<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aile - Mesut Özbilir</title>
	<atom:link href="https://mesutozbilir.com.tr/tag/aile/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://mesutozbilir.com.tr</link>
	<description>Mesut Özbilir&#039;in ilmi ve fikri yazılarının yayınlandığı şahsi web sitesidir.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Feb 2025 11:26:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://mesutozbilir.com.tr/wp-content/uploads/2023/01/cropped-Mesut-Ozbilir-Resim-1-32x32.jpg</url>
	<title>aile - Mesut Özbilir</title>
	<link>https://mesutozbilir.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>PORNOGRAFİ KÜLTÜRÜNÜN AİLE HAYATINA OLUMSUZ ETKİLERİ</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/pornografi-kulturunun-aile-hayatina-olumsuz-etkileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=pornografi-kulturunun-aile-hayatina-olumsuz-etkileri</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/pornografi-kulturunun-aile-hayatina-olumsuz-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2024 11:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evlilik & Aile Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Paylaşımları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anal]]></category>
		<category><![CDATA[cima]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[porno]]></category>
		<category><![CDATA[porno bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[pornografik]]></category>
		<category><![CDATA[ters ilişki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte müstehcen görüntüler ve pornografik içerikler çok daha ulaşılabilir hale geldiler. Son derece dirayetli ve dikkatli insanlar bile &#8220;yalnız ve boş&#8221; oldukları bir anda karşılarına çıkan bir bağlantıya tıklayarak bu alana sürüklenebilmektedirler. &#8220;Yalnız ve boş&#8221; diye vurguladım, çünkü &#8220;yalnız ve boş&#8221; insan şeytana av olmaktan kolay kolay kurtulamaz. Hele de şehveti ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/pornografi-kulturunun-aile-hayatina-olumsuz-etkileri/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "PORNOGRAFİ KÜLTÜRÜNÜN AİLE HAYATINA OLUMSUZ ETKİLERİ"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/pornografi-kulturunun-aile-hayatina-olumsuz-etkileri/">PORNOGRAFİ KÜLTÜRÜNÜN AİLE HAYATINA OLUMSUZ ETKİLERİ</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto" style="text-align: justify">Özellikle akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte müstehcen görüntüler ve pornografik içerikler çok daha ulaşılabilir hale geldiler. Son derece dirayetli ve dikkatli insanlar bile &#8220;yalnız ve boş&#8221; oldukları bir anda karşılarına çıkan bir bağlantıya tıklayarak bu alana sürüklenebilmektedirler. &#8220;Yalnız ve boş&#8221; diye vurguladım, çünkü &#8220;yalnız ve boş&#8221; insan şeytana av olmaktan kolay kolay kurtulamaz. Hele de şehveti ve merakı tavan yapmış bekâr bir genç ise. Ama ne yazık ki durum sadece bekâr gençlere münhasır değil; evli olanlar da bu alana sürüklenmekten hâli değiller ve bu meseleyi yazmaya bizi sevk eden asıl unsur da evlilerdir.</div>
<div dir="auto" style="text-align: justify"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">Daha önce kocasına veya nişanlısına suçüstü yapan / tarayıcı geçmişini kurcalayan bazı kadınlardan bu minvalde mesajlar almıştım ama geçen gün bir kardeşimizin bu meselenin acilen dile getirilmesi gerektiğine dair bazı gözlemelerini paylaşması üzerine konuyu gündeme taşıma zorunluluğu hissettim. Zira bu yazacağım şeyler herkese açılamayacak, sorulamayacak ve kolay kolay konuşulamayacak şeyler. Onun için mümkün olduğu kadar sansürsüz olarak bu mesele ve etrafında dolaşan bazı noktaları izaha gayret edeceğim.</p>
<div dir="auto"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">Allah hem kadına hem erkeğe ayrı ayrı <strong>&#8220;Gözlerini yumsunlar&#8221;</strong> <em>(en-Nûr, 31)</em> buyurarak başkasının mahremine ve avretine bakmayı yasaklamıştır. Peygamberimiz (s.a.s.) de bunu <strong>&#8220;göz zinası&#8221;</strong> olarak nitelemiştir. Bu hepimizin malumudur; ne var ki bir tık kadar yakın hâle gelen görüntüler ister istemez insanların önüne düşmekte ve bir gaflet anında bu alana sürüklenebilmektedirler. Bu, kişinin vicdanıyla arasındaki bir şey olduğu için üzerinde çok fazla durmuyorum. Benim dikkat çekeceğim nokta:</p>
<div dir="auto">I. Bu meselenin tıpkı uyuşturucu bağımlılığı gibi tedavi gerektirecek büyüklükte bir bağımlılığa dönüştüğü ve &#8220;porno bağımlılığı&#8221; adı altında hususi kitaplara ve araştırmalara konu olan bir hastalık olduğu.</div>
<div dir="auto">II. Belki hayatında bir kere seyretmiş olsa bile zihninde kalan görüntülerin bir şekilde aile hayatına taşınması; bilerek veya bilmeyerek.</div>
<div dir="auto"></div>
<p dir="auto"><strong>&#8220;Bilerek&#8221; tamam ama &#8220;bilmeyerek&#8221; nasıl oluyor?</strong></p>
<div dir="auto">Maalesef insanların büyük çoğunluğu seyrettiği o görüntülerin &#8220;film&#8221; olduğunun farkında değil. Oyuncuların &#8220;rol&#8221; yaptığının bilincinde değil. Ekranda gördüğü vücutları, uzuvları, tavırları, hal ve hareketleri tabii/doğal zannediyor. Bu da evlilik hayatında tatminsizlik ve yetersizlik hissi meydana getiriyor. Hem cinsel yaşamını hem de karısını/kocasını kusurlu, eksik ve yetersiz görmeye sebebiyet veriyor. İşte &#8220;bilmeyerek&#8221; bu oluyor. Ve zannımca toplumun büyük çoğunluğu buna müpteladır.</div>
<div dir="auto"></div>
<p dir="auto">Söz konusu &#8220;film&#8221;ler birçok kamera ve açıdan mükerrer olarak çekilip montajlanarak servis ediliyor ama insanlar başlayıp biten sağlıklı, haz dolu uzunca bir süreçmiş gibi zannediyor, kendi evlilik hayatında da bunu arıyor ama bulamıyor. Çünkü o görüntüler Cüneyt Arkın&#8217;ın kaleden kaleye atlaması, dört oku aynı anda atıp dört kişiyi vurması kadar gerçeklikten uzak… İnsanlar filtre, makyaj ve estetik operasyonlarla tasvir edilmiş kusursuz yüzlere/vücutlara bakıyor bir de kendi karısına/kocasına bakıyor; yetersiz buluyor. Oradan gördüğü bazı pozisyonları taklide kalkıyor ama bilmiyor ki o pozisyonlar kameraya görüntü verebilmek ve seyirciye sunabilmek için öyle kurgulanıyor; daha çok haz verdiği için değil. Ekranda Nirvana yaşanıyormuş gibi görünen şey aslında ekstra abartılı bir orgazm taklidi. Kısacası orada gördüğünüz her şey ekran başındakilere hitap eden yapmacık şeyler; evlilik hayatında bir geçerliliği olmadığı gibi birçok hatalı yaklaşıma da sebebiyet vermektedir. Cinsellik hayvani bir içgüdüdür, doğal akışında gelişir, başkasından öğrenilmez ve tecrübesi de ancak eşler arasında birbirine özel oluşur.</p>
<div dir="auto"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">Ve asıl meselemize gelecek olursak; orada gördüğü bazı uygulamaları kendi yatak odasına taşımaya kalkanlar…</p>
<div dir="auto">İslâm her alana dair kaide ve kurallar koyduğu gibi yatak odasını da bundan istisna tutmamıştır. Burada edep adap kabilinden kitaplarımızda yer alan tavsiyelere girmeyeceğim; ancak &#8220;iki kat&#8217;i haram var&#8221; ki bunlara dikkat çekeceğim:</div>
<div dir="auto">Birincisi; Ters/arka yoldan ilişki. Zira Rasûlullah (s.a.s.) <strong>“Hanımına arka yoldan/ters/anal ilişkiye giren melundur.” </strong>buyurmuştur.<em> (Ebû Dâvûd, Nikâh 45, nr: 2162) </em></div>
