğitime “<em><span class="r-36ujnk">çile</span></em>” denilir ki Farsça kökenli bir sözcük olup; kırk (çihil) manasına gelir. <em>(<span class="r-36ujnk">Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü,[Kabalcı Yayınları İstanbul, 2002] s.102</span>)</em> </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Bilindiği üzere Hz. Peygamber de İslâm öncesinde sık sık azığını alarak Hira mağarasında inzivaya çekilirdi. Aynı şekilde İslam sonrasında da Ramazan ayında girdiği 10 günlük itikâfla bir müddet sosyal hayattan soyutlanıp tamamen ibadete yönelmiştir. Dolayısıyla tasavvufun kısa bir süreliğine “<em><span class="r-36ujnk">halvet, uzlet, riyazet, inziva, çile</span></em>” vb. isimlerle anılan uygulamalarının dine aykırı bir tarafı yoktur. Bir takım uzak doğu dinlerinde ve mistik inançlarda da benzer ritüellerin bulunması bunu tek başına gayri meşru kılabilecek bir etken değildir. Zira namaz, oruç, kurban, adak, sadaka vb. pek çok ibadet de farklı dinler arasında müşterektir. <span class="r-b88u0q">Nihayetinde batıl dinler de hak dinlerin tahrif edilmesi suretiyle ortaya çıkmış ve pek çok uygulamayı benzer biçimde devam ettirmişlerdir. </span>Mekke müşriklerinin inançlarına da baksak pek çok noktada Hz. İbrahim&#8217;in dininin izlerini görürüz. İki put diktikleri Safa ve Merve arasındaki <span class="r-36ujnk"><em>sa&#8217;y</em> </span>ibadeti bunun misallerinden sadece biridir. (Bkz: el-Bakara, 158) </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Evet, insanın ruhen ve bedenen kendisini eğitmek için inzivaya çekilmesi Şamanizm, Taoizm, Manihaizm, Budizm gibi batıl dinlerde de bulunmaktadır. Psikiyatrist yazar Stanislav Grof ilkel ve uygar toplumlarda din ve inziva/çile olgusunun psikolojik yönlerini incelemiş ve <span class="r-b88u0q">ilkel kabilelerden tutun da dört büyük dine kadar her inanışta inziva/çile kavramının bulunduğunu belirtmiştir.</span> (<em><span class="r-36ujnk">Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, 2016/77, s.179</span></em>) Dolayısıyla gerek Hz. Musa&#8217;nın (a.s.) Tur Dağı&#8217;nda, gerekse Hz. Peygamberin (s.a.s.) Nur Dağı&#8217;nda halktan ve hayattan soyutlanarak ibadete yönelmiş olmaları bunun İslam öncesi dönemlerde de zaten var olduğunu açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Rasûlulullah (s.a.s.) Hindistan&#8217;a gitmediğine ve Hindulardan ilham almadığına göre (haşa) Hindu tapınaklarında iz sürmenin bir anlamı olmasa gerek. Böyle bir yöneliş Peygamberlerin hayatında da vardır! </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Tabi buraya kadar vermiş olduğumuz bilgiler olağan hayat şartları dâhilindedir. Ne var ki dünyanın zaman zaman sürüklendiği fetret devri kabilinden olağan dışı süreçleri de olmuştur. Buna dair Huzeyfe b Yemân (r.a) Efendimizden şunu naklediyor: “Rasûlullah (s.a.s)&#8217;a herkes hayırdan sorardı ben ise, bana da ulaşabilir korkusuyla şerden sorardım. (Bir gün): <span class="r-b88u0q">“Ey Allah&#8217;ın Rasûlü! Biz cahiliye devrinde şer içerisindeydik. Allah bize bu hayrı (İslâm&#8217;ı) nasip etti. Bu hayırdan sonra tekrar şer var mı?”</span> diye sordum. <span class="r-b88u0q">“Evet, var!”</span> buyurdular. Ben tekrar: <span class="r-b88u0q">“Peki bu şerden sonra hayır var mı?”</span> dedim. <span class="r-b88u0q">“Evet var! Fakat onda duman (bulanıklık) da var” </span>buyurdular. Ben: <span class="r-b88u0q">“Duman da ne?”</span> dedim. <span class="r-b88u0q">“Bir topluluk var ki; sünnetimden başka bir sünnet edinir, hidayetimden başka bir hidayet arar. Bazı işlerini iyi (maruf) bulursun, bazı işlerini kötü (münker) bulursun”</span> buyurdular. Ben tekrar: “Bu hayırdan sonra başka bir şer kaldı mı?” diye sordum. <span class="r-b88u0q">“Evet! Cehennem kapısına çağıran davetçiler var; kim onlara icabet ederek o kapıya doğru giderse, onlar bunu ateşe atarlar”</span> buyurdular. Ben: <span class="r-b88u0q">“Ey Allah&#8217;ın Rasûlü! Ben (o güne) ulaşırsam, bana ne emredersiniz?”</span> dedim. <span class="r-b88u0q">“Müslümanların cemaatine ve imamlarına uy, onlardan ayrılma.”</span> buyurdular.<span class="r-b88u0q"> “O zaman ne cemaat ne de imam yoksa?”</span> dedim. <strong><span class="r-b88u0q">“O takdirde bütün fırkaları terk et (ve kaç)! Öyle ki, bir ağacın köküne dişlerinle tutunmuş olsan bile, ölüm sana gelinceye kadar öylece kal (aralarına katılma)!” </span></strong>buyurdular. (<em><span class="r-36ujnk">Buhârî, Fiten 11 [r: 6673], Menakıb 25 [r: 3606]; Müslim, İmaret 51 [r: 1847]; vd</span>.</em>) </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Rasûllah&#8217;ın (s.a.s) vefatından hemen sonra vukua gelen Ridde (dinden dönme) hadiseleri başta olmak üzere gerek Emevîler dönemindeki bazı iç karışıklıklar gerekse de tarih boyunca zaman zaman yaşanan fetret dönemleri bu hadisin tecelli ettiğini düşündürmüştür. Tasavvufun ve zühd hayatının İslâm tarihinde ilk olarak öne çıkması da bahusus Emevîler dönemindeki çalkantılı süreçlerde olmuştur. Dolayısıyla İslâm ümmeti için de belli dönemlerde bu hadisin muktezasınca amel etmeyi gerektirecek durumlar olmuştur, olacaktır. (Allah muhafaza buyursun) Onun için ruhbanlık mutat anlamda reddedilmişse de kişinin birey olarak altından kalkamayacağı ve dinini muhafaza etmek için toplumdan uzaklaşmak dışında bir yol bulamayacağı hallerde buna açık bir kapı bırakılmıştır. </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Hâsılı kelam; İslam ümmeti içinde sanki birileri sosyal hayattan, cemaatten, evlilikten vs. kendisini soyutlamış, bir köşeye çekilip ruhban hayatı yaşıyormuş gibi <em><span class="r-b88u0q r-36ujnk">“İslam&#8217;da ruhbanlık yoktur!”</span></em> vurgusu yapılması; ehli tasavvufa hücum etmek için kullanılagelen ve hiçbir tabanı olmayan “kasıtlı” bir slogandır. İslâm&#8217;ın ruhbanlık diye bir gündemi yoktur, olmamıştır. Ne yazık ki Tasavvufun nefis terbiyesine yönelik tertip ettiği eğitim sürecinin bazı <span class="r-b88u0q">aşama</span>larını genele hamletmek, <span class="r-b88u0q">araç olanları amaç olarak görmek</span> belli kesimlerin aşamadığı bir tavırdır. </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<blockquote>
<div class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><strong><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3"><span class="r-b88u0q">Söz buraya gelmişken biz bugün buradan hayatımıza ne katabiliriz?</span> </span></strong></div>