<div dir="auto">İkincisi: Hayız/adet halinde ilişki. Allah Teâlâ Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de şöyle buyurmuştur: <strong>“Sana kadınların âdet dönemi hakkında soru soruyorlar. De ki: O sıkıntılı bir hâldir. Bu sebeple âdet günlerinde kadınlardan ayrı durun, temizlenmedikçe onlarla cinsel ilişkide bulunmayın…”</strong> <em>(el-Bakara, 222)</em></div>
<div dir="auto"></div>
<p dir="auto">Bunlar amasız fakatsız haramdır ve mutlak surette kaçınmak gerekir. Kadın, kocasının bu gibi taleplerine karşı çıkmalıdır. Ancak hayız/adet halinde iken üzerinde kısa tayt bulunmak suretiyle (ten teması, dokunma, sürtünme yoluyla) mübaşerette bulunabilirler. (Hadis ve fıkıh kitaplarında göbek ve diz kapağı arasını örten peştamal/izar diye ifade edilir, bundan maksat duhûl/girmeyi ve ihtimalini ortadan kaldırmaktır.)</p>
<div dir="auto"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">Bu iki noktaya dikkat ettikten sonra –yeni bir şeyler ihdas edilmediyse- yatak odasını kısıtlayıcı fazla bir şey sayıp dökmeye gerek görmüyorum. Sadece konuya değinmişken birkaç şey daha söyleyip sözlerimi nihayetlendireceğim;</p>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">-Gusül abdestini hemen almak şart değildir, üzerinden namaz vakti geçmedikçe tehir edilebilir. Uyuyup uyandıktan sonra gusül alınabilir. Bir şey yiyip içmek istenirse eller yıkanıp ağız çalkalanmak suretiyle yiyip içilebilir.</p>
<div dir="auto"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">-Erkeğin şehveti kadına yöneliktir, kadının şehveti eşya ve gösterişe… Onun için kadınlar kendilerini erkeklerle kıyaslamamalılar. Cinselliği asla bir silah olarak kullanmamalılar. Bir erkek yemek yapmasanız dışarıdan yemek söyleyebilir, elbisesini yıkamasanız yeni elbise alıp giyebilir; ancak cinselliğin Müslüman için dışardan ikamesi yoktur. Bu, kocanın kadından nikâh karşılığı aldığı hakkıdır. Bundan mütevellit Rasûlullah (s.a.s.) <strong>“Bir koca karısına ihtiyaç duyup da onu yatağına çağırdığında, kadın ocak başında bile olsa, hemen kocasının yanına gelsin.”</strong> (Tirmizî, Radâ 10) minvalinde pek çok ikazda bulunmuştur.</p>
<div dir="auto"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">-Kadının cinselliği duygularında başlar, duygusallık varsa cinsellik vardır. Dolayısıyla koca, kadının duygularına hitap etmeli, kadın da kocası için süslenmeli en az dışarı çıktığı kadar kendisine özen göstermelidir. Tabi ki 7/24 demiyorum ama hiç olmazsa haftada bir iki günün bu anlamda farklılığı olmalıdır. Ve tabi ki karşılıklı kişisel bakıma da özen gösterilmelidir.</p>
<div dir="auto"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">-Cinsellik sadece anlık bir hazdan ibaret değildir; eşler arasındaki bağı diri tutan, güncelleyip güçlendiren bedensel ve ruhsal çok farklı boyutları vardır. Onun için karı-koca cinsellikten kaçmak için değil cinsellik yaşamak için bahane aramalıdır. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz her şey gibi karı-koca da birbirine ihsan edilmiş iki büyük nimettir. İsraf ve ihmal edilmemelidir.</p>
<div dir="auto"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a" style="text-align: justify">
<p dir="auto">Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: <strong>“Kişinin oynadığı bütün oyunları batıldır. Ancak kişinin yayıyla ok atması (atış eğitimi yapması), atını terbiye etmesi ve eşiyle oynaşıp sevişmesi bundan müstesnadır. Çünkü bunlar haktan sayılır.”</strong> <em>(el-Müsned, XXVIII/573, nr:17337; Ebû Dâvûd, Cihâd 23, nr: 2513)</em></p>
<p dir="auto">Yine bir defasında: <strong>“Birinizin eşiyle cinsel ilişkide bulunması bile sadakadır.”</strong> buyurduğunda ashâb, “Ey Allah&#8221;ın Resûlü! Birimizin şehvetini tatmin etmesine de mi mükâfat var?” diye sormuştu. Allah Resûlü, <strong>“Peki, şehvetini haramla tatmin etmiş olsaydı, bundan dolayı ona günah var mıydı?”</strong> diye sorunca, “Evet!” demişlerdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), <strong>“İşte bunun gibi, ihtiyacını helâl yolla giderdiğinde de onun için bir mükâfat vardır!”</strong> buyurmuştu. <em>(Müslim, Zekât, 53)</em></p>
<div dir="auto"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<p dir="auto" style="text-align: justify">Tabiat boşluk kabul etmez. <strong>Hak ve helal ile doldurulmayan her boşluk haram ve batıl ile dolar</strong>; Ves-Selâm…</p>
<div dir="auto" style="text-align: justify"></div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto"><strong><span style="font-family: 'book antiqua', palatino, serif">Mesut Özbilir</span></strong>/ 10.06.2024</div>
</div><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/pornografi-kulturunun-aile-hayatina-olumsuz-etkileri/">PORNOGRAFİ KÜLTÜRÜNÜN AİLE HAYATINA OLUMSUZ ETKİLERİ</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/pornografi-kulturunun-aile-hayatina-olumsuz-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EVLİLİK KADER ÖRGÜSÜ Eşimiz kaderimiz midir? Evlilik kader midir?</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-kader-orgusu-esimiz-kaderimiz-midir-evlilik-kader-midir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=evlilik-kader-orgusu-esimiz-kaderimiz-midir-evlilik-kader-midir</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-kader-orgusu-esimiz-kaderimiz-midir-evlilik-kader-midir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Mar 2024 20:23:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evlilik & Aile Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Paylaşımları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[eşimiz kaderimiz midir]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik kader midir]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kısmet]]></category>
		<category><![CDATA[nasip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu mecranın demirbaş gündemlerinden biri hiç şüphesiz evliliktir. Konuyla alakalı birçok paylaşım, yorum ve mesaj önümüze düşüyor. Gördüğüm kadarıyla bu bağlamda en öne çıkan başlıklarından biri evlilik-kader irtibatıdır. Uzun zamandır buna ilişkin bir izah yapmam isteniyordu, nasip bugüneymiş. Elimden geldiğince resmetmeye çalışacağım. Kader, başımıza gelecek her şeyi Allah&#8217;ın ezelde bilip takdir etmesidir. Bilmesi tamam, peki ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-kader-orgusu-esimiz-kaderimiz-midir-evlilik-kader-midir/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "EVLİLİK KADER ÖRGÜSÜ Eşimiz kaderimiz midir? Evlilik kader midir?"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-kader-orgusu-esimiz-kaderimiz-midir-evlilik-kader-midir/">EVLİLİK KADER ÖRGÜSÜ Eşimiz kaderimiz midir? Evlilik kader midir?</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Bu mecranın demirbaş gündemlerinden biri hiç şüphesiz evliliktir. Konuyla alakalı birçok paylaşım, yorum ve mesaj önümüze düşüyor. Gördüğüm kadarıyla bu bağlamda en öne çıkan başlıklarından biri evlilik-kader irtibatıdır. Uzun zamandır buna ilişkin bir izah yapmam isteniyordu, nasip bugüneymiş. Elimden geldiğince resmetmeye çalışacağım.</p>
<p style="text-align: justify">Kader, başımıza gelecek her şeyi Allah&#8217;ın ezelde bilip takdir etmesidir. Bilmesi tamam, peki takdir etmesi ne demek?</p>
<p style="text-align: justify">Dünyada aynı anda milyarlarca insan yaşıyor, her biri mutlak olarak kendi iradesiyle hareket etse olaylar tıkanır, dünyada bir düzen olmazdı. Allah bizim irademize bıraktığı şeyleri bile takdir etmiştir, yani programlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Bazen bazı şeyleri yapmak isteriz ama yapamayız. Çiftçi tarlasını eker, sular, her türlü bakımını yapar ama bazen mahsul alamaz; dolu vurur, kuraklık olur, tarlası yanar gibi… Böyle bir örgü vardır ya işte bu Allah&#8217;ın takdiridir. Youtube&#8217;da trafik kazalarının kamera kayıtlarına bakarsanız, adeta milimetrik bir hesap görürsünüz. Birbirine giren onlarca arabanın arasından iğne deliğinden geçer gibi bir arabanın sıyrılıp geçtiğini görürsünüz. Ya da fırlayan bir otomobil lastiğinin 500m ötede kendi halinde kaldırımda yürüyen bir insanın eceli olduğunu&#8230; Buna &#8220;kaza&#8221; denir ki dilimize de böyle geçmiştir. Keza bizim doğduğumuz zaman, mekân, anne-baba vs… bunlar da yine bizim irademiz dışında gelişen Allah&#8217;ın takdir ettiği şeylerdir. Bunun dışındaki amellerimiz kendi irade ve tercihlerimizin neticesidir. Allah&#8217;ın bunları ezelde biliyor oluşu bizi rüzgârın önündeki bir gazel gibi hareket etmeye zorlamaz.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Peki, evlilik bu örgünün neresindedir?</strong></p>
<p style="text-align: justify">Evlilik tıpkı rızık gibidir. Bizim irademizle gerçekleşir. Evlenmek istemek veya istememek bizim tercihimizdir. Evlendiğimiz kişiyi seçmek de yine bizim tercihimizdir. Nasıl ki Allah rızkımızı takdir etmiştir ama bizim çalışmamıza bağlamıştır. Herkes rızkı verenin Allah olduğunu bilir ama bununla birlikte her sabah kalkıp o takdir olunan rızkını aramaya çıkar. İşte evlilikte de aynı bu şekilde hareket etmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify">Bugün maalesef birçokları kendi tercihlerinin ya da toplumsal kabullerin  neticelerini de kadere bağlıyor. Evlilik için aranılan yıllar, talep edilen yıllar, gözlerin aradığı yıllar evliliğe mesafeli duruluyor, bayramlarda &#8220;evlilikten&#8221; bahis açanlara surat asılıyor ve fakat akranları evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra &#8220;kısmetim kapalı&#8221; deniliyor. Sözgelimi 18-25 yaş arasında iken &#8220;çevresinde&#8221; evlenmesi muhtemel aday sayısı 20 ise, ilerleyen yaşlarda bu 3-5&#8217;e düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify">Bir çiftçi kış günü karın üzerine tohum serpip mahsul alabilir mi? İşte evlilik tohumunu da hayatın ilk baharında serpmek gerekiyor&#8230; Bir esnaf insanların alışverişte olduğu gündüz vakti dükkânını açmasa da herkesin uykuda olduğu gece vakti açsa satış yapabilir mi? İnsanların talebini dikkate alması gerekir değil mi? İşte evliliğin de tohum serpmeye, kapıyı açık tutmaya elverişli bir dönemi vardır ki, onu gözetmek gerekir. <strong>Dolayısıyla açık tutulması gereken bir zamanda kendi iradeleriyle bu kapıyı kapalı tutanların neticelerini salt kadere bağlaması isabetli bir yaklaşım olmayacaktır.</strong></p>
<p style="text-align: justify">Bir büyüğümüzden şöyle bir soru aldım; &#8220;Hocam bizim zamanımızda evliliğin kaderi 21-22 yaştı, askerden gelen evleniyordu da şimdi 30-35&#8217;e mi çıktı?</p>
<p style="text-align: justify">Öyle ya, kader de mi evlilik yaşına zam yapıyor? Değil! İfade etmeye çalıştığım gibi tercih meselesi. Tabi bir takım toplumsal telkin ve tahriklerin de bunda payı büyüktür. Özellikle 90nesli bu telkin ve tahriklerin kurbanı oldu.</p>
<p style="text-align: justify">Lakin geride işaret ettiğimiz gibi; <strong>bazen insan en mümbit tarlaya en uygun zamanda en uygun tohumu serpse de mahsul alamayabiliyor. En doğru zamanda, en yerinde yatırımı yapsa da zarar edip batabiliyor.</strong> Etrafımızda görürüz, yıllarca bir fiil evlenmeye çalışıp da hiçbir olumsuzluk olmadığı halde bir türlü evlenemeyenler vardır; ancak istisnalar kaideyi bozmaz. İstisnaları merkeze alarak genellemek ve bütün evlilikleri mutlak kadere bağlamak doğru değildir.</p>
<p style="text-align: justify">Bu bağlamda atalarımız &#8220;Ava giden avlanır&#8221; demişler. Yani her ava giden avlanamaz (av elde edemez) ama illaki avlananlar, ava gidenlerdir, ava gitmeyenlerin ayağına av gelmez, demek istemişlerdir. Dolayısıyla vakitlice evlenmeye kast edenlerin çok büyük çoğunluğu evlenmektedir, bu çok açık.</p>
<p style="text-align: justify">Eşimiz de keza bizim kendi tercihimizdir. Ancak bazen kader örgüsünü belirgin bir biçimde bu alanda görürüz. Hayret ederiz; &#8220;bu nasıl oldu?&#8221; ya da &#8220;bunlar nasıl birbirini buldu?&#8221; diye.</p>
<p style="text-align: justify">Burada şöyle bir tasvir yapayım. Bir delikanlı her gün sabah 08:30&#8217;da A21 otobüsüyle işe gidiyor. Fakat bir gün uyuyakaldı otobüsü kaçırdı ve bir sonraki 09:00 otobüsüne bindi. Orada annesiyle hastaneye giden bir kız gördü, beğendi, harekete geçti araştırdı etti ve onunla evlendi. Otobüsü bir gün önce kaçırsa göremeyecek, bir gün sonra kaçırsa yine göremeyecek; o gün, o saatte, o otobüste, o kızı bulduran kaderin bu örgüsüdür işte. Ancak birbirleriyle evlenmeyi tercih eden yine kendileridir, cebir yoktur.</p>
<p style="text-align: justify">Son söz: X platformunun sosyolojik yapısının farkındayım. Onun için ümitsizlik yok, duaya devam, girişimlere devam, ne kadar rutini bozarsak, ne kadar sosyal olursak ve evliliğe açık görüntüsü verirsek evlilik de bize bir o kadar gelir. <strong>Özellikle 90 nesli geç evlilik propagandalarının kurbanı oldu.</strong> Birçokları kendilerine uygun akranlarından ayrı düştü, dolayısıyla bu noktada mümkün olduğunca aracı olmaya, birbirine uygun insanları birbirine buldurmaya gayret gösterelim. Bunu kendimize kulluk vazifesi bilelim.</p>
<p style="text-align: justify">Efendimizin (s.a.s.) bir hadisiyle bitirelim: <strong>“Ey Ali! Şu üç şeyi geciktirme! Vakti gelen namazı; hazır olan cenazeyi; dengini bulduğunda bekârlerı evlendirmeyi&#8230;”</strong></p>
<p style="text-align: justify">(Tirmizi, Salat,127, Cenaiz, 73; Hâkim, 2/176)</p>
<p style="text-align: justify">Mesut Özbilir/ 05.03.2024</p>
<hr />