</blockquote>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<div class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">İtikâfı biz daha çok Ramazan ayına mahsus olan vacip kısmını biliyoruz; ancak <span class="r-b88u0q">nafile bir ibadet olarak da itikâfa girilebileceği</span> imamlarımız tarafından beyan edilmiştir. <span class="r-b88u0q">Nâfile olan itikâf için oruç tutmak şart olmayıp</span>; en az müddeti Ebû Yûsuf&#8217;a göre günün yarısından fazlasıdır, <span class="r-b88u0q">İmam Muhammed&#8217;e göre ise bir an dahi durmak itikâf için yeterli olur. </span>Camide itikâfa girmek erkeklere mahsus olup kadınlar evlerinin mescidinde, eğer mescitleri yoksa namaz kılmak üzere belirledikleri bir yerinde itikâfta bulunabilirler. <em>(<span class="r-36ujnk">el-Merğinânî, el-Hidâye [Dârü&#8217;d-dekâik-Dâru&#8217;l-feyhâ, Beyrut-Dimaşk, 2019], 1/585-586; Alî el-Kārî, Fethu bâbi&#8217;l-&#8216;înâye [Dâru&#8217;s-Sultân, İstanbul, 2022] 2/185-186</span>)</em>. </span></div>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Günümüzde hem manasını yitirip şekillere indirgediğimiz ibadetlerimize ihlas kazandırmak hem de ekranlar ve beton duvarlar arasına sıkışan hayatımızı bir mescidin münzevi havasıyla rahatlatmak için zaman zaman bir kaç saat de olsa itikâfta kalmayı son derece önemli görüyorum. Konfor ve haz odaklı yaşam tarzımızın nefsimizi azgınlaştırdığı ve ciddi bir tatminsizlik yaşadığımız aşikârdır. Her şeyimiz olsa da olmayanların arzusu, güvende olsak da muhtemel bir tehlike kaygısı, gün be gün devleşen egolarımızın zorbalığı değirmen taşı gibi biteviye zihinlerimizde dönmekte; yaşamımızı da ibadetlerimizi de olumsuz anlamda etkilemektedir. </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Onun için bireylerin -hatta devletlerin bile- çaresiz kaldığı bu amansız sürükleniş karşısında bizi himaye edecek yegâne yerler Hîrâ&#8217;lardır… Günlük ibadetlerimiz dışında mutlaka <span class="r-b88u0q">seccade üzerinde en az 30-40 dk.</span> geçirilmesini tavsiye ederim. Loş ve sessiz bir mekânda baş gözümüz kapalı, gönül gözümüz açık; Peygamber mescidinde, âlimlerin meclislerinde bulunduğumuzu tahayyül ederek; telefondan, televizyondan, dünden, bugünden, yarından sarfı nazar ederek, dünyalık her şeyden izole olup, ruhumuza bir teneffüs vermeye ve biraz Rabbimizle baş başa kalmaya ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Düzenli olarak biraz tefekkür, biraz zikir ile meşgul olmayı vird haline getirmeli <strong><span class="r-b88u0q">“kalplerin ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşacağını” </span></strong>(Ra&#8217;d, 28) unutmamalıyız. </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Zikir ve tefekkür konularını hususi olarak yazacağım inşallah; ancak şimdilik <span class="r-b88u0q">Peygamberimizin (s.a.s.) tavsiye ettiği günlük zikir ve dualardan </span>derlediğim (benim de mümkün mertebe riayet ettiğim) çalışmamı sizinle paylaşarak sözlerimi nihayetlendiriyorum&#8230; Selâm, hidayete tabi olanlara&#8230; </span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span style="text-decoration: underline"><strong><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">ZİKİRLER</span></strong></span></p>
<p><a href="https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler/">https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler/</a></p>
<p class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><span style="text-decoration: underline"><strong><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">DUALAR:</span></strong></span></p>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"><a href="https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar/">https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar/</a></div>
<div dir="auto" lang="tr" data-testid="tweetText"></div>
<div class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-ubezar r-16dba41 r-bnwqim r-7ptqe7" dir="auto" lang="tr" style="text-align: justify" data-testid="tweetText"><strong><span class="css-1jxf684 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-poiln3">Her iki dosyayı da pdf formatında <a href="https://t.me/+KGpeu3HtnLE2YmU8">Telegram kanalım</a> dan temin edip çıktı alabilirsiniz.</span></strong></div>
</div>
</div><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/islam-ve-ruhbanlik/">İSLAM VE RUHBANLIK</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/islam-ve-ruhbanlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PEYGAMBERİMİZİN (s.a.s.) DİLİNDEN DUALAR</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 13:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dualar - Zikirler]]></category>
		<category><![CDATA[bereket duası]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[dualar]]></category>
		<category><![CDATA[içi sıkıntısı dua]]></category>
		<category><![CDATA[korku duası]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimizden dua]]></category>
		<category><![CDATA[rızık duası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=554</guid>

					<description><![CDATA[<p>وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْؕ اِنَّ الَّذٖينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖينَࣖ  &#8220;Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir!&#8221; (Mü&#8217;min, 60) ‌اللَّهُمَّ ‌إِنِّي ‌أَعُوذُ ‌بِكَ ‌مِنْ ‌زَوَالِ ‌نِعْمَتِكَ، وَتَحَوُّلِ عَافِيَتِكَ، وَفُجَاءَةِ نِقْمَتِكَ، وَجَمِيعِ سَخَطِكَ (صحيح مسلم) “Allah&#8217;ım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lütfettiğin ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "PEYGAMBERİMİZİN (s.a.s.) DİLİNDEN DUALAR"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar/">PEYGAMBERİMİZİN (s.a.s.) DİLİNDEN DUALAR</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt">وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْؕ اِنَّ الَّذٖينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖينَࣖ </span></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 12pt;font-family: 'courier new', courier, monospace"><strong>&#8220;Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir!&#8221;</strong></span></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 8pt">(Mü&#8217;min, 60)</span></p>
<hr />
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt">‌اللَّهُمَّ ‌إِنِّي ‌أَعُوذُ ‌بِكَ ‌مِنْ ‌زَوَالِ ‌نِعْمَتِكَ، وَتَحَوُّلِ عَافِيَتِكَ، وَفُجَاءَةِ نِقْمَتِكَ، وَجَمِيعِ سَخَطِكَ</span></p>
<p style="text-align: center">(صحيح مسلم)</p>
<p style="text-align: center">“Allah&#8217;ım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lütfettiğin afiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezadan ve senin gazabını üzerime çekecek her şeyden sana sığınırım.”</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt">‌اللَّهُمَّ ‌إِنِّي ‌أَعُوذُ ‌بِكَ ‌مِنَ ‌الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَالْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْبُخْلِ وَالْجُبْنِ، وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ</span></p>
<p style="text-align: center">(صحيح البخاري)</p>
<p style="text-align: center">“Allah&#8217;ım! Kederden ve hüzünden, acizlikten ve tembellikten, korkaklıktan ve cimrilikten, borç altında ezilmekten ve insanların kahrından sana sığınırım.”</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt">اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَضِلَّ، أَوْ ‌أُضَلَّ، ‌أَوْ ‌أَزِلَّ أَوْ أُزَلَّ، أَوْ أَظْلِمَ، أَوْ أُظْلَمَ، أَوْ أَجْهَلَ، أَوْ يُجْهَلَ عَلَيَّ</span></p>
<p style="text-align: center">(سنن أبي داود)</p>
<p style="text-align: center">“Allah&#8217;ım! Sapıtmaktan veya saptırmaktan, hataya düşmekten veya hataya düşürmekten, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya cahilliğe maruz kalmaktan sana sığınırım.”</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt">اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا، وَارْضَ عَنَّا، وَتَقَبَّلْ مِنَّا، وَأَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ، وَنَجِّنَا مِنَ النَّارِ، ‌وَأَصْلِحْ ‌لَنَا ‌شَأْنَنَا ‌كُلَّهُ</span></p>
<p style="text-align: center">(سنن ابن ماجه)</p>