<p>İLGİLİ YAZILAR:</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="A159SVMTLR"><p><a href="https://mesutozbilir.com.tr/evliligi-25-yasindan-sonraya-birakmamaya-calisin-tavsiyemizin-sebepleri/">&#8220;EVLİLİĞİ 25 YAŞINDAN SONRAYA BIRAKMAMAYA ÇALIŞIN&#8221; TAVSİYEMİZİN SEBEPLERİ</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;&#8220;EVLİLİĞİ 25 YAŞINDAN SONRAYA BIRAKMAMAYA ÇALIŞIN&#8221; TAVSİYEMİZİN SEBEPLERİ&#8221; &#8212; Mesut Özbilir" src="https://mesutozbilir.com.tr/evliligi-25-yasindan-sonraya-birakmamaya-calisin-tavsiyemizin-sebepleri/embed/#?secret=bfItCSeT2G#?secret=A159SVMTLR" data-secret="A159SVMTLR" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="kg7yFlEZgW"><p><a href="https://mesutozbilir.com.tr/istihare-nedir-nasil-yapilir-evlilik-oncesi-istihare-gerekli-midir/">İSTİHÂRE NEDİR? NASIL YAPILIR? EVLİLİK ÖNCESİ İSTİHARE GEREKLİ MİDİR?</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;İSTİHÂRE NEDİR? NASIL YAPILIR? EVLİLİK ÖNCESİ İSTİHARE GEREKLİ MİDİR?&#8221; &#8212; Mesut Özbilir" src="https://mesutozbilir.com.tr/istihare-nedir-nasil-yapilir-evlilik-oncesi-istihare-gerekli-midir/embed/#?secret=k0xt3pSL11#?secret=kg7yFlEZgW" data-secret="kg7yFlEZgW" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-kader-orgusu-esimiz-kaderimiz-midir-evlilik-kader-midir/">EVLİLİK KADER ÖRGÜSÜ Eşimiz kaderimiz midir? Evlilik kader midir?</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-kader-orgusu-esimiz-kaderimiz-midir-evlilik-kader-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kadınlar ev işi yapmak zorunda değildir&#8221; söyleminin tahlili ve cinsiyet rolleri üzerine bir mülahaza</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/kadinlar-ev-isi-yapmak-zorunda-degildir-soyleminin-tahlili-ve-cinsiyet-rolleri-uzerine-bir-mulahaza/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kadinlar-ev-isi-yapmak-zorunda-degildir-soyleminin-tahlili-ve-cinsiyet-rolleri-uzerine-bir-mulahaza</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/kadinlar-ev-isi-yapmak-zorunda-degildir-soyleminin-tahlili-ve-cinsiyet-rolleri-uzerine-bir-mulahaza/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Apr 2023 23:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evlilik & Aile Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan kadın]]></category>
		<category><![CDATA[ev hanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ev işleri]]></category>
		<category><![CDATA[evin reisi]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ev işlerini yapmak zorunda mıdır]]></category>
		<category><![CDATA[karı koca görevleri]]></category>
		<category><![CDATA[karı koca hakları]]></category>
		<category><![CDATA[karı koca hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kocaya hizmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mesutozbilir.com.tr/?p=333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemen her platformdan ve her fırsatta topluma enjekte edilen &#8220;eşitlik&#8221; anlayışı, hiç şüphesiz en büyük darbeyi aile müessesesine vurdu. Karı kocanın görev ve sorumluluklarının birbirine karışıp muğlaklaşmasının, aile hayatına çok olumsuz yansımaları oldu. Zira meydana gelen anlaşmazlıklar karşısında; &#8220;kim aile hukukuna riayet etmiyor, kimin kendisine çeki düzen vermesi gerekir&#8221;, şeklinde bir muhakeme yapılacak olsa, meselenin ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinlar-ev-isi-yapmak-zorunda-degildir-soyleminin-tahlili-ve-cinsiyet-rolleri-uzerine-bir-mulahaza/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "&#8220;Kadınlar ev işi yapmak zorunda değildir&#8221; söyleminin tahlili ve cinsiyet rolleri üzerine bir mülahaza"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinlar-ev-isi-yapmak-zorunda-degildir-soyleminin-tahlili-ve-cinsiyet-rolleri-uzerine-bir-mulahaza/">“Kadınlar ev işi yapmak zorunda değildir” söyleminin tahlili ve cinsiyet rolleri üzerine bir mülahaza</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Hemen her platformdan ve her fırsatta topluma enjekte edilen <strong>&#8220;eşitlik&#8221;</strong> anlayışı, hiç şüphesiz en büyük darbeyi aile müessesesine vurdu. Karı kocanın görev ve sorumluluklarının birbirine karışıp muğlaklaşmasının, aile hayatına çok olumsuz yansımaları oldu. Zira meydana gelen anlaşmazlıklar karşısında; &#8220;kim aile hukukuna riayet etmiyor, kimin kendisine çeki düzen vermesi gerekir&#8221;, şeklinde bir muhakeme yapılacak olsa, meselenin mizan edileceği bir kıstas bulunmadığı için, her iki tarafın da kendisini haklı gördüğü bir keşmekeş kaçınılmaz oldu. Bunun neticesinde de karşılaşılan sorunlar aşılamamaya, problemler çözülememeye başlandı. Belli çevrelerde bu durum hâkim kültür haline geldiği için sorun teşkil etmedi belki; ancak mütedeyyin ailelerde çok ciddi kırılmalara sebebiyet verdi. Çünkü belli bir anlam-değer dünyasını temsil eden fertlerin, <strong>&#8220;Allah&#8217;ın emri peygamberin kavli&#8221;</strong> ile hayatlarını birleştirip, daha sonra bu ilkelerin dışında bir yaşam tarzına talip olmaları, bir çatışma ortamını kaçınılmaz kılıyordu. Bu sebeple dinimizin karı kocaya yönelik teklif ve teşvik ettiği asli rollerin ne şekilde olduğunu ana hatlarıyla ortaya koymak son derece önem arz etmektedir. Bundan mütevellit elimizden geldiğince meseleyi tahlil edip, bazı önemli noktalara dikkat çekeceğiz. Ayrıca bu mesele etrafında ortaya atılan bazı iddialara da temas edeceğiz ki; bunların başında <em>&#8220;kadın ev işlerini yapmaya mecbur değildir&#8221;</em> şeklindeki yaygın söylem gelmektedir. Evvela dinimizde ve örfümüzde asıl ve esas olan &#8220;kocanın dış işleriyle, karının iç işleriyle sorumlu olduğu aile modelini&#8221; ilmi ve fikri açıdan temellendirdikten sonra günümüzde giderek yaygınlaşan &#8220;karı-kocanın her ikisinin de çalışarak evin maişetini birlikte üstlendikleri&#8221; durumu değerlendirmeye gayret edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify">Konuya girmeden önce bir hususu belirtmeyi son derece önemli görüyorum. Bir hukuk sistemi ancak kendi içinde ve kendi dinamikleriyle anlaşılabilir. İslam&#8217;ın temel umdeleri olan <strong>&#8220;kulluk&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;adalet&#8221;</strong> kavramlarının yerine, Batı&#8217;ya ait olan  &#8220;özgürlük&#8221; ve &#8220;eşitlik&#8221; kavramlarını ikame edip, bir de bunları merkeze alarak İslam&#8217;ın ahkâmını/hukukunu anlamaya çalışırsak, anlamımız mümkün olmaz. Bugün belki bu ve birçok meseleyi çıkmaza sokan en önemli amil; insanların aidiyet duydukları anlam-değer dünyasının ilke ve esaslarıyla, ait olmadıkları bir dünya kurgulamaya çalışmalarıdır. Onun için zihinlerimizi teslim alan bu algılardan kurtulmadıkça, dinin vaz ettiği hükümlerin bize sunduğu imtiyaz ve imkânları hakkıyla idrak edemeyeceğimizi baştan belirtmiş olalım.</p>
<p style="text-align: justify">Peygamberimiz (s.a.s.) kendisi birçok kez evlenmiş, <strong><em>“Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir. Evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim…”</em></strong><a href="#_edn1" name="_ednref1"><sup>[1]</sup></a> buyurarak ümmetini de evliliğe teşvik etmiştir. Kızlarını Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.) gibi ashab-ı kiramın önde gelen isimleriyle evlendirerek bu sünnetini teyid etmiştir. İslam&#8217;ın ilkelerine göre tesis edilen ilk aileler arasında yer alması hasebiyle Efendimizin (s.a.s.) burada kızlarına belirlediği rol, konumuz bağlamında bizim için son derece önem arz edecektir. Nitekim Hanefî fıkıh kitaplarımızda bu mesele büyük ölçüde Hz. Fâtîma (r.a.) ve Hz. Ali&#8217;nin (r.a.) evliliği üzerinden ele alınmıştır. Şöyle ki; Hz. Peygamber&#8217;in evin iç işlerini Hz. Fâtıma&#8217;ya, dış işlerini ise Hz. Ali&#8217;ye taksim ettiği hemen hemen bütün fıkıh kitaplarımızda nakledilmektedir.<a href="#_edn2" name="_ednref2"><sup>[2]</sup></a> Bu ve benzeri nakillerden hareketle âlimlerimiz; &#8220;ev işleri dinen kadının görevi olduğu gibi örfen de kendisinden istenir&#8221;<a href="#_edn3" name="_ednref3"><sup>[3]</sup></a> demiştir. Buna delil teşkil eden ve teyid eden bir başka delil ise el-Buhârî ve Müslim&#8217;in naklettiği şu hadisi şeriftir:</p>
<p style="text-align: justify">Hz. Fâtıma (r.a.) bir gün Peygamberimize (s.a.s.) el değirmeni çevirmekten elinde meydana gelen rahatsızlığı şikâyet etmek için gelmişti; ancak kendisi evde olmadığı için bu şikâyetini Hz. Âişe’ye arz etti. Daha sonra Efendimiz bu durumdan haberdar olunca bir gece kızı Fâtıma&#8217;nın evine gitti. Hz. Ali (r.a.) diyor ki: Biz yataklarımızı alıp yatmıştık ki Hz. Peygamber geliverdi, tam kalkacağımız sırada; “Yerinizde durunuz” buyurdu ve gelip benimle Fâtıma’nın arasına oturarak şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Ben size benden istemiş olduğunuz şeyden daha hayırlı bir şeye sizi yönlendiriyorum; yatağınıza girdiğinizde otuz üç kere &#8220;Subhânallah&#8221;, otuz üç kere &#8220;el-Hamdu lillâhi&#8221;, otuz dört kere de &#8220;Allâhu ekber&#8221; deyiniz. İşte bu sizler için hizmetçiden daha hayırlıdır.”<a href="#_edn4" name="_ednref4"><sup>[4]</sup></a></p>
<p style="text-align: justify">Âlimlerimiz Peygamberimiz&#8217;in (s.a.s.) önce evin iç işlerini Hz. Fâtıma&#8217;ya, dış işlerini ise Hz. Ali&#8217;ye taksim etmesini, daha sonra da şikâyet ettiği halde Hz. Ali&#8217;yi ev işlerinde Fâtıma&#8217;ya (r.a.) yardım etmesi hususunda veya ona bir hizmetçi tutması noktasında yönlendirmeyip; Fâtıma&#8217;yı ev işlerini yapmaya devam etmesi üzere bırakmasını; ev işlerini yapmanın kadının görevi olduğuna delalet ettiğini beyan etmişlerdir.<a href="#_edn5" name="_ednref5"><sup>[5]</sup></a></p>
<p style="text-align: justify">Buna aykırı olarak <em>&#8220;kadın ev işlerini yapmaya mecbur değildir&#8221;</em> şeklinde son zamanlarda şayi olan söyleme gelince; bu, fıkıh kitaplarındaki ilgili ifadenin deyim yerindeyse yarım yamalak nakledilmesinden neşet etmektedir. Şöyle ki; dini hükümler <em>&#8220;diyaneten&#8221;</em> ve <em>&#8220;kazaen&#8221;</em> olmak üzere iki kısma ayrılır: <em>&#8220;diyaneten&#8221;</em> bir hükmün Allah katındaki durumunu, <em>&#8220;kazaen&#8221;</em> ise mahkeme nazarındaki durumunu ifade eder. İşte fıkıh kitaplarında yazan; kadının mahkemece ev işlerini yapmaya zorlanamayacağı; ancak yapmadığı takdirde Allah katında bundan sorumlu olacağıdır. Çünkü ev işlerini yapmak kadın üzerine vaciptir.<a href="#_edn6" name="_ednref6"><sup>[6]</sup></a> Bundan dolayı âlimlerimiz, mesela koca ev işlerini yapması için karısına bir ücret verse bu parayı alması karısına helal olmaz. Çünkü zaten kendisine vacip olan bir işi yaptığı için ücret almış olacaktır ki bu helal değildir, demişlerdir.<a href="#_edn7" name="_ednref7"><sup>[7]</sup></a> Netice olarak <em>&#8220;kadın ev işlerini yapmaya mecbur değildir</em>&#8221; şeklindeki söylem doğru değildir; bu sadece geride geçtiği üzere mahkemece ev işlerini yapmaya zorlanamaz, anlamındadır.</p>
<p style="text-align: justify">Yalnız bir noktayı izah edelim; <em>&#8220;ev işlerini yapmak kadına vaciptir&#8221;</em> derken bunu aynî bir ibadet gibi anlamamak gerekir. Yani ev işlerinin bizatihi kendisi vacip değildir, yerine getirilmesinden kadın sorumludur. Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur: <strong>&#8220;Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden/yönettiklerinizden sorumlusunuz. Devlet başkanı bir çobandır ve yönettiği insanlardan sorumludur. Koca bir çobandır ve o da ev halkından sorumludur. Kadın da kocasının evi ve çocukları üzerinde bir çobandır; o da bunlardan sorumludur&#8230;&#8221;</strong><a href="#_edn8" name="_ednref8"><sup>[8]</sup></a>  Bu işleri bazen bir hizmetçi veya kadının yetişkin kızı veya kocası yapabilir, bu durumda kadın yapmadı diye günahkâr olmaz. Önemli olan kendi sorumluluk alanındaki bu işlerin yerine getirilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify">Burada şunu da gözden kaçırmamak gerekir; bu karşılıksız haybeden talep edilen bir hizmet değildir. Kadının ev işlerindeki bu sorumluluğuna makabil evin bütün dış işleri, nafakası, geçimi de kocanın üzerine vacip kılınmıştır. Kuran-ı Kerim&#8217;de: <strong>&#8220;Onlarla (kadınlarınızla) mâruf bir vecihle geçininiz&#8221;</strong><a href="#_edn9" name="_ednref9"><sup>[9]</sup></a>  buyurulmuştur. Bu ayeti kerimede zikredilen &#8220;maruf&#8221; ifadesi: &#8220;Kişinin karısına nafaka, mehir vb. haklarını vermesi, kaba sözlerle ona eziyet etmemesi, ondan yüz çevirmemesi, günahsız yere asık surat ve çatık kaşla muamele etmemesi vb.&#8221; şeklinde tefsir edilmiştir.<a href="#_edn10" name="_ednref10"><sup>[10]</sup></a> Yine bir başka ayette: <strong>&#8220;Erkekler, kadınlar üzerine idareci ve hâkimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. Saliha kadınlar, itaatkâr olanlardır.&#8221;</strong><a href="#_edn11" name="_ednref11"><sup>[11]</sup></a> buyurularak kocaya hem evin reisliği tevdi edilmiş hem de karısının nafakasıyla sorumlu olduğuna işaret edilmiştir.<a href="#_edn12" name="_ednref12"><sup>[12]</sup></a> <strong>&#8220;Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir.&#8221;</strong><a href="#_edn13" name="_ednref13"><sup>[13]</sup></a> ayeti de yine nafaka sorumluluğunun kocaya ait olduğunu ifade eden bir başka delildir. Hatta yeri gelmişken bir şeye daha temas edelim. Bu mesele açıldığı zaman birlikte kullanılan bir argüman daha var ki, o da;<em> &#8220;kadın çocuğunu emzirmeye mecbur değil, kocası sütanne tutmak zorunda&#8221;</em> şeklindeki bilgidir. Evet, bu doğru, kadın çocuğunu emzirmek istemezse buna zorlanamaz ve (zaruri bir durum yoksa) çocuğunu emzirmek anne üzerine farz/vacip de değildir.<a href="#_edn14" name="_ednref14"><sup>[14]</sup></a> Yani bununla <em>&#8220;kadın çocuğunu bile emzirmeye mecbur değilken kocasına niye yemek pişirmeye mecbur olacakmış?&#8221;</em> şeklinde bir çıkarım yapıyorlar ki bu çok yanlış. Çünkü annenin çocuğunu emzirme mecburiyetinin olmaması çocuğun nafakasının babaya ait olmasından dolayıdır. Yani kadının sorumluluk alanı değil. Bu bile karı koca arasındaki sorumluluk alanlarının ne kadar belirgin çizgilerle birbirinden ayrıldığını gösteriyor. Buradan belki şu çıkarımı yapmak daha isabetli olacaktır; <strong>kadın doğurduğu çocuğu bile emzirmeye mecbur edilemiyorsa evin geçimi için dışarda çalışmaya mecbur edilebilir mi?</strong> Asla, kadın evin maişetini kazanmakla yükümlü olmadığı gibi buna zorlanması da caiz değildir. Dolayısıyla belli çevrelerin kadın kocasına ve evine hizmet etmekle sorumlu da sanki kocanın hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi bir algı oluşturması kasıtlı ve iyi niyetten uzaktır. Yakın tarihte ülkemizde yaşanan manevi kuralık mevsiminin ürettiği; &#8220;kavvâm&#8221;lık vasfını yitirmiş, sorumluluklarını gözetmeyen, karısının hukukuna riayet etmeyen, ancak Anadolu kadınının vefakâr ve itaatkâr duruşunu sonuna kadar kullanan koca tiplemelerinin zulümlerini, dinin bu hükümlerine fatura etmek büyük bir haksızlıktır. Yıllarca İtilmiş&#8217;le Kakılmış&#8217;ı, Üvey Baba&#8217;ları, içki içip kadın döven ayyaş kumarbaz karakterleri ekranlardan servis ederek, bu hastalıklı anlayışı istikbalde yürürlüğe konulacak projeler için olgunlaştırıp, yaygınlaştırdılar. Ne yazık ki Müslümanların aile yapısıyla asla bağdaşmayan insanî bile denemeyecek muameleleri müslüman mütedeyyin ailelere fatura ettiler. Ve maalesef de başarılı oldular…</p>