<p style="text-align: center">“Allah&#8217;ım! Bize mağfiret eyle, bize merhamet eyle, bizden razı ol, (kulluğumuzu) kabul et, bizi cennetine al, cehenneminden kurtar. Bütün işlerimizi/hallerimizi ıslah et.”</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt">اللَّهُمَّ زِدْنَا وَلَا تَنْقُصْنَا، ‌وَأَكْرِمْنَا ‌وَلَا ‌تُهِنَّا، وَأَعْطِنَا وَلَا تَحْرِمْنَا، وَآثِرْنَا وَلَا تُؤْثِرْ عَلَيْنَا، وَارْضِنَا وَارْضَ عَنَّا</span></p>
<p style="text-align: center">(سنن الترمذي)</p>
<p style="text-align: center">“Allah&#8217;ım! Bize (nimetini) arttır, eksiltme; bizi onurlandır, alçaltma; bize ihsan et, mahrum etme; bizi seçkin kıl (düşmanlarımıza karşı) zayıf duruma düşürme; bizden hoşnut ol ve bizi senden hoşnut kıl!”</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt">‌ اللَّهُمَّ ‌إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، اللَّهُمَّ أَسْأَلُكَ ‌الْعَفْوَ ‌وَالْعَافِيَةَ ‌فِي ‌دِينِي وَدُنْيَايَ وَأَهْلِي وَمَالِي، اللَّهُمَّ اسْتُرْ عَوْرَاتِي، وَآمِنْ رَوْعَاتِي، وَاحْفَظْنِي مِنْ بَيْنِ يَدَيَّ، وَمِنْ خَلْفِي، وَعَنْ يَمِينِي، وَعَنْ شِمَالِي، وَمِنْ فَوْقِي، وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ أُغْتَالَ مِنْ تَحْتِي</span></p>
<p style="text-align: center">(سنن أبي داود)</p>
<p style="text-align: center">“Allah’ım! Senden dünya ve âhirette afiyet dilerim. Allah’ım! Senden dinim, dünyam, aile fertlerim ve malım hakkında af ve afiyet dilerim. Allah&#8217;ım! Ayıplarımı ört, korkularımdan emin kıl. Allah’ım! Beni önümden, arkamdan, sağımdan solumdan ve üstümden (gelecek her türlü tehlikeden) koru. Altımdan (gelecek belalarla/deprem ile) helak olmaktan senin büyüklüğüne sığınırım.”</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt">اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي، وَوَسِّعْ لِي فِي دَارِي، ‌وَبَارِكْ ‌لِي ‌فِيمَا رَزَقْتَنِي</span></p>
<p style="text-align: center">(سنن الترمذي)</p>
<p style="text-align: center">“Allah&#8217;ım! Günahımı bağışla. Bana evimde bolluk ver. Rızkımı benim için bereketlendir.”</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p style="text-align: center"><strong> </strong></p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar/">PEYGAMBERİMİZİN (s.a.s.) DİLİNDEN DUALAR</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-dilinden-dualar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PEYGAMBERİMİZİN (s.a.s.) TAVSİYE ETTİĞİ ZİKİRLER</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 12:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dualar - Zikirler]]></category>
		<category><![CDATA[allahı anmak]]></category>
		<category><![CDATA[estağfirullah]]></category>
		<category><![CDATA[faziletli zikirler]]></category>
		<category><![CDATA[la havle]]></category>
		<category><![CDATA[salavat]]></category>
		<category><![CDATA[subhanallah]]></category>
		<category><![CDATA[tesbih]]></category>
		<category><![CDATA[zikir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=548</guid>

					<description><![CDATA[<p> اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ “Onlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.” (Ra&#8217;d, 28) ‌أَسْتَغْفِرُ ‌اللَّهَ ‌وَأَتُوبُ ‌إِلَيْهِ Estağfirullâhe ve etûbu ileyh Allah’tan beni bağışlamasını diler, günahlarıma tövbe ederim. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Benim de kalbime gaflet çöktüğü oluyor; ta ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "PEYGAMBERİMİZİN (s.a.s.) TAVSİYE ETTİĞİ ZİKİRLER"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler/">PEYGAMBERİMİZİN (s.a.s.) TAVSİYE ETTİĞİ ZİKİRLER</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><span style="font-size: 24pt"> <strong>اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ</strong></span></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 18pt;font-family: 'trebuchet ms', geneva, sans-serif"><strong>“Onlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavu</strong><strong>ş</strong><strong>anlard</strong><strong>ı</strong><strong>r. </strong><strong>Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı zikrederek huzura kavu</strong><strong>ş</strong><strong>ur.”</strong></span></p>
<p style="text-align: center"><span style="font-size: 14pt">(Ra&#8217;d, 28)</span></p>
<table style="background-color: #fcf7f7">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 284px;text-align: center;background-color: #f7f7f7"><span style="font-size: 14pt"><strong>‌أَسْتَغْفِرُ ‌اللَّهَ ‌وَأَتُوبُ ‌إِلَيْهِ</strong></span></p>
<p><strong>Estağfirullâhe ve etûbu ileyh</strong></p>
<p>Allah’tan beni bağışlamasını diler, günahlarıma tövbe ederim.</td>
<td style="width: 281px;text-align: center;background-color: #f7f7f7">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <strong>“Benim de kalbime gaflet çöktüğü oluyor; ta ki günde yüz defa Allah’a istiğfar ediyorum.”</strong></p>
<p>(<em>Müslim, Zikir 41 [r:2702]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned [thk: Şuayb Arnavud], XXIX/393)</em></td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 284px"><span style="font-size: 14pt"><strong>اللَّهُمَّ</strong> <strong>‌صَلِّي</strong> <strong>‌عَلَى</strong> <strong>‌مُحَمَّدٍ</strong></span></p>
<p><strong>Allâhümme sallî &#8216;alâ Muhammed</strong></p>
<p>Allahım Muhammed&#8217;e salât et.</td>
<td style="width: 281px">Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“Kim bana bir kez salavât okursa; Allah da ona on kez salât eder, on günahını bağışlar ve on derece yükseltir.”</strong></p>
<p>(en-Nesâî, Sehv 55 [r: 1297]; <em>Ahmed b. Hanbel, el-Müsned [thk: Şuayb Arnavud], XIX/57</em>)</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 284px;text-align: center;background-color: #f7f7f7"><strong>‌</strong><span style="font-size: 14pt"><strong>سُبْحَانَ</strong> <strong>‌اللهِ</strong> <strong>‌وَبِحَمْدِهِ</strong></span></p>
<p><strong>Sübḥânallâhi ve bi-ḥamdihî</strong></p>
<p>Allah’a hamd ederek O’nu noksanlıklardan tenzih ederim</td>
<td style="width: 281px;text-align: center;background-color: #f7f7f7">Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“Bir kimse günde yüz defa Sübḥânallâhi ve bi-ḥamdihî derse, günahları deniz köpüğü kadar çok bile olsa hepsi bağışlanır.”</strong></p>
<p><em>(Buhârî, Deavât 65 [r: 6042]; Müslim, Zikir 28 [r: 2691].</em></td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 284px;text-align: center">‌<span style="font-size: 14pt"><strong>لَا ‌إِلَهَ ‌إِلَّا ‌أَنْتَ ‌سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ</strong></span></p>
<p><strong>Lâ ilâhe illâ ente sübḥâneke </strong><strong>innî küntü mine&#8217;ẓ-ẓâlimîn</strong></p>
<p>“Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum”</td>
<td style="width: 281px;text-align: center">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:</p>
<p><strong>“Hz. Yûnus’un (a.s.) balığın karnında iken yaptığı dua bu idi. Bir müslüman herhangi bir ihtiyacı hakkında bu duayı okursa,  Allah mutlaka onun duasını kabul eder.”</strong></p>
<p><em>(Tirmizî, Deavât 81 [r:3505]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned [thk: Şuayb Arnavud], III/ 66)</em></td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 284px;text-align: center;background-color: #f7f7f7"><span style="font-size: 14pt"><strong>‌لَا ‌حَوْلَ ‌وَلَا ‌قُوَّةَ ‌إِلَّا ‌بِاللَّهِ</strong></span></p>
<p><strong>Lâ ḥavle ve lâ kuvvete illâ billâh</strong></p>
<p>“Güç ve kuvvet, sadece Allahu Teâlâ’nın yardımıyladır.”</td>
<td style="width: 281px;text-align: center;background-color: #f7f7f7">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“Lâ ḥavle ve lâ kuvvete illâ billâh zikrini çokça söyleyin; çünkü o cennetin hazinelerinden bir hazinedir.”</strong></p>
<p><em>(Tirmizî, Deavât 146 [r: 3601]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned [thk: Şuayb Arnavud], XIV/132)</em></td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 284px;text-align: center"><span style="font-size: 14pt"><strong>‌لَا ‌إِلَهَ ‌إِلَّا ‌اللَّهُ، ‌وَحْدَهُ ‌لَا ‌شَرِيكَ ‌لَهُ، ‌لَهُ ‌الْمُلْكُ ‌وَلَهُ ‌الْحَمْدُ، ‌وَهُوَ ‌عَلَى ‌كُلِّ ‌شَيْءٍ ‌قَدِيرٌ</strong></span></p>
<p><strong>Lâ ilâhe illallâhu vaḥdehû lâ-şerîke leh, lehü&#8217;l-mülkü ve lehü&#8217;l-hamdü ve hüve &#8216;alâ külli şeyin kadîr.</strong></p>
<p>Allah&#8217;tan başka ilah yoktur, O tektir, O&#8217;nun ortağı yoktur, mülk O&#8217;nundur, hamd O&#8217;na aittir. O, her şeye gücü yetendir.</td>
<td style="width: 281px;text-align: center">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“Kim, bu zikri günde yüz kere söylerse; on köle azat etmiş gibi ecir kazanır, kendisine yüz hasene/sevap yazılır ve yüz günahı silinir. O gün akşama kadar da onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamdan daha faziletli bir amel elde etmiş olamaz.”</strong></p>
<p><em>[Buhârî, Daavât 64 [r: 6040], Bed&#8217;ü&#8217;l-Halk 11 [r: 3119]; </em><em>Müslim, Zikr 28, [r: 2691]).</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler/">PEYGAMBERİMİZİN (s.a.s.) TAVSİYE ETTİĞİ ZİKİRLER</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/peygamberimizin-s-a-s-tavsiye-ettigi-zikirler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUR&#8217;ÂN&#8217;DA AİLE REİSLİĞİ: KAVVAM ERKEK</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/kuranda-aile-reisligi-kavvam-erkek/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kuranda-aile-reisligi-kavvam-erkek</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/kuranda-aile-reisligi-kavvam-erkek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Sep 2024 20:07:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Paylaşımları]]></category>
		<category><![CDATA[aile reisi]]></category>
		<category><![CDATA[erkek kadından üstündür]]></category>
		<category><![CDATA[kavvam]]></category>
		<category><![CDATA[kavvam erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kocaya itaat]]></category>
		<category><![CDATA[nisa 34]]></category>
		<category><![CDATA[saliha kadın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazımda, çoğunlukla önüme düşen bir paylaşım karşısında tepkisel reflekslerle ve çoğu kere de kadınların nefsine ağır gelebilecek ifadelerle üstün körü yazdığım “erkeğin kadından üstünlüğü” ve “kavvâm”lık meselesini biraz daha tafsilatlı bir biçimde izaha çalışacağım. Yoğunlukla kadın özelinde ele alınan “kavvâm” kavramı, İslâm&#8217;ın yüklediği kocalık ve babalık sorumluluklarını reddetmeye itilen günümüz erkekleri için de vurgulanmayı ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kuranda-aile-reisligi-kavvam-erkek/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "KUR&#8217;ÂN&#8217;DA AİLE REİSLİĞİ: KAVVAM ERKEK"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kuranda-aile-reisligi-kavvam-erkek/">KUR’ÂN’DA AİLE REİSLİĞİ: KAVVAM ERKEK</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Bu yazımda, çoğunlukla önüme düşen bir paylaşım karşısında tepkisel reflekslerle ve çoğu kere de kadınların nefsine ağır gelebilecek ifadelerle üstün körü yazdığım “erkeğin kadından üstünlüğü” ve “kavvâm”lık meselesini biraz daha tafsilatlı bir biçimde izaha çalışacağım. Yoğunlukla kadın özelinde ele alınan “kavvâm” kavramı, İslâm&#8217;ın yüklediği kocalık ve babalık sorumluluklarını reddetmeye itilen günümüz erkekleri için de vurgulanmayı ve açıklanmayı gerektirmektedir. Dolayısıyla yazımızın kadınlara hitap eden ve sadece onları ilgilendiren bir muhtevaya sahip olmadığını belirtmek isterim. Kadın erkek her Müslümanın dikkatle okumasını ve <span style="text-decoration: underline">“eşitlik ve özgürlük” kıskacında değil “adalet ve kulluk” bağlamında tefekkür etmesini ümit ederim.</span></p>
<p style="text-align: justify">Öncelikle konuyu şekillendiren Nisâ Sûresi&#8217;nin 34. ayetinin mealini verelim: <strong>“Allah&#8217;ın insanlardan bazısını bazısına üstün kılması ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır…”</strong><a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify">Ayet-i kerimede geçen “kavvâm” kelimesi meallerde genellikle  “yönetici ve koruyucu” olarak yer aldığı için biz de buna sadık kaldık. Ancak burada “kavvâm” kavramını teşkil eden; iki “v”den birini “yönetmek”, ikincisini “sorumlu olmak” şeklinde kodlayarak ifade etmenin hem daha anlaşılır hem de istismara daha kapalı olacağı kanaatindeyiz. Zira günümüzde müfrit çevrelerce sadece “yönetmek” veya sadece “sorumlu olmak” yönü üzerinden ele alınarak anlam bütünlüğünün bozulduğunu ve bu kavramın yıpratıldığını müşahede etmekteyiz. Tafsilatını daha sonraya bırakarak üstünlük bağlamında nazil olan ikinci ayet-i kerimenin mealini verelim:</p>
<p style="text-align: justify"><strong>“…Kadınların da ödevlerine denk belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir.”</strong><a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="text-align: justify">Bu iki ayet-i kerimede ifade edilen ve sürekli tartışmalara sebep olan üstünlük meselesini birkaç açıdan tahlil etmek istiyoruz:</p>
<p><strong>I)Üstünlüğün Mahiyeti</strong></p>
<p style="text-align: justify">Malum olduğu üzere Allah Teâlâ, üstünlük noktasında kadın erkek, zengin fakir, Arap acem, zenci beyaz demeden bütün insanları ihtiva eden bir kıstas ortaya koymuştur: <strong>“Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileri olanınızdır.”</strong><a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a>  Yani Allah&#8217;ın emir ve yasaklarına uyma noktasında en titiz davrananızdır. İnsanlar zenginlik, makam, mevki, nesep vb. durumları itibariyle dünyada birbirlerine karşı göreceli bir üstünlüğe sahiptirler. Sadece kadın erkek arasında değil erkekler arasında veya kadınlar arasında da bir üstünlük farkı vardır; kimi erkekler kimi erkeklerden, kimi kadınlar da kimi kadınlardan üstündür. Keza erkeklerin kadınlara nazaran üstün oldukları hususiyetleri olduğu gibi kadınlarında erkeklere nazaran üstün oldukları hususiyetleri vardır. Ancak “insan ve kul” olma noktasında Allah katında yegâne ölçü takvadır. O ki Peygamberin oğlunu cehenneme (Hz. Nûh&#8217;un oğlu), Firavunun karısını (Hz. Âsiye) cennete götürecek kadar adil ve hassas bir ölçüdür. Dolayısıyla kadın erkek arasındaki üstünlük de dünyevî bir pozisyon itibariyle, belli bir alana münhasır “göreceli bir üstünlüktür”. Bir örnekle açıklayacak olursak; mesela Allah, Hz. Aişe&#8217;yi (r.anha) diriltse ve bugün aramızda bulunsa tartışmasız yeryüzünde yaşayan bütün erkeklerden üstündür, ama herhangi bir caminin mihrabına geçip erkeklere namaz kıldıramaz, hutbe okuyamaz, ümmetin