<p style="text-align: justify">Konumuza dönecek olursak geride delilleriyle izah ettiğimiz üzere din, erkeğe de kadına da aile içerisinde bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Her ikisi de aileye bir şekilde hizmet etmekle mesuldür, sadece sorumluluk alanları birbirinden farklıdır. En basit ifadeyle koca dışardan getirmekle, kadın içerde pişirmekle yükümlü, ikisi de bu hususta bir emek harcıyor; ancak günün sonunda aynı sofraya oturup aynı aşı paylaşıyorlar. Kadın ve erkeğin yaratılış itibariyle biyolojik, psikolojik ve fizyolojik yapısı da bunun böyle olmasını hikmetli kılmıyor mu zaten? Modern zamanları idrak ettiğimiz şu günlerde evin nafakasıyla tamamen erkeği mesul tutmakla Allah&#8217;ın kadınları nasıl kayırdığını tam anlamıyla idrak ve izah edemiyoruz belki; lakin bir yüz sene geriye gittiğimizde bu durum çok daha net anlaşılacaktır. Evin dış işlerinden, nafaka ve maişetinden sorumlu olmak demek; dışarda kazma kürekle çalışmak, öküzlerle çift sürmek, hayvanlarla yük taşımak, baltayla odun kırmak, orakla ekin biçmek vs. tamamen beden gücüne dayanan yorucu bir mesai gerektirmektedir. Yaz kış, yağmur çamur, sıcaklık soğukluk gibi olumsuz şartlar da hesaba katıldığında, bunun ne kadar yorucu ve yıpratıcı bir yükümlülük olduğu açıktır. İşte Allah bütün bu yükü biyolojik, psikolojik ve fizyolojik olarak buna müsait yarattığı erkeğe yüklemiş ve ona göre daha narin ve nahif yarattığı kadını bu meşakkatli alandan muaf tutmuştur. Anlayana bu fevkalâde büyük bir imtiyazdır. Hatta geriye gitmeye de gerek yok, bugün dahi birçok kadın için iş hayatı adeta bir çiledir. Özellikle büyük şehirlerde sabahın erken saatlerinde dakikalarca durakta beklemesi, tıklım tıklım dolu toplu taşıma araçlarına doluşarak işe gitmesi, akşama kadar birçok zorluğa göğüs germesi ve bu yorucu mesainin ardından da akşam tekrar aynı ulaşım araçlarıyla evine dönmesi bir kadına reva görülecek şey değildir. Ne var ki bunu bir ihsan olarak günümüz kadınlarına kabul ettirdiler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify">Kadının da çalışarak ailenin geçimine ortak olduğu evliliklerdeki karı koca sorumluluklarının taksimine gelince; buna tek düze bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü bazı kadınlar kocası razı olmadığı halde keyfi olarak çalışıyor, bazısı karşılıklı rıza ile çalışıp ailenin nafakasını birlikte üstleniyor, bir kısmı kocasının sorumsuzluğundan dolayı kerhen çalışmak zorunda kalıyor, bir kısmı &#8220;dini açıdan&#8221; meşru bir işte çalışıp ailesini ihmal etmezken, bir kısmı gayri meşru bir işte çalışıp evini de ihmal ediyor vs&#8230; Daha birçok farklı senaryodan bahsetmek mümkündür ve bunların her birine ayrı ayrı cevaplar vermek gerekiyor. Ancak burada her birini tasavvur ederek değerlendirmek yazının hacmini çok fazla büyüteceğinden sadece ilkesel olarak özetlemekle yetineceğiz.</p>
<p style="text-align: justify">Geride zikrettiğimiz ayet-i kerimelerden de anlaşılacağı üzere; kadının, çocukların kısacası ailenin yemesi, giyinmesi, barınması vb. bütün maişeti &#8220;nafaka&#8221; adı altında kocaya yüklenmiştir. Kadın &#8220;zengin olsa bile&#8221; hiçbir şekilde evin nafakasından sorumlu olmayıp, elde ettiği gelirde tamamıyla kendisine aittir. Bugün maalesef gerek anne-babaların, gerekse kocaların kadınları çalışıp para kazanmaya zorladığı bir anlayışın gitgide yaygınlaştığını görmekteyiz. Artık devir değişti denilerek kadınlara sorumlu olmadıkları böyle bir yük yüklemek, birçok münkerâtın kol gezdiği iş ortamlarına itmek son derece büyük bir vebaldir. Dolayısıyla kocanın keyfi olarak karısını dışarda çalışmak ve evin geçimi için para kazanmak zorunda bıraktığı senaryoların tamamında koca günahkâr olur. Bununla beraber karısından &#8220;ev hanımı standartlarında&#8221; bir ev içi hizmet beklemesi de adil olmaz. Çünkü evin hem iç hizmetini hem de dış hizmetini karısına yükleyerek ona zulmetmiş olur. Nitekim büyük şehirlere göçten önceki süreçte kadınların hem ev işlerine hem geçim derdine ortak edilmek suretiyle çok ağır ve meşakkatli bir muameleye maruz bırakıldığını geride yazmıştık.<a href="#_edn15" name="_ednref15">[15]</a></p>
<p style="text-align: justify">Kadının, kocasının kâfi derecede evin maişetini karşılayıp dışarda çalışmasına da razı olmadığı halde; popüler kültüre ayak uydurma, kariyer idealleri, yaşam standartlarını yükseltme vb. sâiklerle çalışmasına gelince; burada kadının da günahkâr olacağı açıktır. Çünkü koca Kur&#8217;an ayeti ile &#8220;kavvâm&#8221; yani evin reisi kılınmıştır ve karısı meşru taleplerini yerine getirmekle mükelleftir. Geride de geçtiği üzere Allahu Teâlâ: <strong>&#8220;Erkekler, kadınlar üzerine idareci ve hâkimdirler (…) Saliha kadınlar, itaatkâr olanlardır…&#8221;</strong><a href="#_edn16" name="_ednref16"><sup>[16]</sup></a> buyurmuştur. Yine Peygamberimize (s.a.s.) hangi kadın hayırlıdır, diye sorulduğunda: &#8220;Ona baktığı zaman kocasına mutluluk veren, bir şey istediğinde yerine getiren, nefsi ve malı hususunda, kocasının hoşuna gitmeyecek şekilde ona karşı gelmeyen kadındır.&#8221;<a href="#_edn17" name="_ednref17"><sup>[17]</sup></a> buyurmuştur. Dolasıyla kadın kocasının razı olmadığı halde dışarda çalışırsa günahkâr olur.</p>
<p style="text-align: justify">&#8220;Kocanın karısını çalışmaya mecbur ettiği&#8221; ve &#8220;kadının, kocasının rızası olmadığı halde çalıştığı&#8221; iki durumdan söz ettikten sonra son olarak karı kocanın karşılıklı rızasıyla kadının çalışması durumunu ele alalım. (Tabi kadının dinen meşru bir işte çalıştığını var sayarak değerlendirmede bulunduğumuzu ifade edelim, aksi halde karı-kocanın her ikisi de günahkâr olur.) Bu durumda karı-kocanın çalışma standartları, evde bulundukları saatler, çocuklarının olup olmaması vb. durumlar farklılık arz edeceğinden genelleme yapmak mümkün olmaz; ancak bazı ilkeleri öne çıkararak şunu söyleyebiliriz. Varsa çocuklarını mağdur etmeden, birbirlerine karşı karı-koca sorumluluklarını aksatmadan, kocanın kavvâm/ev reisliği vasfına, karının mahremiyetine halel getirmeden, örfen kınanmayacak, mürüvveti ihlal etmeyecek şekilde karı-kocanın kendi aralarında anlaşarak bir aile içi hizmet taksimi yapmaları uygun olacaktır. Bu hususiyetler gözetilip her ikisinin de razı olduğu bir iş bölümü yapmalarıyla meşru bir zemin oluşmuş olacaktır. Burada önemine binaen bir noktayı tekrar vurgulayalım; her şeyin müşterek olarak paylaşıldığı böyle bir ailede ekonomik bağımsızlık ve mesleki kariyer gibi vasıflara sahip olan bir kadının, kocasının kavvâm/ev reisliği sıfatını yok saymamaya ve mürüvvetine halel getirmemeye azami derecede dikkat etmesi gerekecektir. Zira bu denge kat&#8217;i naslarla kurulmuştur ve iş hayatında kazanılan hiçbir meziyet bu dengeyi bozmayı meşru hale getirmez.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Cinsiyet rolleri üzerine bir mülahaza</strong></p>