başına geçip halife olamaz. İşte “göreceli üstünlük” şeklinde tabir ettiğimiz durum budur; söz gelimi Hz. Aişe camideki bütün erkeklerden üstün olduğu halde bu üstünlüğü cemaate nazaran üst pozisyonda olan imamlık vazifesini ifaya kifayet etmiyor. Bunun gibi aile içerisinde de kocanın karısına nazaran göreceli bir üstünlüğü vardır. Ve bu görece vasıflar kocayı aile reisliğini ifaya daha elverişli kıldığı için “kavvâm”lık kendisine tevdi edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify">Aslında reislik/emirlik/liderlik sadece aileye münhasır olmayıp, İslam&#8217;ın her alanda vaz ettiği umumi bir kanundur. Şöyle ki; Rasûlullah (s.a.s.) <strong>“Üç kişi yolculuğa çıktıkları vakit, aralarından birini emir/başkan seçsinler”</strong><a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> buyurmuştur. Bir başka hadisinde ise: <strong>“Dünyanın ücra bir köşesinde de olsa, üç kişinin, içlerinden birini kendilerine emir tayin etmeden yaşamaları doğru olmaz”</strong><a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> buyurmaktadır. Bunun gibi ailenin de bir reisi olması gerektiğini vaz eden İslâm&#8217;dır. Bugün söylendiği gibi ataerkil gelenekle bir ilgisi yoktur. Bilakis geleneğimizi şekillendiren de Allah&#8217;ın koyduğu iş bu yasalardır. Nitekim Rasûlullah (s.a.s.) bununla ilgili şöyle buyurmuştur: <strong>“Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden/yönettiklerinizden sorumlusunuz. Devlet başkanı bir çobandır ve yönettiği insanlardan sorumludur. Koca bir çobandır ve o da ev halkından sorumludur. Kadın da kocasının evi ve çocukları üzerinde bir çobandır; o da bunlardan sorumludur…”</strong><a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p style="text-align: justify">İşte ataerkil denilerek sürekli örselenen örf ve geleneğimiz, zikrettiğimiz ayet ve hadislerden teşekkül eden fıkhî hükümlere binaen  &#8220;kavvâm&#8221;lık tabiriyle ailenin reisliğini kocaya tevdi etmiştir.</p>
<p><strong>II) Üstünlüğün Gerekçeleri</strong></p>
<p style="text-align: justify">Burada “neden kadın değil de erkek” şeklinde bir soru akla gelebilir. Bunun hem insanın fıtratı hem de dünyanın gerçekleriyle alakalı bir durum olduğu açıktır. Yaratılan ilk insan erkektir, Peygamberler erkektir, birkaç istisna dışında tarih boyunca da idare ve komuta makamında bulunanlar hep erkekler olmuştur. Erkek, fizyolojik ve psikolojik olarak kadına göre daha güçlüdür; evi ve aileyi temsilen her türlü zorluğun üstesinden gelmeye daha müsaittir. Bu açıdan üzerinde çokça kelam etmeye ihtiyaç duymamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Naslardaki izahına gelince; en-Nisâ Sûresinde geçen ilgili ayette iki gerekçe zikredilmektedir:</p>
<p><strong>a) “…Allah&#8217;ın insanlardan bazısını bazısına üstün kılması”</strong></p>
<p style="text-align: justify">Ayet-i kerimede üstün kılındığı ifade edilenler; akıl,<a href="#_edn7" name="_ednref7">[7]</a>  irade, idare, kararlılık, kuvvet vb. vasıfları itibariyle kadınlardan önde olan erkeklerdir ki bu sebeple peygamberlik, devlet başkanlığı, imamlık, hatiplik, müezzinlik, mücahitlik vb. vazifeler erkeklere tevcih edilmiştir.<a href="#_edn8" name="_ednref8">[8]</a>  Bu durumda aile reisliğinin de erkeğe tevdi edilmesi bu hikmete uygun görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Ayet-i kerimeyi kadın erkek mukayesesi bağlamında değil de “genel anlamda insanların çeşitli nitelikleri itibariyle birbirlerine üstünlükleri vardır” şeklinde anlayanlar da olmuştur. <a href="#_edn9" name="_ednref9">[9]</a>  Nitekim geride de ifade ettiğimiz üzere erkeklerde bulunan bazı meziyetler kadınlarda bulunmadığı gibi kadınlarda bulunan bazı meziyetler de erkeklerde bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Her iki yaklaşım da mana itibariyle aynı noktaya işaret eder ki o da şudur; insanlar arasında her alanda farklı meziyetler bakımından üstünlük farkı olduğu gibi, ailede de reislik vasfını taşımaya elverişli nitelikler erkekte daha fazla bulunduğundan, erkekler “kavvâm”, yani kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. (Biz ona “yönetmek” ve “sorumlu olmak” dedik, çünkü “sorumlu olmak”, “korumak”la birlikte temsil, te&#8217;dîb vb. diğer görevlerini de içine alması bakımından daha uygun olacaktır.)</p>
<p style="text-align: justify">Burada meseleyi somutlaştırmak adına kadını otomobile, erkeği arazi aracına benzettiğimiz misali hatırlamakta fayda var.  Yazının hacmini daha fazla büyütmemek adına misali tekrar zikretmiyoruz, <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/">şuradan</a> okuyabilirsiniz.</p>
<p><strong>b) “…mallarından harcama yapmaları”</strong></p>
<p style="text-align: justify">Müfessirler bu ayeti kerimenin delaletiyle, kadının nafakasının koca üzerine vacip olduğunu ve ilim ehlinin bu konuda icma ettiğini beyan etmişlerdir.<a href="#_edn10" name="_ednref10">[10]</a>  Bunun yanı sıra <strong>“Onların (anne ve çocuk) normal ölçülerde yiyecek ve giyeceklerini sağlamak da çocuk kendisinden olanın (babanın) borcudur”</strong><a href="#_edn11" name="_ednref11">[11]</a>  ayeti de buna delalet etmektedir. Keza Rasûlullah (s.a.s.) de veda hutbesinde <strong>“Kadınların sizin üzerinizdeki hakları, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini karşılamanızdır”</strong><a href="#_edn12" name="_ednref12">[12]</a>  buyurarak açıkça kadının nafakasından kocayı sorumlu tutmuştur.</p>
<p style="text-align: justify">Günümüzde bazı modernist ve feminist çevreler artık kadınların da maişetlerini kazanabildiklerini gerekçe göstererek kocanın kavvâm sıfatını tartışmaya açmaktadırlar. Hâlbuki ayeti kerimedeki ifade zamana göre değişen bir durum tespiti olmayıp, dinin kocaya yüklediği bir görevdir. Hem Kur&#8217;ân ayetleriyle hem de Efendimizin (s.a.s.) Veda Haccı&#8217;nda 124.000 sahâbîye hitaben irat ettiği ve adeta insanlığa bir manifesto niteliği taşıyan Veda Hutbesi&#8217;ndeki açık beyanıyla sabit olmuştur. Toplayacak olursak erkeklerin ailede reislik hakkına sahip olmalarının bir sebebi de mallarından bir kısmını mehir ve nafaka olarak hanımlarına harcama sorumluluklarıdır.<a href="#_edn13" name="_ednref13">[13]</a></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong>Günümüzde Kavvâm Sıfatını Taşıyan Erkek Kalmadı İtirazı</strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: <strong>“İslâm garip olarak başladı, başladığı gibi tekrar garipliğe dönecektir; gariplere ne mutlu!”</strong><a href="#_edn14" name="_ednref14">[14]</a>  Günümüzde namaz kılanlar, faizden sakınanlar, tesettüre riayet edenler vs. nasıl az ise aile sorumluluklarına riayet edenler de bu oranda azdır. Onun için bu durum bizi ait olduğumuz değerlerden uzaklaşarak çoklara uymaya sevk etmemeli, aksine bizimle aynı anlam değer dünyasına sahip azları aramakta ısrarcı olmalıyız. Ta ki dinin yarısı kabul edilen evliliğimizi dinin tesis ettiği değerler üzerine inşa edebilelim.</p>
<p style="text-align: justify">Merhûm Elmalılı Hamdi Yazır bu ayetin tefsirinde şöyle bir vurgu yapmaktadır: “Hanımının hakkını ödemeyen, kadın malına göz diken, infak görevini yerine getirmeyen, ailesinin iffet ve namusunu korumayan erkekler racüllerden/tam adamlardan sayılmazlar. Şüphesiz ki bu görevlerini yerine getiren erkeklerin de hâkim olmaları ve hanımlarından itaat ve sadakat beklemeleri meşru haklarıdır.”<a href="#_edn15" name="_ednref15">[15]</a></p>
<p style="text-align: justify">Dolayısıyla İslâm&#8217;ın erkeği kavvâm sıfatıyla aile reisi olarak tayin etmesi, mahza onun erkek olmasından dolayı olmayıp kendisine yüklediği bir takım sorumlulukları yerine getirmesi kaydıyladır. Biraz sonra hulasa edeceğimiz söz konusu sorumluluklarını yerine getirdikten sonra artık karısının da onun hukukuna riayet etmesi ve aile reisine yakışır bir itaat ve sadakat sergilemesi hakkı olur. Bu rol taksiminde fevkalade insan tabiatına ve hikmete uygun bir nimet külfet dengesinin gözetildiği açıktır.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong>“Kavvâm” kelimesini “âlâ” harfi cerini göz ardı ederek okuma</strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Erkeğin sırf erkek olması haysiyetiyle değil kendisine yüklenilen bazı sorumlulukları üstlenmesi sebebiyle kavvâm kılındığını, bunun da hem <em>yöneticilik</em>i hem <em>sorumluluk</em>u ihtiva ettiğini geride vurgulamıştık. Ne var ki son zamanlarda “kadın” vurgusuyla öne çıkan bazı çevrelerin “kavvâm” mefhumunu sadece <em>sorumluluk</em>a indirgeyip, yöneticilik boyutunun içini boşaltmaya yönelik çıkarımlarda bulunduğunu görüyoruz. Şöyle ki; “kavvâm” kelimesinin <strong>“…adaleti titizlikle ayakta tutan</strong> (kavvâmîne bi’l-kıst)<strong>…”</strong><a href="#_edn16" name="_ednref16">[16]</a>  ve <strong>“…Allah için hakkı ayakta tutan kimseler olun</strong> (kavvâmîne lillâhi şühedâe bi’l-kıst)<strong>…”</strong><a href="#_edn17" name="_ednref17">[17]</a>  ayetlerindeki kullanımından hareketle “adaleti gözetme” anlamına geldiğini aile reisinin “yetki kullanan ve egemen olan” olmadığı iddia edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Ne yazık ki bu çıkarım ayetin sentaksı dikkate alınmaksızın; cümlenin mefulü (bi’l-kıst/adalet) görmezden gelinerek, aynı mana mücerret “kavvâm” kelimesine yüklemekte ve aynen en-Nisâ 34. ayete taşınmaktadır. Hâlbuki “kavvâm” kelimesi en-Nisâ 34. ayette diğerlerinden farklı olarak “&#8217;âlâ” harfi cerri ile birlikte kullanılmakta ve bu da açıkça hâkimiyet/egemenlik anlamına gelmektedir. Evet, müminin hâkimiyeti adaleti gerektirir, “Seyyidu’l-kavmi hâdimuhum; Milletin efendisi onlara hizmet edendir” bunlar doğru ancak; ayeti kerimedeki hâkimiyet vurgusunu giderecek unsurlar değildir. Bir yönetici adil de olsa, yönettiklerine hizmet ediyor da olsa nihayetinde yöneticidir ve bir hâkimiyeti vardır. Dolayısıyla da yönettikleri üzerinde “yetki kullanan ve egemen olandır”.<a href="#_edn18" name="_ednref18">[18]</a>  Zira bunlar yöneticilikin tabii unsurlarıdır. Dikkat çekilmek istenen; aile fertlerine karşı adil olmak, zulmetmemek, sorumluluklarının bilincinde olmak, günaha ve harama sevk etmemek vs. ise satırlarımız da sadırlarımız da bu ikazlara yabancı değildir; feminen kaygılarla yapıldığı ayan beyan ortada olan bu gibi çıkarımlara gerek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify">Burada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu gibi ayetlerin nefse ağır gelmesindeki en temel amil; kocanın ve babanın canavarlaştırıldığı, kadının kutsandığı günümüz algılarıdır. Bu algılar vakayı zihnimizde hep “zalim koca/baba, mazlum anne” şeklinde kurgulamakta, ayeti kerimenin devamında “nüşûz” diye tabir edilen; “aile sorumluluklarını reddeden, kocasına isyan eden, çocuklarını ihmal eden” kadınların da var olduğu gerçeği gözden kaçırılmaktadır. Bu sebeple de aile reisinin ev halkı üzerinde yerine göre te&#8217;dîb ve tedbir vazifesini ifa edeceği bir otoriteye sahip olması kafamızda oturmuyor. Onun için bu gibi hükümleri anlarken sâliha ve nâşize kadınları birbirinden ayırmak, nâşize kadınların da var olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify">Hâsılı kelam, son zamanlarda aile müessesesinin ve buna bağlı olarak da toplumun geldiği noktayı dikkate alarak meseleye objektif bir bakış açısıyla baktığımız zaman İslâm&#8217;ın ortaya koymuş olduğu bu ölçülerin ne denli muhteşem olduğu aklıselim her insan tarafından takdir edilecektir…</p>
<p style="text-align: justify">Sık sık tartışılan ve son derece hassas bir muhtevaya sahip olan en-Nisâ 34. ayetin tamamını izah etmek niyetindeydim; ancak bu platforma göre hacmi çok fazla büyüdüğünden “darb” ve mahiyetini bir başka yazımıza bırakarak bir ayet-i kerimenin mealiyle sözlerimi nihayetlendirmek istiyorum… Selâm, hidayete tabi olanlara…</p>
<p style="text-align: justify"><strong>“Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’ın lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.”</strong><a href="#_edn19" name="_ednref19">[19]</a></p>
<hr />
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> 4/en-Nisâ, 34.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> 2/el-Bakara, 228.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> 49/el-Hucurât, 13.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Ebû Dâvûd, Cihâd 86 (nr: 2608,2609).</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Ahmed b. Hanbel, el-Müsned (Müessesetü&#8217;r-risâle, Beyrut, 2001) XI/227 (nr: 6647).</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> el-Buhârî, İtak 17 (nr: 2554); Müslim, İmare 20 (nr: 4724).</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Dini metinlerde geçen bu ve benzeri akıl mukayesesini, erkek aklının kadın aklına nazaran duygu ve hisler tarafından çok daha az manipüle edilmesi şeklinde mütalaa etmek daha anlaşılır ve vakaya mutabık olacaktır. Zira akıl noksanlığı kuldan din mükellefiyetini düşürür; hâlbuki kadınlar ve erkekler aynı hükümlerle mükelleftir. Öyleyse kadınlar hakkında akıl noksanlığına vurgu yapan dini metinlerin kastı akıl noksanlığı olmayıp, geride işaret ettiğimiz bazı amillerce kadrajının daraltılmasıdır. Vallahu &#8216;âlem… Tafsilat için şu yazımıza bakınız: <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/">https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/</a></p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> ez-Zemahşerî, el-Keşşâf (Dâru&#8217;l-hadîs, Kahire, 2012) I/472; Ebussuûd Efendi, İrşâdü&#8217;l-akli&#8217;s-selîm (İsam, İstanbul, 2021) II/371.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili (Huzur, İstanbul, 2005) III/83.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> el-Cessâs, Ahkâmu&#8217;l-Kur&#8217;ân (Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-ilmiyye, Beyrut, 2020) I/236; el-Mâturîdî, Teʾvîlâtü Ehli’s-sünne (Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-ilmiyye, Beyrut, 2005) III/156.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> 2/ el-Bakara, 233.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> Müslim, Hac 147 (nr: 1218); Ebû Dâvûd, Menâsik 56 (nr: 1905).</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> el-Cessâs, Ahkâmu&#8217;l-Kur&#8217;ân (Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-ilmiyye, Beyrut, 2020) I/236; ez-Zemahşerî, el-Keşşâf (Dâru&#8217;l-hadîs, Kahire, 2012) I/472; İbn Kesîr, Tefsîru&#8217;l-Kur&#8217;âni&#8217;l-azîm (Dâru&#8217;l-mârife, Beyrut, 2012) I/503.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Müslim, İmân 232 (145); İbn Mâce, Fiten 15 (nr: 3986).</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili (Huzur, İstanbul, 2005) III/84.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> 4/en-Nisâ, 135.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> 5/el-Mâide 8.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref18" name="_edn18">[18]</a> ez-Zemahşerî, el-Keşşâf (Dâru&#8217;l-hadîs, Kahire, 2012) I/472; Ebussuûd Efendi, İrşâdü&#8217;l-akli&#8217;s-selîm (İsam, İstanbul, 2021) II/371.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref19" name="_edn19">[19]</a> en-Nisâ, 32.</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kuranda-aile-reisligi-kavvam-erkek/">KUR’ÂN’DA AİLE REİSLİĞİ: KAVVAM ERKEK</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/kuranda-aile-reisligi-kavvam-erkek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;KADINLARIN AKLI VE DİNİ EKSİKTİR&#8221; MEALİNDEKİ HADİSLERE DAİR</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Sep 2024 09:03:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Medya Paylaşımları]]></category>