<p style="text-align: justify">Karı koca, ortak bir hayata talip olan, birbiriyle tamamlanan, iki gönül iki beden ama &#8220;tek bir bütün&#8221; olan iki insandır. Bir çift ayakkabı misali, ne kadar üstün meziyetli olursa olsun biri olmadan diğeri anlamsız, birini diğerinin yerine ikame etmek imkânsızdır. Sadece birbiriyle sükûnet bulsunlar diye<a href="#_edn18" name="_ednref18"><sup>[18]</sup></a> çift yaratılan bu iki insan unsurunun, birbiriyle rekabete zorlandığı bir anlayış, hiçbir şekilde insanî ve İslâmî değildir. Her geçen gün daha da bozulan bu dengenin ihya ve inşası, toplumun çekirdeğini oluşturan ailenin selameti için hayati önemi haizdir. Annenin işe, babanın işe, çocuğun kreşe gittiği, öğrenci evi gibi bir yapının ideal aile modeli olarak takdim edilmesini makul ve makbul karşılayamayız. Tek tip insan modelinde ısrar edelim demiyoruz; elbette kadınların var olduğu hatta bazen var olması gereken alanlar, meslek gurupları vardır. Muallim/müderris olup ders okutan, ticaret yapıp para kazanan, doktor-hemşire olup şifa dağıtan kadınlar tarih boyunca olmuştur, bugün de var olacaktır. Ancak bugün karşı karşıya kaldığımız ve tavır aldığımız şey bu değil. Bir ihtiyaçtan doğan veya bir zarurete binaen gelişen bir durum hiç değil. Tamamen küresel hegemonyanın fıtratı imha projesiyle karşı karşıyayız ve elimizdeki son kale İslâm&#8217;ın kadınlarıdır. Dolayısıyla kadınların &#8220;top yekûn&#8221;, ne fıtratlarıyla ne de dinimizle bağdaşmayan, erkeklerle &#8220;eşit&#8221; rol üstlendiği bir pozisyona sevk edilmesi, erkeklerin kadınlaşmaya, kadınların erkekleşmeye teşvik edilmesi, boşanmaların artıp, evliliklerin azalıp, nikâhsız hatta eşcinsel birlikteliklerin artmaya başlaması bizi düşünmeye sevk etmelidir. Dikkatli bir şekilde tetkik edildiği vakit görülecektir ki; bütün bu kötülüklerin temelinde kadın erkek cinsiyet rollerinin eşitlenmeye başlaması ve ilahi dengenin bozulması vardır. Şunu açıkça ortaya koyalım ki; feminizm, eşcinselliğin bir diğer ifadeyle lgbt&#8217;nin köprüsüdür. Onun için ne olursa olsun bu dengeyi korumaya memuruz. Kadın, kadın gibi; erkek, erkek gibi olmalı, fıtratına uygun davranmalıdır. Her halükarda karı-koca dinin kendilerine biçtiği rolü kabullenmeli, evliliği uhrevi bir yolculuk olarak görüp, hiçbir şekilde gocunmadan kendi sorumluluk alanlarında birbirlerine hizmeti ibadet telakki etmelidir. Ta ki yüklenmiş oldukları yük zahmet olmaktan çıkıp rahmet olmaya dönüşsün. Her iki taraf da kendi sorumluluklarını bilip gereğince hareket ettikten sonra; gün olur koca ev işlerinde karısına yardım eder, gün olur kadın kocasına maddi anlamda destek olur. Dinamik olan hayat hep aynı hal üzere devam etmez, kendi sorumluluk alanlarında yetersiz kaldıkları noktada karı koca birbirine yardımcı olup, birbirinin yükünü elbette hafifletecektir. Buna mani bir durum olmadığı gibi tasvip ve teşvik edilen bir şeydir.</p>
<p style="text-align: justify">Yeri gelmişken yine son derece yanlış bir yaklaşıma daha açıklık getirmek istiyorum. Biz burada karı-kocanın uhrevi sorumluluğu anlamında meseleyi ele aldık ve naslar üzerinden temellendirdik. Dolayısıyla Peygamberimiz&#8217;in (s.a.s.) ayakkabısını dikmesi, elbisesini yamaması kabilinden yapılan rivayetler <em>&#8220;vücub&#8221;</em> ifade etmez <em>&#8220;nedb&#8221;</em> ifade eder. Yani bütün erkeklere uhrevî bir sorumluluk yüklemez; ancak güzel bir haslet olarak teşvik edilir ki bunun da altını çizdik. Çünkü Peygamberimiz&#8217;in (s.a.s.) her yapmış olduğu şeyi bütün erkeklere vacip kılmak için ayrıca bir karine olması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify">Bir başka dikkat çekeceğimiz nokta da şudur; bu hükümler bizim için başımızı önümüze eğmemiz, sumen altı etmemiz, görmezden gelmemiz gereken şeyler asla değildir. Allahu Teala Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de açıkça <strong>&#8220;…Kadınların da yükümlülüklerine denk belli hakları vardır; ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler…&#8221;</strong><a href="#_edn19" name="_ednref19"><sup>[19]</sup></a> <strong>&#8220;Erkekler, kadınlar üzerine kavvâm/idareci ve hâkimdirler.&#8221;</strong><a href="#_edn20" name="_ednref20"><sup>[20]</sup></a> buyurmuştur. Hal böyleyken, kendi gettolarında kabile kafasıyla düşünen feministlerin tahrikleriyle bu taşları yerinden oynatmaya kalkamayız. Hayatı sadece dünyadan ibaret gören bir anlayışla, ebedi hayatımızın akıbetini belirlemek üzere imtihan icabı konulmuş sınırlarla kavga edemeyiz. Bu rol ve sorumlulukların sadece dünya imtihanının bir parçası olduğu, Allah katında üstün olmanın yegâne ölçüsünün ise ancak takva; yani &#8220;Allah&#8217;ın emir ve yasaklarına azami düzeyde hassasiyet göstermek&#8221; olduğu bilinciyle hareket etmeliyiz. Bugün Hz. Aişe (r.a.) annemiz gelse yeryüzünde nefes alan bütün erkeklerden daha üstündür de, âlimdir de; ancak mihraba geçip namaz kıldıramaz, minbere çıkıp hutbe okuyamaz.  Dolayısıyla eşitlik, özgürlük gibi gayri İslami arayışları kap bulaşığı gibi kafamızdan söküp atmalıyız. Çünkü iman, hakkı hak bilip ittiba etmeyi; bâtılı, bâtıl bilip ictinab etmeyi/sakınmayı gerektirir.</p>
<p style="text-align: justify">Son olarak <strong>&#8220;zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi&#8221;</strong> kaidesi, sınırları kat&#8217;i naslarla çizilmiş meseleler için söz konusu olamaz; ancak hakkında nas bulunmayıp içtihatla belirlenen meseleler hakkında caridir. Bu mesele ise görüldüğü gibi açık bir biçimde Kur&#8217;an ayetleriyle sabit olmuştur. Kadın, atomu da bölse, kansere ilaç da bulsa, Afrika&#8217;nın bütün açlarını da doyursa; Allah erkeğe &#8220;kavvâm&#8221; demiştir. Bunlar ancak Allah&#8217;ın çizdiği sınırlar içinde hareket eden bir kadın için birer meziyet ve üstünlük nişanesidir, aksi halde hiçbir ehemmiyeti yoktur. Allah dileseydi hastalığı ve fakirliği yaratmazdı. Ve kullarından da fakirliği ve hastalığı ortadan kaldırmak gibi bir talepte de bulunmamıştır. Şu dünyada bulunmamıza sebep teşkil eden tek bir gaye vardır; o da Allah&#8217;a kulluktur. Allahu Teala <strong>&#8220;Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.&#8221;</strong><a href="#_edn21" name="_ednref21"><sup>[21]</sup></a> buyurarak bunu açık bir biçimde bildirmiştir. Şu halde önceliğimiz her zaman Allah&#8217;ın koyduğu sınırları muhafaza etmek ve o sınırlar içerisinde kalmaya çalışmak olacaktır. Bununla birlikte zamanın getirdiği yeni ufuklara açılmamız anlamlı hale gelecek ve bir değer ifade edecektir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>&#8220;Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık (…) Muhakkak ki Allah katında en değerli ve üstün olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.&#8221;</strong><a href="#_edn22" name="_ednref22"><sup>[22]</sup></a></p>
<p style="text-align: justify">
<p style="text-align: justify">Mesut Özbilir/  09.04.2023</p>
<hr />