		<category><![CDATA[aklı ve dini eksik]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların aklı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların aklı ve dini eksik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=535</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zaten modern dünyanın pençelerinde çırpınan kadınlarımıza tahkir maksadıyla “kıt akıllı” imasında bulunmak, bunu yaparken de ayet ve hadisleri mesnet edinmek son derece problemli bir yaklaşımdır. Bu gibi tavırlar yeterli ilmi müktesebatı haiz olmayan insanımızı çıkmaza hatta inkâra sürükleyebilmektedir. Dolayısıyla günlerdir sosyal medyayı meşgul eden bu mesele hakkında bir iki şey söylemek istedim. Öncelikle bahse konu olan ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "&#8220;KADINLARIN AKLI VE DİNİ EKSİKTİR&#8221; MEALİNDEKİ HADİSLERE DAİR"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/">“KADINLARIN AKLI VE DİNİ EKSİKTİR” MEALİNDEKİ HADİSLERE DAİR</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Zaten modern dünyanın pençelerinde çırpınan kadınlarımıza tahkir maksadıyla “kıt akıllı” imasında bulunmak, bunu yaparken de ayet ve hadisleri mesnet edinmek son derece problemli bir yaklaşımdır. Bu gibi tavırlar yeterli ilmi müktesebatı haiz olmayan insanımızı çıkmaza hatta inkâra sürükleyebilmektedir. Dolayısıyla günlerdir sosyal medyayı meşgul eden bu mesele hakkında bir iki şey söylemek istedim. Öncelikle bahse konu olan ve sık sık tartışılan ilgili hadisin metnini vererek başlayalım: Ebû Hureyre, Ebû Said el-Hudrî, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Mes&#8217;ûd ve bazı sahâbîlerin (Allah hepsinden râzı olsun) anlattığına göre: Rasûlullah (s.a.s.) kadınlara hitaben şöyle buyurdu:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify"><strong><span class="r-b88u0q">“Ey kadınlar! Sadaka verin ve tevbe istiğfarı çoğaltın. Çünkü bana cehennemliklerin çoğunun sizler olduğunuz gösterildi.” </span></strong>Orada bulunanlar bunun sebebini sorduğunda ise şöyle izah buyurdu: <strong><span class="r-b88u0q">“Çünkü sizler çokça lanet eder, (kocalarınıza karşı) nankörlükte bulunursunuz. Ne gariptir ki, din ve akıl noksanlığınıza rağmen kendine hâkim akıllı ve dinine bağlı bir adamın aklını sizin kadar hiç kimsenin çelebildiğini görmedim.”</span> </strong>Kadınlar tekrar sordular: “Aklımızın ve dinimizin noksanlığı nedir, Ya Rasûlallah?” Şöyle buyurdu: <strong><span class="r-b88u0q">“Kadının şahitliğinin erkeğin şahitliğinin yarısı olması aklının noksanlığı, hayız halinde namazı ve orucu terk etmesi ise dininin noksanlığıdır.”</span></strong> (<em><span class="r-36ujnk">el-Buhârî, Müslim, vd.</span></em>)</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify">Evet, hadisin tercümesi yaklaşık olarak bu şekilde. Metnin izahına geçmeden önce teknik boyutuyla alakalı bir parantez açmak istiyorum ki kaç gündür tartışılan kısım da burasıdır. Bazı kardeşlerimiz bu hadisin bazı versiyonlarında <span class="r-b88u0q r-36ujnk">“din ve akıl noksanlığı” </span>ifadesinin bulunmamasına, bazı versiyonlarında ise bu ifadenin Abdullah b. Mes&#8217;ûd&#8217;un sözü olarak nakledilmiş olmasına dikkat çekerek bu kısmın Peygamberimize ait ola-ma-ya-bileceğini (kat&#8217;i ve keskin bir çıkış ben duymadım) ifade ettiler. Biz, bunu hadisin bütün vecihlerine şöyle bir bakıldığı zaman bir araştırmacının dikkatini çekebilecek ve kuşkuya sevk edebilecek bir iddia olarak makul karşılarız; ancak <strong>yukarıda tercümesini verdiğimiz metnin, farklı vecihlerden, alanında otorite olmuş pek çok âlim tarafından sahih ve merfu olarak (Peygamberimizin dilinden) bir bütün halinde rivayet edildiğinin altını çizerek buna katılmadığımızı belirtmek isteriz.</strong> Sadece Abdullah b. Mes&#8217;ûd tarikiyle nakledilmiş olsa böyle bir ihtimali daha fazla ciddiye almamız gerekirdi; lakin bu hadisi bir bütün olarak bizzat Rasûlullah&#8217;tan işittiğini beyan eden Ebû Hureyre, İbn Ömer ve Ebû Saîd gibi sahâbîlerin mevcudiyeti böyle bir şeye ihtimal bırakmamaktadır. Her birinden gelen rivayetleri zayıf kabul etsek bile üçü bir araya gelince yine hasen derecesine çıkar ve reddetmek mümkün olmaz. Bu noktayla alakalı tafsilat herkesin anlayamayacağı teknik bilgiler ihtiva etmesi hasebiyle bu kadarla iktifa ederek metnin izahına geçmek istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify">Dişiliğini yitirmemiş, yaratılışına muvafık hareket eden bir kadının akli mekaniği erkek gibi değildir. Duyguları daha baskın olup akli manevralarını kısıtlayabilmektedir, bu doğru; ancak bu bir kusur mudur? Bilakis “anne” olmanın zaruri gereğidir. Çünkü rasyonel akılla hareket eden bir kadın çocuğuna ancak akli ölçüler çerçevesinde, yani güç yetirebildiği nispette koruyucu ve kalkan olabilir; lakin duygusal akılla hareket eden bir kadının gerektiğinde gücünün de fevkinde bir fedakârlık gösterdiğini görmekteyiz. Canı pahasına kalkan olur da, demez ki <em><span class="r-36ujnk">“Yahu ben öldükten sonra bu sabi yaşasa ne olacak?”</span></em> Onun tek düşündüğü şey yavrusunu korumak ve yaşatmaktır. Hayvanlarda dahi bu böyledir; civcivlerini korumaya çalışan bir tavuğun kendisinden kat be kat büyük bir köpeğe nasıl canhıraş bir biçimde saldırdığını muhtelif videolarda seyretmişsinizdir. Keza kadının en temel insani ihtiyaçlarını bile göz ardı etmesi yine bu duygu yoğunluğunun bir tezahürüdür. Gece boyu bebeği kırk defa uyansa anne de kırk defa uyanır, elinde tabak saatlerce çocuğunun peşinde dolaşır karnını doyurabilmek için… Oysaki erkek aklına göre: “Acıkınca yer, açından ölecek değil ya!” Ve daha nicesi… Örneklerini siz çoğaltın…</p>
<p style="text-align: justify">Yani kadının yaratılış kodları fevkalade hikmete uygundur. Ne var ki bugünlerde anneliği küçümseyen nevzuhur çevreler bunu idrakte zorlanmaktadır. 12 yaşından 55 yaşına kadar biteviye her ay -bir hafta on gün boyunca- bunun sancısını çekerler de yine de ibret almazlar. Hâlbuki bu demektir ki kadınların sadece ruhları değil bedenleri de annelik ekseninde yaratılmıştır. <span class="r-b88u0q">Hoşumuza gitsin veya gitmesin; kadın annedir!</span></p>