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> İbn Mâce, Nikâh, 1.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> es-Serahsî, el-Mebsût, XV, 62; İbn Nüceym, el-Bahru&#8217;r-Raik (Dâru İhyâi&#8217;t-turasi&#8217;l-ârabî, Beyrut, 2015) IV, 282.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> es-Serahsî, el-Mebsût, XV, 62.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> el-Buhârî, Kitâbu fezailu&#8217;l-eshâb 9 (3705); Kitâbu&#8217;n-nefakât, 6 (5361); Müslim, Kitâbu&#8217;z-Zikr, 80 (6915).</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> el-Âynî, <em>Ûmdetü&#8217;l-Kârî</em>, (Dâru&#8217;l-kütübi&#8217;l-îlmiyye, Beyrut),  XXI, 29; İbn Hacer, <em>Fethu&#8217;l-bârî</em> (er-Risâletü&#8217;l-âlemiyye, Beyrut, 2013), XVI, 351.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> İbnü&#8217;l-Hümam, <em>Fethu&#8217;l-kadîr</em>, IV, 349; İbn Nüceym, el-Bahru&#8217;r-Raik, IV, 282.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> es-Serahsî, <em>el-Mebsût</em>, XV, 62; İbn Nüceym, <em>el-Bahru&#8217;r-Raik</em>, IV, 282.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> el-Buhârî, İtak 17 (2554); Müslim, İmare 20 (4724).</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> 4/en-Nisâ 19.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Ebû Bekir el-Cessâs, <em>Ahkâmu&#8217;l-Kur&#8217;ân</em>, II, 138.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> en-Nisâ 34.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> Ebû Bekir el-Cessâs, <em>Ahkâmu&#8217;l-Kur&#8217;ân</em>, II, 236.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> 2/el-Bakara 233.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Ebu Bekr el-Cessâs, <em>Ahkâmu&#8217;l-Kur&#8217;an</em>, I, 494.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> &#8220;Kadınlara ev hanımı rolü biçilmesi dini değil örfidir&#8221; başlığına bakınız.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> 4/en-Nisâ 34.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> Ahmed b. Hanbel, <em>el-Müsned</em>, XII,383; XV, 360; 411; en-Nesâi, es-Sünenü&#8217;l-Kübra (Müessesetü&#8217;r-Risâle, Beyrut, 2001), V, 161.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref18" name="_edn18">[18]</a> &#8220;Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun ayetlerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.&#8221; 30/Rûm, 21.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref19" name="_edn19">[19]</a> 2/el-Bakara 228.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref20" name="_edn20">[20]</a> 4/en-Nisâ 34.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref21" name="_edn21">[21]</a> 51/ez-Zâriyât 56.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="#_ednref22" name="_edn22">[22]</a> 49/el-Hucurâ 13.</p><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/kadinlar-ev-isi-yapmak-zorunda-degildir-soyleminin-tahlili-ve-cinsiyet-rolleri-uzerine-bir-mulahaza/">“Kadınlar ev işi yapmak zorunda değildir” söyleminin tahlili ve cinsiyet rolleri üzerine bir mülahaza</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/kadinlar-ev-isi-yapmak-zorunda-degildir-soyleminin-tahlili-ve-cinsiyet-rolleri-uzerine-bir-mulahaza/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EVLİLİĞİN DE DEMLENMEYE İHTİYACI VARDIR</title>
		<link>https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-aile/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=evlilik-aile</link>
					<comments>https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-aile/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mesutozbilir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2023 17:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Evlilik & Aile Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[geçimsizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://mesutozbilir.com.tr/?p=54</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evliliğin de çay gibi demini alması gereken bir süreye ihtiyacı vardır. Evlendikten 6 ay/1-2 sene sonra baş gösteren takışmalara aldanarak &#8220;bu hep böyle gitmez&#8221; tavrına bürünmeden pürüzleri zamana yayarak törpülemeye çalışmak gerekir. Ayrı dünyalara ait iki insanın aynı evde anne-baba ve kardeşlerinden çok çok daha yakın bir ilişki içinde yaşamaya başlaması fevkalade büyük bir değişimdir. ... <a href="https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-aile/" class="more-link">Devamını oku<span class="screen-reader-text"> "EVLİLİĞİN DE DEMLENMEYE İHTİYACI VARDIR"</span> &#187;</a></p>
<p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-aile/">EVLİLİĞİN DE DEMLENMEYE İHTİYACI VARDIR</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xdj266r x126k92a">
<blockquote>
<div dir="auto">Evliliğin de çay gibi demini alması gereken bir süreye ihtiyacı vardır.</div>
</blockquote>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Evlendikten 6 ay/1-2 sene sonra baş gösteren takışmalara aldanarak &#8220;bu hep böyle gitmez&#8221; tavrına bürünmeden pürüzleri zamana yayarak törpülemeye çalışmak gerekir. <strong>Ayrı dünyalara ait iki insanın aynı evde anne-baba ve kardeşlerinden çok çok daha yakın bir ilişki içinde yaşamaya başlaması fevkalade büyük bir değişimdir. Dolayısıyla da bu iki farklı karakterin etkileşimleri bir takım reaksiyonlar doğuracaktır.</strong> Hemen &#8220;niye böyle şeyler oluyor, yanlış bir seçim mi yaptık?&#8221; moduna girmek doğru değildir.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">İnsan kusurlarıyla birlikte insandır ve hiç bir insan kusurdan münezzeh değildir. Bu sebeple bazı kusurları, istenmeyen huyları gidermek mümkün değilse de zamana yayarak minimize etmek, en azından sizi yaralayıcı sivriliklerini törpülemek mümkündür.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<p dir="auto">Bu noktada evlilik işini 18-24 yaş arasında halletmenin önemine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü bu yaşlarda kişilik tam olarak kemikleşmemiştir, uyuma daha elverişlidir; ancak 30&#8217;lara doğru gittikçe artık karakter kemikleşir, belli bir kişilik oluşur ve kendisinden asla ödün vermek istemeyen iki ferdin uyumu çok çok zor hale gelmiş olur. Nasıl ki iki cisim yumuşakken birbirlerine sürtündükçe köşeler, sivrilikler ovalleşir ama sert cisimler sürtündükçe kırılır veya kıvılcım çıkarır; işte insan da böyledir, yaş ilerledikçe sertleşir ve eşiyle uyum sağlaması zor hale gelir.</p>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<blockquote>
<div dir="auto">Burada muhtemel bir itiraza da cevap vermek istiyorum. <strong>&#8220;Bekar insan kaç yaşına gelirse gelsin evlilik hususunda olgunlaşamaz; sadece kartlaşır. İnsanı olgunlaştıran evli olmanın sorumluluğu ve sırtına yüklediği yüktür.&#8221;</strong> Bazı klişeleri istisna edersek her evlilik kendi içinde yeni bir tecrübedir, çünkü her insan ayrı bir âlemdir. Bu sebeple her çift kendi sorunlarını tespit edip, yüzleşip, onları mümkün olduğunca gidereceği veya asgari düzeye indireceği ya da en azından birlikte yaşanabilir bir forma sokacağı bu süreci tabii karşılamalı, titizlikle ve sabırla yönetmelidir. Ta ki evlilik demini alsın&#8230;</div>
</blockquote>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Hasılı; günümüzde artık evlilik racon kesilecek bir mahal değildir. Evet, ilkelerimiz, bazı kırmızı çizgilerimiz olacak, rollerimizi birbirine karıştırmayacağız; ancak evliliğin kuru kabadayılığı ve hanımağalığı kaldıracak bir yapı olmadığını da bileceğiz. Uhulet ve suhuletle bu hayat yolculuğunu birlikte sürdürmeye gayret edeceğiz&#8230;</div>
</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Mesut Özbilir</div>
<div dir="auto">22 Ocak 2023/Twitter</div><p>The post <a href="https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-aile/">EVLİLİĞİN DE DEMLENMEYE İHTİYACI VARDIR</a> first appeared on <a href="https://mesutozbilir.com.tr">Mesut Özbilir</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://mesutozbilir.com.tr/evlilik-aile/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