<p style="text-align: justify">Durum böyle olunca dinin kadına yüklediği sorumluluk da bu yaratılışa muvafık olarak şekillenmiştir. Şahitlik, miras, nikâh ve hakkında fırtınalar koparılan pek çok hukuki meselede erkekle kadın eşit tutulma-mıştır. Biz bunlara “sorumluluk” derken, külfet olarak nitelerken, modern dünya “hak” diyerek nimet suretinde takdim etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Daha evvel ki bir yazımda da vurguladığım üzere, zamanımız göstermiştir ki duygularını baskılayarak körelten kadınlar da hemen her alanda erkeklerle yarışabilmektedirler. Hatta beden gücüne taalluk etmeyen bazı alanlarda erkekleri geçmişlerdir de. (Tabi bunun dinî ve fıtrî anlamdaki faturası ayrı mesele.) Bu demektir ki mücerret olarak akıl noktasında erkekten bir eksikleri yoktur. Keza <span class="r-b88u0q">din de kadını mükellef kabul ederek akıl hususunda erkekten ayırmamıştır.</span> Aklı eksik olsa mükellef olabilir miydi? İlgili hadisin bizzat muhtevası da bu tezimizi doğrulamaktadır. <strong><em><span class="r-b88u0q r-36ujnk">“…Ne gariptir ki, din ve akıl noksanlığınıza rağmen kendine hâkim akıllı ve dinine bağlı bir adamın aklını sizin kadar hiç kimsenin çelebildiğini görmedim.” </span></em></strong>Hadiste geçen bu ifade “mücerret” akıl noksanlığına mı delalet eder yoksa icabında erkeği suya götürüp susuz getirecek bir potansiyele sahip olduğuna mı? Demek ki kadında o akli potansiyel var; ancak biraz duyguların güdümünde hareket ediyor. Hırs, kıskançlık, duygusallık vs… İşte o &#8220;noksanlık&#8221; vurgusu da Allahu &#8216;âlem bu noktaya işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Şu durumda kadında din bağlamında eksik olan ne olmuş oluyor? dersek; cevabımız “Sorumluluk!” olur. Fizyolojik olarak hayız ve nifas halleri mazur görülmüş; namaz ve oruçtan muaf tutulmuş. Psikolojik olarak yoğun duyguları mazur görülmüş; şahitlik, yönetim, kaza vb. hukuki işlerden kısmen muaf tutulmuş. Biyolojik olarak nahif bedeni mazur görülmüş; cihattan, aile geçiminden vs. muaf tutulmuş… Ne yazık ki bugün bunlar kadının aleyhine şeylermiş gibi propaganda yapılıyor.</p>
<p style="text-align: justify">Ben burada kadını otomobile, erkeği arazi aracına benzeterek bir misal vermek istiyorum. Otomobil ve arazi aracını birbirine mukayese ettiğimiz zaman; hareket edecekleri zemine göre birbirlerine üstünlüklerinin değiştiğini görürüz. Asfalt zemin üzerinden konuşuyorsak otomobil daha hızlı, daha konforlu ve daha estetik bir tasarıma sahip olduğundan arazi aracından üstündür. Çünkü arazi aracı daha hantal, daha konforsuz ve kaba tasarım bir araçtır. Araziye çıktığımız zaman ise daha güçlü, daha dayanıklı ve engebeli zeminde yürümeye daha elverişli olduğundan arazi aracı daha üstündür. Zira otomobilin hem çekiş gücü ve mekaniği arazide yetersiz kalır, hem de arazinin engebesi, motor ve yürür aksamına ağır hasarlar verir.</p>
<p style="text-align: justify">Kadınların ve erkeklerin pek çok konuda anlaşamama sebebi de bu değil midir? Kadınlar erkeklerin duygusal akılla hareket etmemelerinden, erkekler de kadınların rasyonel akılla hareket etmemelerinden yakınıp durmuyorlar mı? Dolayısıyla otomobilden arazi aracı gibi tırmanmasını, arazi aracından da otomobil gibi hız ve konfor sunmasını beklemeyen İslâm mı, yoksa otomobili dağ yoluna süren modern dünya mı kadına karşı adil ve şefkatlidir? Günümüz kadınları dağ yoluna vurulan bir otomobil gibi patinaj çekerek, altını sürte sürte, motorundan dumanlar çıka çıka ilerlemeye çalışmaktadır. <em><span class="r-36ujnk">“Artık biz de bu yollarda varız” </span></em>diye seviniyorlar ama tekerleklerinin yalpa yaptığını, amortisörlerinin patladığını, motordan dumanlar çıkmaya başladığını henüz idrak etmiş değiller. Şimdilik paldır küldür, tozun toprağın içinde ilerliyorlar bakalım…</p>
<p style="text-align: justify">Hâsılı kelam; Allah insanı bir hikmet üzere yarattığı gibi ona tanzim ettiği hayatı da aynı hikmet üzerine bina etmiştir. Dolayısıyla <strong><span class="r-b88u0q">kadını bu yaratılış özelliklerinden dolayı tahkir etmenin ucu Allah&#8217;ın hikmetine ve onun tezahürü olan bu nizama dokunmaktadır.</span></strong> Geride ifade ettiğimiz gibi günümüzde duygularını bastıran ve rasyonel akılla hareket eden, her alanda erkekle eşit sayılan kadınlar mevcuttur; lakin bu kadın için bir meziyet midir, bunun uzun vadede kendilerine ve topluma yansımaları nedir? Takdirlerinize bırakarak sözlerimi nihayetlendiriyorum.</p>
<p style="text-align: justify"><strong><span class="r-b88u0q">“Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.”</span></strong> (Zümer, 18)</p>
<p style="text-align: justify">Selâm, hidayete tabi olanlara…</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/">“KADINLARIN AKLI VE DİNİ EKSİKTİR” MEALİNDEKİ HADİSLERE DAİR</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/kadinlarin-akli-ve-dini-eksiktir-mealindeki-hadislere-dair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HADİSLERLE HANEFÎ FIKHI &#8211; el-Muvatta&#8217; okumaları</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/hadislerle-hanefi-fikhi-el-muvatta-okumalari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hadislerle-hanefi-fikhi-el-muvatta-okumalari</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/hadislerle-hanefi-fikhi-el-muvatta-okumalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 15:32:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[El-Muvatta Dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hadislerle islam]]></category>
		<category><![CDATA[imam malik]]></category>
		<category><![CDATA[imam muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[muvatta]]></category>
		<category><![CDATA[şeybani]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=526</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/80dUqW7SiVY?si=Amfsh6pfKropBnzE" width="560" height="315" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/hadislerle-hanefi-fikhi-el-muvatta-okumalari/">HADİSLERLE HANEFÎ FIKHI – el-Muvatta’ okumaları</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/hadislerle-hanefi-fikhi-el-muvatta-okumalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HADİS USULÜ OKUMALARI &#8211; Nüzhetü&#8217;n Nazar</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/hadis-usulu-okumalari-nuzhetun-nazar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hadis-usulu-okumalari-nuzhetun-nazar</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/hadis-usulu-okumalari-nuzhetun-nazar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 15:27:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nüzhetü'n-Nazar Dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[hadis usulü]]></category>
		<category><![CDATA[ibni hacer]]></category>
		<category><![CDATA[nüzhe]]></category>
		<category><![CDATA[nüzhetün nazar]]></category>
		<category><![CDATA[usulü hadis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=522</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/AsTlF-ZdRd8?si=3ih9tAyzchb8myMv" width="560" height="315" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/hadis-usulu-okumalari-nuzhetun-nazar/">HADİS USULÜ OKUMALARI – Nüzhetü’n Nazar</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/hadis-usulu-okumalari-nuzhetun-nazar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
